logo

Bütün peygamberlere selâm olsun!

Zünnûn, Yûnus peygamberin lakabıdır. Balık tarafından yutulduğu için kendisine Zünnûn lakabı verildiği söylenir. Putlara tapan Ninevâ (Ninova) halkını tevhid dinine davet etmekle görevlendirilmiş olan Hz. Yûnus, halkı uzun süre dine davet etmesine rağmen kendisine çok az kimse iman etmişti. Bu durum karşısında ümidini yitiren Yûnus, kavmine kızmış, onların başına gelecek bir musibetten kendisini kurtarmak için gemiye binip şehirden uzaklaşmıştır. Bindiği gemi, yükünün fazla olması sebebiyle batmaya yüz tutunca geminin yükünü hafifletmek üzere çekilen kura neticesinde denize atılmış ve bir balık tarafından yutulmuştur. İşte Yûnus’un karanlıklar içinde yaptığı duadan maksat bu balığın karnında iken yaptığı duadır. Yüce Allah Yûnus’un duasını kabul ederek onu bu sıkıntıdan kurtarmış, balık onu hasta bir halde açık bir yere bırakmıştır; Yûnus iyileştikten sonra tekrar kavmine dönmüştür. Kendilerinden ümit keserek terkettiği kavmi ise, sonunda gerçeği görerek putperestliği bırakmışlar, tövbe edip Allah’ın birliği inancına döndükleri için azaptan kurtulmuşlardır.  Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 697

Balık sahibini de (Yunus’u da an)!* Hani o, kendisine gücümüzün yetmeyeceğini sanarak öfkeyle çekip gitmişti.* Karanlıkların* içinde şöyle dua etmişti: “(Rabbim)! Senden başka ilah yoktur; sen yücesin. Şüphesiz ki ben haksızlık edenlerden oldum.” Enbiya 87 / Mehmet Okuyan Meali

Biz de onun çağrısına karşılık verdik. Ve derdini yok ettik. Ve katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir öğüt olmak üzere, kendisine ehlini ve onlarla birlikte bir mislini daha verdik. Enbiya 84 / Erhan Aktaş Meali
Kulumuz Eyüp’ü de hatırla! Hani Rabbine “Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve eziyet verdi.” diye seslenmişti. Sad 41 / Mehmet Okuyan Meali
Ve Eyyub’u (da an ki) o: “Ey Rabbim, dert beni buldu; ama Sen merhametlilerin en merhametlisisin!” diye yakarmıştı. Enbiya 83 / Muhammed Esed Meali

Süleyman Aleyhisselâm, sıhhat bulup tekrar hükmetmeye başlayınca, Cenab-ı Hak’ka niyazda bulunarak (Dedi ki: Yarabbi. Beni bağışla) çünkü insanlık icabı bir hata söz konusudur. Ve en iyi olanı terk ihtimali mevcuttur. Nitekim: “Hayır sahiplerinin iyilikleri, Allah dostlarının günahları durumundadır.” denilmiştir. Yani: Allah dostu olan peygamberlerin ibadet ve taatları fevkalâde bir samimiyet ve manevî bir zevk ile olduğu için buna cüz’i bir muhalefet bile o büyük zatlarca bir kusur gibi görülerek ondan dolayı Allah’ın affına sığınırlar, yoksa onların bağış talebinde bulunmaları kendilerinin bir günah işlemelerinden dolayı değildir, (ve) Hz. Süleyman şöyle de bir niyazda bulundu ki: Yarabbi. (bana bir mülk bağışla ki, benden sonra hiçbir kimseye lâyık olmasın.) yani: Bana harikulade bir kabiliyet ver, peygamberliğe sahip olduğumu gösterir bir mucize ihsan buyur ki: Peygamberliğe sahip olmayan kimselere öyle harikulade bir nimet, bir şeref ve şân ihsan buyurulmamış olsun, bu ayrıcalıkla benim peygamberliğim kuvvetlenerek hâkimiyeti güçlü bir şekilde icra edeyim Allah’ın dinini yaymaya muvaffakiyetim fazlasıyla tecelli etsin, (şüphe yok ki) Yarabbi. (sensin çok bağışlayan sensin.) Senin kullarını af ve lütfa kavuşturman da sırf senin çok ihsan edici olmandan doğmaktadır. Şimdi benim de bu istirhamımı lütfen kabul buyur, ey kerim olan mabudum! Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri

“Rabbim!” demişti, “Günahlarımı affet, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; çünkü sen lütuf sahibisin!” Sad 35 / Muhammed Esed Meali

Hz. Süleyman, karıncanın bu pek hayırlı ihtarını işitince hayrete düştü. (Artık onun sözünden) şefkatli, takdir edici ifadesinden dolayı (gülercesine) yani: Fazlaca (tebessüm etti) çünkü bir karınca olduğu halde kendisine mahsus fasih bir lisan ile arkadaşlarına hitap ettiği, onların haklarında şevkat gösterdiğini ve Hz. Süleyman ile ordusunun zulmen ve kasden değil, bilmeden bir zarar verebileceklerini karıncalar ihtar eylediğini görünce Cenab-ı Hakk’ın dilediği mahlûklarına ne kadar mühim kabiliyetler vermiş olduğunu düşünerek bir gönül ferahlığına kavuştu, (ve) Kendisinin de harikulade bir bilgiye, hayvanların sözlerini anlamak kabiliyetine erişmiş bulunduğundan dolayı (dedi ki: Yarabbi.) ey bana lütuf ve ihsan t bol olan Kerem sahibi yaratıcım!. (Bana ilham, buyur) Muvaffakiyet ver (bana ve anama babama vermiş olduğun nimetine şükür edeyim) yani: İhsan buyurduğun nimetin kadrini, kıymetini bileyim, o nimeti, ona olan ihtiyacımı göstermek suretiyle kabul edeyim ve o nimetten dolayı hakiki nimet verici olan Cenab-ı Hak’ka, cömertlik ve keremini hatırlayarak övgüde ve hürmette bulunayım. İşte şükür vazifesi bu üç şeye riayetle meydana gelmiş olur. Hz. Süleyman’ın bu duası şunu da gösteriyor ki: Bir kimsenin anasına, babasına ait bir nimet de, kendisine ait bir nimet durumundadır.

Binaenaleyh ondan dolayı da Cenab-ı Hak’ka şükür etmelidir, (ve) Süleyman Aleyhisselâm, duasına devam ederek dedi ki: Ey Allah’ım!, (senin razı olacağın iyi amelde bulunayım.) Bazı güzel ameller vardır ki, samimiyete iyi niyete bağlı olmasa haddizatında övgüye ve Allah’ın rızasına lâyık olamaz. Gösteriş için yapılan ibadetler, sadakalar gibi. İşte o Yüce Peygamber bunu da işaret için Allah’ın rızasına uygun olan iyi işler yapmak niyazında bulunmuştur. Ve buna muvaffakiyetin ise ancak ilâhi bir lütuf sayesinde mümkün olacağına işaret için buyurdu ki: (Ve beni rahmetle iyi olan kulların arasına kat.) Yani: beni de Ibrahim, Ishak, Yakup Aleyhimmüselâm gibi ve diğer Peygamberler gibi gerçekten iyi hal ile, günahsızlıkla vasıflanmış bulunan zatların zümreleri arasında cennetine kavuştur. Ibni Abbas Hazretlerinden rivayet edildiğine göre Süleyman Aleyhisselâm bu duasıyla bunu kastetmiştir. Hz. Süleyman’ın bu duası, şunu da gösteriyor ki: iyi hale kavuşmak da, cennete girmekte ancak Hak Teâlâ’nın bir fazlı ve rahmeti ile mümkündür, yoksa kulların hak etmeleri ile değildir. Deniliyor ki: Peygamberler, masum oldukarı için onların dereceleri iyi kimselerin derecelerinden üstündür. 0 halde neden böyle bir temennide bulunmuşlardır. Cevaben de deniliyor ki. Bundan maksat, olgunluk sahibi kimselerdir ki, onlar, Allah Teâlâ’ya isyan etmezler, bir günah, işlemek kastında da bulunmazlar. Bu ise, yüce bir derecedir ki, ancak Peygamberlerde görülür. Binaenaleyh böyle bir duada bulunan zat, Peygamberler zümresi arasında bulunmayı niyaz etmiş olur ve o zümrenin makamının yüceliğine işaret etmiş bulunur. Ve bu mübarek dua gösteriyor ki: Bir zat, masum olsa da yine Cenab-ı Hakk’ın korumasına ihtiyaçtan uzak kalamaz. Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri

ve dedi ki: Rabbim; bana ve ana babama verdiğin nimete şükürde ve hoşnut olacağın şeyi yapmakta beni muvaffak kıl ve rahmetinle beni salih kullarının arasına kat. Neml 19 / İbni Kesir Meali
Rabbim! Beni yalnız bırakma! Sen vârislerin en hayırlısısın. Enbiya 89 / Mehmet Okuyan Meali

Bu mübarek âyetlerde hayırlı, salih evlâdın birer nîmet olduğunu, bu gibi evlâdı temenninin caiz bulunduğunu göstermekte, ve halisane duaların kabul olacağına işaret etmektedir. Şöyle ki: (O vakit) Hz Meryem’in o müstesna durumunu gören ve ihtiyar bir halde bulunan (Zekeriya) Aleyhisselâm (Rabbine dua ederek dedi ki: Yarabbi! Bana kendi tarafından) normal sebeplere muhtaç olmaksızın sırf kendi kudretinle (pek temiz bir zürriyet) pek salih bir oğul (bağışla) ihsan ve lüft eyle. Hanne’ye ihtiyarlığı halinde öyle mübarek bir çocuk verdiğin gibi bana da vermek lütfunda bulun. (Şüphe yok ki) Yarabbi! (sen duayı hakkiyle işîticisin) duaları kabul buyurursun, benim bu duamı da lütfen kabul buyur -bu duamı-re d ile benim ümidimi boşa çıkarma. Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri

“Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin” dedi. Ali İmran 38 / Diyanet İşleri Kur’an-ı Kerim Türkçe Meali
 Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz ki Allah kulları görendir. Mümin 44 / Mehmet Okuyan Meali
Şüphesiz ki sen bizi görensin. Taha 35 / Mehmet Okuyan Meali
Seni çok analım! Taha 34 / Mehmet Okuyan Meali
Ki Seni çok tesbih edelim. Taha 33 / Kerim Kur’an Erhan Aktaş
 
Bana, yakınlarımdan bir yardımcı ver. Taha 29 / Kerim Kur’an Erhan Aktaş
ki anlasınlar beni! Taha 28 / Mustafa İslamoğlu Meali
Düğümü çöz dilimden, Taha 27 / Mustafa İslamoğlu Meali
Kolaylaştır işimi; Taha 26 / Mustafa İslamoğlu Meali
Rabbim! Göğsüme genişlik ver. Taha 25 / Mustafa İslamoğlu Meali
RahmânRahîm olan Allah’ın adıyla.

(Bunun üzerine) Hz. Musa da (oradan) o bulunduğu Mısır şehrinden (korkarak ve gözeterek çıktı) nefsi hakkında Firavun’un adamlarından korkuyor, kendisini o dinsizlerin takip edeceklerini düşünerek her tarafa bakıp duruyordu. Sonra da Cenab-ı Hak’ka dua ve niyazda bulunarak (yarabbi beni o zalim olan kavimden kurtar dedi) böyle niyaz ve yakarışta bulundu Allah’ın korumasına sığınmış oldu. Kerem sahibi yaratıcı da onun bu duasını kabul buyurdu. O mübarek zat, tam bir güvenle Medyen şehrine doğru yürümeğe başladı. Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri

Ey Rabbim! Beni, zalim toplumdan kurtar. Kasas 21 / Bayraktar Bayraklı Meali

Musa Aleyhisselâm şöyle dedi ki: Yarabbi! Ben şüphe yok ki nefsime zulmettim) bana emretmediğin bir ölüme sebebiyet verdim, o maktul, her ne kadar kâfir, belki de düşman olduğu için onu öldürmek mubah olsa da bir emir almadan öyle şeyi yapmasını Hz. Musa, bir zulüm bir cinayet saymış (artık beni bağışla) yarabbi! Beni hesaba çekme diye niyazda bulunmuştur. İşte Cenab-ı Hak’kın dinî hükümlerine her şekilde boyun eden zatlar, kendilerinden çıkan bir hatayı bile büyük bir günah gibi kabul ederek Allah’ın affına sığınırlardı, (bunun üzerine) Bu niyaz ve yakarışı müteakip, o Kerim Yaratıcı da (onu) Hz. Musa’yı (bağışladı) onu, duasi sebebiyle bağışladığını kendisine müjdeledi, (muhakkak ki, çok bağışlayan) Kullarının günahlarını çok affeden ve bağışlayan ve onlara (çok merhamet buyuran O’dur 0) evet., o kerim, rahim olan Allah Teâlâ’dır. İşte bunun içindir ki, Hz. Musa da Allah’ın affına kavuşmuş, ve bu öldürme hâdisesinden dolayı bir sorgulamaya mâruz kalmamıştır. Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri

“Rabbim, ben nefsime zulmettim, beni bağışla!” dedi. (Allah) onu bağışladı. Çünkü O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir. Kasas 16 / Süleyman Ateş Meali

Değişimin ilk adımı, günahınız ne olursa olsun kusurlarınızı kabul etmek, Allah’a yönelmek ve günahlarınızı itiraf edip O’na tövbe etmektir. (*)

Şuayb Aleyhisselâm da kavminin öyle cahilce ve inatçı sözlerine karşı onlara pek yumuşakça, hikmetli bir tarzda hitab ederek (dedi ki: Ey kavmim!.) bana (haber veriniz) bir kere güzelce düşününüz (eğer ben Rab’bim tarafından bir açık delil üzere isen) ben açık bir kanıta, parlak bir delile kavuşmuş isem (ve beni) o Kerem Sahibi Rab’bim (kendi tarafından güzel bir rızk ile rızıklandırmış ise) yani: Bana helâl nîmetler vermiş, beni peygamberliğe, hikmete, manevî ve maddî bereketlere kavuşturmuş ise artık benim hakkımda öyle yanlış iddialarda bulunur musunuz?. Benim size olan tebligatımı akıl ve hikmete aykırı görür musunuz?. Benim bu tavsiyelerimi bir vesvese eseri telâkki eder misiniz?. Veyahut ben o kadar ilâhî lütfa kavuştuğum halde ben o Kerem Sahibi Yaratıcının vahyine aykırı hareketde bulunabilir miyim?. Onun emr ve yasağını telkinden geri durabilir miyim?. Ne için siz benim bu vaziyetini! Takdir edemiyorsunuz?. (Ve) Ey kavmim!, (size yasak ettiğim şey hususunda size muhalefet etmek istemem) Sizin yerine getirmekle mükellef olduğunuz şeyleri ben de gözetirim, size yasak ettiğim şeyleri ben de işlemem. Meselâ: Siz insanların hukukuna tecavüzden men olunduğunuz gibi ben de size muhalif olarak öyle bir tecavüzde bulunmaya selâhiyet sahibi değilim. Hepimizin de dinî hükümleri, kamu haklarını gözetmemiz lâzımdır. (Ben isem başka değil, gücüm yettiği kadar ıslâh isterim) sizlere emrettiğim ve yasakladığım şeyler ile sizin iyi hâl sahibi olmanızı temenni eder, bu husûsda gücüm nisbetinde çalışırım, başka bir şey istemem. Benim öğütlerim, tavsiyelerini, iyiliği emretmem ve kötülüğü yasaklamam sırf sizin fâideleriniz içindir. Benim bu hususta sizi zorlamaya gücüm ve kudretim yoktur. (Ve benim muvaffakıyyetim) Hak’ka, sevaba kavuşmam (ancak Allah Teâlâ iledir.) O Yüce Yaratıcının yardımı, ve lütfü iledir. Ben (yalnız ona) o kerem sahibi mabuda (tevekkül ettim) bütün işlerimde ona dayandım ve sığındım, başkasına değil. Çünkü her şeye gücü yeten o’dur, başkası değildir, (ve) ben (ancak o’na) o ezelî yaratanıma (dönerim) o’na yönelirim, onun lütf ve yardımına, ilâhî gözetimine girerim. Ondan başka sığınak ve barınak yoktur. Şüphesiz buna inanıyoruz… Hz. Şuayb bu pek yüce hitabeleriyle evvelâ: insanları Allah’ın birliğine davet ederek onlara ilâhî hakları gözetme yolunu göstermiştir.

İkincisi: Herkese nefisleri hakkında yapacakları muameleyi, yani: ibâdet ve itaatte bulunarak kendilerini ilâhî azaptan kurtarmak yolunu bildirmiştir. Üçüncüsü de: insanların hukukuna, Islahına riâyet ve hizmet edilmesi lüzumunu bildirerek bir cemiyetin dayanışma içinde olmasını, hukuka riayetkar karşılıklı şefkat ve merhametle vasıflanmış bulunmasını emr ve tavsiye etmiştir. Evet.. O Yüce Peygamber, öyle pek yüce hitabede bulunmuştur. Onun bütün bu açıklamaları, hikmet sahibi ve yumuşak huylu bir insana yakışır tarzda tatlı ve yumuşaktır. Kendisi… ikiyüzlü sofluk şüphesinden tamamen uzak, mütevâzi bulunuyordu. Hiçbir hususta kendi şahsına ve fâni varlıklara itimat değil, ezelî ve kerîm olan Allah Teâlâya tevekkül edilmesinin ve iltica sığınılmasının lüzumunu beyan buyurmuştu. Kısacası O mübarek Peygamberin bütün hitabeleri, insanlığı İkâz ve irşâd için en güzel, en hikmetli bir mâhiyetde bulunmuştu. Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri

Başarmam ancak Allah’ın yardımı iledir. Yalnız O’na güvendim ve yalnız O’na yöneleceğim. Hud 88 / Mehmet Okuyan Kur’an Meal-Tefsir

Hz. Şuayb, kavminin dinine dönmenin asla caiz olamayacağını ifâde için demiştir ki: (Eğer Allah Teâlâ bizi ondan) O kavmin bâtıl dininden, (kurtardıktan sonra) ondan koruduktan ve ona evvelce girmiş olan bir takım kimseleri de ondan uzaklaştırarak İslâm dinine soktuktan sonra (sizin milletinize) dininize, yani küfr ve şirke (döner istek muhakkak Allah’a karşı yalan yere) büyük bir yalan olarak (iftirada bulunmuş oluruz.) çünkü o takdirde Allah Teâlâ’nın ortak ve benzeri olduğunu iddia etmemiz lâzım gelir ve İslâmiyet in hak bir din olmayıp bâtıl olduğuna ve o müşriklerin dinlerinin de Hakka yakın olduğuna inanmış olmamız gerekir. Bu ise en büyük bir yalandır, en muazzam bir iftiradır. Binaenaleyh (Bizim için on’dan) İslâm dininden hiçbir vakit (dönmek olamaz.) öyle hakikî bir din, nasıl terk edilebilir!. (Ancak, Rabbimiz olan Allah Teâlâ dilemiş o başka) O Kerem Sahibi mabudumuz, bir kulunun sefil olmasını, dinden dönmesini hikmet gereği dilerse onun irâdesi, kazası tecelli eder. Ona kimse mâni olamaz. Fakat bizim (Rabbimiz) sahibimiz, varlığımızın terbiyecisi, rablık sıfatıyla vasıflanmış olan Yaratıcımız, hakikî müslümanların dinden dönmelerini katiyyen dilemez. O (her şeyi ilmiyle kuşatmıştır.) onun ilmi pek geniştir. Binaenaleyh kullarının kararlarını, niyetlerini, güzel itikatlarını da bilir, her biri hakkında lâyık olan şeyleri takdir buyurur. Artık öyle İlim ve kerem sahibi olan bir yüce mâbud, bizim gibi doğru yola ve kurtuluşa eriştirdiği kullarının imândan çıkıp küfre düşmelerini diler mi?. Bu onun lütuf ve merhametinden dolayı meydana gelemez. Biz de dinimizde sabit olmamız hususunda (Allah Teâlâ’ya tevekkül etmişizdir.) bizi şirkten koruyarak hakkımızda nimetlerini tamamlaması için o Kerem Sahibi Yaratıcıya sığınmış bulunmaktayız. Hz. Şuayb, kavminin imân etmeyeceklerini anlayarak ümitsizliğe düşünce de dua ederek demiştir ki: (Ey Rabbimiz!. Bizim aramızla) O hakkı kabul etmeyen, bizleri de saptırmak isteyen o kâfir (kavmimizin arasında hak ile hükmet) her iki gurubun haline uygun bir şekilde adaletle hükmet veya bizim durumumuzu ortaya çıkar, bizim ile o müşrik kavim arasındaki fark meydana çıksın, (ve sen hükmedenlerin en hayırlısısın.) Yarabbi. Senden başka adaletle, yerli yerinde hükmeden, hakikatları ortaya çıkaran bir fatih, bir hâkim yoktur. Buna inancımız tamdır!. Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri

Ey Rabbimiz, bizimle kavmimizin arasındaki işi gerçekle açığa çıkar. Muhakkak ki sen gerçekleri açığa çıkaranların en üstünüsün! Araf 89 / Bayraktar Bayraklı Meali

Yûsuf Aleyhisselâm, muhterem babasına kavuştuktan sonra Hak Teâlâ Hazretlerine şükretmeye başlayarak bir manevî zevk ile dedi ki: (Ya Rabbi. Muhakkak ki, sen bana mülkten verdin) beni bu yerde mülk ve servete erdirdin, Mısır gibi büyük bir ülkenin maliye bakanı yaptın (ve hâdiselerin bir kısım yorumunu bana öğrettin) yani: Beni sâdık rüyaları tâbire muvaffak kıldın veyahut ilâhî kitaplarını açıklamaya, sırlarını keşfedip anlatmaya. Peygamberlere âit sünnetlerin gizliliklerini tâyin edip öğretmeye selâhiyetli kıldın. (Ey göklerin ve yerin Yaratıcısı!.) Ey bunları yoktan var etmiş olan Hikmet Sahibi Yaratıcı!. (Benim dünyada da, âhirette de veliyî nimetim sensin) bütün işlerime sahip ve hâkim olan, beni nimetlere kavuşturan ancak senin yegane zâtındır. (Beni müslüman olarak öldür) benim ruhumu, senin dinine her şekilde hizmetçi, tam bir samimiyet ve teslimiyet ile vasıflanmış olduğum halde al (ve beni salihlere kavuştur) baba ve dedelerimden veya bütün mü’minlerden dinlerine son derece bağlılıkla vasıflanmış zâtlar topluluğuna beni de kat. Nitekim haddizatında öyle olmuştur. Hz. Yûsuf bu duasıyla müslümanlığın ve durumu düzeltmenin ne kadar temenniye lâyık olduğunu göstermiş, ve bizler için de dâima böyle bir duada bulunmanın lüzumuna işarette bulunmuş demektir. Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri

Ey Rabbim, Sen bana mülkten bir nasip verdin ve bana rüyaların tabirinden bir ilim öğrettin. Gökleri ve yeri yaratan Rabbim, dünya ve ahirette benim velim Sensin! Benim ruhumu müslüman olarak al ve beni iyiler arasına kat!” dedi. Yusuf 101 / Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Tefsiri

Bu mübarek âyetler de Hz. Yûsuf un ahlâk temizliğini korumak için Cenâb-ı Hak’ka dua ve niyazda bulunup öyle kadınların gayrimeşru arzularına uymaktansa zindana atılmasını tercih ettiğini bildiriyor. Bu husustaki dua ve yakarısın Allah katında kabul edildiğini: Hakkındaki hilelerden kurtulup iffet ve masumiyetini korumayı başarmış olduğunu beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: Yûsuf Aleyhisselâm Zeliha’nın ve diğer kadınların gayri meşru eğilimlerini ve tavsiyelerini görünce iffet ve masumiyetinin koruması için Cenâb-ı Hak’ka dua etmeye başladı da (dedi ki: Rab’bim!.) ey Kerem Sahibi olan mabudum!. (Benim için zindan) Zeliha’nın beni tehdit için söylediği hapishane (beni kendisine davet ettikleri şeyden) öyle haram olan bir münasebet ve ilişkide bulunmaktan (daha sevgilidir) Evet. Onların davet ettikleri şey, kötülüğü emreden nefsin meyledeceği bir muameledir. Fakat o dünyada kınanmıştır, âhirette de azabı gerektirmektedir. Binaenaleyh akıbeti, neticesi itibariyle iğrençtir, felâkete yol açmaktadır. Bilakis odan kaçınmak, iffeti korumak ise dünyada övgüye, âhirette de ebedî sevaba vesiledir. Artık hangi tam akıllı bir kimse öyle gayrimeşru bir fiile eğilim gösterebilir?. O halde masum, peygamberliğe aday bir zât ise elbette ki, ondan nefret eder, dünyevî sıkıntılara katlanarak öyle pek çirkin, sorumluluk gerektiren bir hareketi asla tercih etmez.

Böyle bir felâkete düşmemek için insan dâima Cenâb-ı Hak’ka yalvarmalıdır. İşte bunun ne kadar fena bir hareket olduğuna işaret için Hz. Yûsuf buyuruyor ki: (Ve eğer) Ey Rabbim!, (benden onların) o kadınların (hilelerini bertaraf etmez isen) onların teklif ettikleri masumiyete aykırı bir hareketten beni korumazsan olabilir ki, ben insanlık hali (onlara meyleder) arzularına uyar (ve cahillerden) beyinsizlerden (olmuş olurum.) Hz. Yûsufun bu niyazı, bir duadır, bir istirhamdır. Gösteriyor ki: Bir insan öyle bir felâkete düşmemek için daima Allah Teâlâ’ya yalvarmalıdır ve dünyevî, uhrevî bir horluğu gerektirecek bir şeyi işlemektense o hususta gerektiğinde her türlü sıkıntılara katlanmalıdır. Çünkü bunun sonu selâmet dir. Hz. Yûsuf’u kendisine davet eden, bu husûsda hile yapan gerçekte yalnız Zelihâ’dır. Fakat diğer kadınlar da Zeliha’nın davetini uygun görerek ona riâyeti Hz. Yûsuf’a tavsiye etmiş oldukları için bu davet, bu hile hepsiyle ilgili görülmüştür. Maamafih şöyle de deniliyor ki o kadınlar da kendi nefisleri hakkında böyle bir dâvette, eğilimde bulunmuşlardı. Gerçek bilgi Allah katındadır. Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri

Ey Rabbim! Zindan bana, bunların istedikleri şeyi yapmaktan daha sevimlidir. Eğer onların tuzaklarını benden savmazsan, onlara kanıp cahillerden olurum.” dedi. Yusuf 33 / Kerim Kur’an Erhan Aktaş

Genel anlamıyla ümmet (çoğulu ümem), çoğu aynı kökten gelen, önceki kuşaklardan devralınan özelliklerin veya ortak menfaat ve ideallerin ya da din, zaman, vatan gibi faktörlerin bir araya getirdiği insan topluluğunu ifade eder. Dinî anlamda bir peygambere inanıp onun yolundan giden cemaate, ilâhî dinlere mensup kavimler topluluğuna ümmet denir (Muhammed ümmeti, İslâm ümmeti, hıristiyan ümmeti gibi. Kur’an bütünlüğü içinde ümmet kavramı hakkında daha genişbilgi için bk. T. Izutsu, Kur’an’da Allah ve İnsan, s. 71-75).

Aynı âyette geçen müslim kelimesinin masdarı olan İslâm kelimesi “li” edatıyla kullanıldığında “teslim olma” anlamına gelir. Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği son dine İslâm isminin verilmesinin bir sebebi de İslâm kelimesinin “teslim olma”, yani “Allah’ın varlığını ve birliğini tanıyarak O’nun peygamberi vasıtasıyla insanlığa bildirdiği itikadî ve amelî hükümleri benimseyip uygulama” anlamına gelmesidir. Esasen bütün ilâhî dinler insanlardan böyle bir teslimiyet istediği için, bu dinlerin hepsi geniş anlamda İslâm sayılmış, bu cümleden olmak üzere tefsirlerde Hz. İbrâhim’in söz konusu duasında geçen “müslimeyni” ve “müslimeten” kelimeleri İslâm ismiyle bağlantılı olarak açıklanmıştır. Buna göre Hz. İbrâhim, Kâbe’yi inşa etmekle işlemiş oldukları hayrın kabul edilmesini niyaz ettikten sonra, kendisi ve oğlu İsmâil’le soylarından gelecek ümmetin Allah’a teslim olup itaat eden hâlis kullar olmaları, yüce Allah’ın takdirini bu yönde tecelli ettirmesi dileğinde bulunmuştur. Çünkü Allah isteyip takdir etmedikçe insanın O’na teslim olup itaat eden gerçek bir mümin ve müslim olması mümkün değildir. Bir kimsenin, “Mümin olmak da kâfir olmak da sadece benim elimdedir” diyerek ilâhî iradeyi dışlaması, her şeyin yapıp yaratıcısı olan Allah’a karşı bir edepsizlik ve saygısızlıktır. Ayrıca insan yalnız itaatkâr bir kul olmasında değil, Allah’a ne suretle itaat ve ibadet edeceği, yani ibadetlerin şekillerini ve esaslarını bilme hususunda da O’na muhtaç olduğu için Hz. İbrâhim duasının devamında, “Bize ibadet usullerimizi göster” diye yakarmış; bu arada kendisinin ve oğlunun, peygamber de olsalar yanılgıları bulunabileceği düşüncesiyle Allah’tan tövbelerini kabul etmesini dilemiştir. Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 211-213

Ey Rabb’imiz! Bizi, Sana teslim olanlardan kıl. Bizim soyumuzdan da Sana teslim olan bir toplum yap. Bize, Sana kulluk etme kurallarını göster. Tevbelerimizi kabul et. Kuşkusuz Tevbeleri Kabul Eden, Rahmeti Kesintisiz Olan yalnızca Sen’sin. Bakara 128 /  Kerim Kur’an Erhan Aktaş

İşte seyyidina İbrahim’in muhteşem duası. Allah bu çağrıdan, bu davetiyeden nasıl memnun olmuşsa, davetiyeyi ölümsüz vahyin içine almış ve bakın bunun verdiği örnek ve ibret şudur. Bakın siz de Allah’a böylesine yürekten davetiye yollayın. Aslında burada bir çok mesaj var. Nasıl dua edilir sorusunun cevabıdır bu. Yani kabule yakın bir duanın şartı ne olmalıdır. İşte burada bu sorunun bir cevabı var. Hayatınla dua olursun, hayatın Allah’a duaya dönüşür. Fiili dua olur ve en sonunda da bunu kavle dönüştürürsün. İşte kökü toprakta olan ağaç. Yoksa eğer bir duaki, hayatına dua etmeden dilinle dua ediyorsan o söz kökü toprakta olmayan bir ağaca benzer. Hayatın içinden gelmiyor, yürekten gelmiyor, Dudaktan geliyor, nasıl makama ulaşsın, nasıl kabul ve kariyn olsun. İşte o başta ki benzetme ilk girişteki Kur’an ın benzetmesi, o iyi ve kötü ağaç benzetmesi, iyi ve kötü söz benzetmesi işte burada da geçerli, duada da geçerli. Bu dua test edilmiş bir duadır. Hem tutmuştur, tutmakla kalmamış 4200 yıl sonraya bu duanın sesi gelmiştir ve biz bu duanın tuttuğunun şahitleriyiz, canlı şahitleriyiz. İslamoğlu Tef. Ders.

Rabbimiz! Hesabın gerçekleşeceği gün, beni, ana babamı ve müminleri bağışla. İbrahim 41 / Kur’an Meal-Tefsir Mehmet Okuyan

İbrâhim (a.s.), namaz ibâdeti üzerinde hassâsiyetle durmakta, hem kendini hem de zürriyetinin namazı dosdoğru kılanlardan yapması için Allah’a yalvarmaktadır. Namaz dini ayakta tutan âdeta çadırın orta direği mesâbesinde olduğu için, onu dosdoğru kılan bütün emir ve yasaklarıyla dini ayakta tutacaktır. Yani İbrâhim (a.s.) bu duasıyla, kendinin ve zürriyetinin dindâr, müslüman, Allah’a teslim olmuş, dini bütün ahkâmiyle yaşayan ve yaşatan kimseler olmasını talep etmiştir. Namazı devamlı kılmanın, namazın mü’minin miracı olması hasebiyle, manevî yükselişi devam ettirmeye de işarette bulunduğu anlaşılmaktadır. Namaz, kulun bütün içtenlik ve samimiyetiyle Rabbine yöneldiği, ihtiyaçlarını arzettiği, Rabbinin birliğini, kudretini ve kıyamette kendisini hesaba çekeceğini düşündüğü, böylece geçmişini ve geleceğini kapsamlı bir şekilde gözden geçirdiği tefekkür yoğunluklu bir ibâdettir. 

Hz. İbrâhim, bir taraftan kendisinin ve zürriyetinin böyle bir ibâdet ve hesap şuuru içinde Allah’a kul olmasını Rabbinden niyaz ederken, diğer taraftan da engin gönlünde herkese karşı taşıdığı sınırsız şefkat ve merhametin bir göstergesi olarak duasını kendisi, zürriyeti, ana-babasıyla birlikte bütün ümmete şâmil kılmıştır. Bu, onun sadece kendini ve yakın akrabasını düşünen bir kişi değil, bütün ümmetin derdiyle dertlenen büyük bir peygamber, seçkin bir insan olduğunu gösterir. Bu yönden de geriden gelen mü’minlere güzel bir numûne olmaktadır. Nitekim Resûlullah (s.a.s.), yapılacak duanın umûmî olmasının önemine işaret ederek: “Bir kişi bir topluluğa imam olur da onları bırakıp Sadece kendisi için dua ederse onlara hıyânet etmiş olur” buyurur. (Ebû Dâvûd, Tahâret 43; Tirmizî, Salât 148)

Esasen tek başına bile olsa evlâ olan, kendisine, ana-babasına, atalarına, çocuklarına, kardeşlerine, sâlih mü’min dostlarına niyet ederek onları da duasına katmak, duasının bereketine onları da nâil etmektir. Böylece duasının keyfiyeti ve kabul olma ihtimâli artacak; ayrıca zikrettiği şahısların himmet ve rûhânî teveccühlerinin bereketi de dua eden kişiye ulaşmış olacaktır. Ömer Çelik Tefsiri

Rabbim! Beni ve soyumu salatı ikame eden kıl. Rabbimiz isteğimi kabul et. İbrahim 40 / Kerim Kur’an Erhan Aktaş
Hz. İbrâhim, putlara tapmakta ısrar eden günahkâr bir toplum içinde artık daha fazla kalamayacağını anladı. Hicrete karar verdi. Doğduğu ve yaşadığı toprakları terk edip, kalp huzuru içinde Rabbine kulluk edebileceği bir yere gitmeyi istedi. Bu hususta Rabbinin kendine en doğru yolu göstereceğinden emindi. 99. âyet-i kerîme, hicret etmek ve uzlete çekilmek konusunda aslî delillerden biridir. Allah’a layık bir kulluk için hicret ve uzleti tercih eden ilk kişi de Hz. İbrâhim olup Şam topraklarına ve Beyt-i Makdis’e hicret etmiştir. Bu sırada İbrâhim (a.s.)’ın henüz çocuğu yoktu. Bu sebeple Rabbinden, gurbette teselli bulacağı sâlih bir erkek evlatla kendisine yardım etmesini istedi. Buradan, sâlih olma şartıyla bir babanın Allah’tan erkek çocuk istemesinin doğru ve güzel bir iş olduğu neticesi çıkarılabilir. Ömer Çelik Tefsiri

Rabb’im! Bana salihlerden bağışla. Saffat 100 /  Kerim Kur’an Erhan Aktaş

O, Âlemlerin Rabbinden şunları talep eder: İlk olarak kendisine “hüküm” vermesini ister. Kendisi peygamber olduğu için bu “hüküm”den maksat ilim, hikmet, doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilme gücüdür. Allah’ın koyduğu hükümleri, kanunları ve sınırları bilip tanımak ve bunlara göre bir kulluk hayatı yaşamaktır. Kendisini sâlihler kervanına dâhil etmesini niyaz eder. Dünyada aralarında mü’min ve müslüman olarak rahatlıkla yaşayabileceği sâlih bir topluluk lütfetmesini, âhirette ise kendisini sâlihlerle beraber haşretmesini ister. Bu, her mü’minin yapması gereken bir duadır. Ömer Çelik Tefsiri

 Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat. Şuarâ 83 / Meal (Kur’an Yolu)

Kale Rabbinsurniy alel kavmil müfsidiyn rabbim dedi Lût, şu bozguncu kavme karşı bana yardım et, beni destekle, beni yalnız bırakma. Tabii aslında burada ki müfsit sadece bozgunculuğu kendi bireylerinde şahıslarında işleyen değil, aynı zamanda toplumsal çürümeye yol açan, işledikleri ahlaksızlıkla sosyal kokuşmayı hızlandıran bir boyutuna atıf var. Tefsir dersleri Mustafa İslamoğlu

Lut: “Rabb’im! Bozgunculuk yapan halka karşı bana yardım et.” dedi. Ankebût 30 / Kerim Kur’an Erhan Aktaş

Ders ve ibret alınacak altıncı kıssa, Lût kavminin kıssasıdır. Lût (a.s.)’ın peygamber gönderildiği o kavmin en büyük problemi cinsî sapıklıktı. Hem fıtraten hem de hukuken meşrû olan kadınlar yerine şehvetle erkeklere yaklaşıyorlardı. Özellikle dışarıdan çeşitli vesilelerle yurtlarına gelen yabancı erkekleri yakalıyor, cinsî tacizde bulunuyorlardı. Artık bu konuda haddi aşmış, ahlâksız ve kötü bir toplum haline gelmişlerdi. Lût (a.s.) onları bu günahtan vazgeçirmek için çok mücâdele vermesine rağmen muvaffak olamadı. Hatta bu dâvadan vazgeçmediği takdirde Hz. Lût’u yurtlarından sürmekle tehdit ettiler. Nihâyet yaşadıkları beldelerin altı üstüne getirildi ve üzerlerine taş yağmuru yağdırıldı. Helak oldular. Allah Teâlâ Hz. Lût’u ve tüm ailesini kurtardı. Ancak Lût’a inanmayan ve kavmin kötülük işlemesine yardımcı olan karısı ise helak edilenler arasında kaldı. (bk. A‘râf  7/80-84; Hud 11/77-83) Ömer Çelik Tefsiri

Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar! Süleyman Ateş Kur’an-ı Kerim ve Yüce Meali

Hz. Nûh, kâfirlere bedduadan sonra, hem kendisi hem de mü’minler için dua etmiştir. Ana-babası müslüman olduğu için onlara bağışlanma dilemiş, kâfir olan oğlunu ve hanımını istisnâ etmek için “evime mü’min olarak giren” kaydını getirmiş ve kıyâmete kadar gelecek bütün mü’min erkek ve kadınlara Allah’tan bağışlanma dilemiştir. O merhamet deryası gönlüyle bütün mü’minleri duasına dâhil etmiştir. Fakat zâlimlerden, kâfirlerden ciğeri iyice yandığı için, son olarak yine onlara helak istemekten kendini almamıştır. Bu da, bütün kâfirler ve zâlimler hakkında umûmî bir bedduadır. Ömer Çelik Tefsiri

Rabbim! Beni, annemi, babamı ve mü’min olarak evime girenleri ve mü’min erkekleri ve mü’min kadınları bağışla. Zalimlerin yalnızca tükenişlerini arttır. Nuh Suresi 28/ Kerim Kur’an – Erhan Aktaş

Bu kıssa ile bir taraftan müşriklerin baskıları, olur olmaz konuşmaları ve iftiraları karşısında daralan Peygamberimiz (s.a.s.) teselli edilirken, bir taraftan da müşriklere öğüt verilmektedir. Bu âyetlerde ifade edildiği üzere Nûh kavminin Nûh’a söylediği sözler, aslında müşriklerin Peygamberimiz (s.a.s.)’e söylediği sözlerdir. Onlar Allah Resûlü (s.a.s.)’in kendilerine üstünlük kurmak için peygamberlik iddia ettiğini, Allah peygamber göndermek istese bunu meleklerden göndereceğini söylüyor; Hz. Muhammed (s.a.s.)’in cinlerle münâsebeti olduğunu, dolayısıyla delirdiğini ve saçmaladığını ileri sürüyorlardı. İşte kıssa burada, bu ortak yönler dikkate alınarak anlatılmıştır ki, müşrikler yaptıkları işin doğru olmadığını anlasınlar, yanlışlarından dönmedikleri takdirde kendilerinin de Nûh kavmi gibi helak olacağını bilsinler. Kıssada temas edilen şu incelik ise duanın önemini ve mü’minlerin her halükarda dua halinde olmaları gerektiğini vurgular: Ömer Çelik Tefsiri

Nuh: “Rabb’im! Yalanlamalarına karşı bana yardım et!” dedi. Mü’minûn Süresi 26 / Erhan Aktaş Meali

Bu ilâhî vahiy üzerine Hz. Nuh (Dedi ki: Ey Rab’bim!. Ben senden hakkında bilgini olmayan) yani: Meydana gelmesinin bir hikmet gereği olduğunu bilmediğim veya doğru olduğuna bilgim bulunmayan veyahut doğru olup olmadığına muttali bulunmadığım (bir şeyi senden sormaktan) böyle bir sualde bulunmaktan (şüphe yok ki, ben sana sığınırım) beni öyle bir suâlden koru. (Ve eğer benim için mağfiret etmez) benden sâdır olan yersiz bir suâlden dolayı beni bağışlamaz (ve beni esirgemez isen) yani: Tövbemi ve özrümü kabul etmek suretiyle bana merhamet de bulunmaz isen (ben ziyana düşenlerden) zarar ve ziyana, manevî mes’uliyete uğrayanlardan (olurum) bu âyeti kerime, bütün insanlık için bir uyanma dersi vermektedir. Şöyle ki: Masum, her yönüyle Allah’ın lûtfuna kavuşmuş olan yüce bir peygamber, zeile kabilinden olan yersiz bir sualinden dolayı böyle Cenâb-ı Hak’ka sığınarak ondan bağış ve rahmet niyazında bulunursa artık günahkâr olan biz insanlar, birçok kusurlarımızdan dolayı ne kadar pişmanlıkta bulunmalıyız, ne kadar tevbe edip af dileyerek Allah Teâlâ’nın af ve bağışına sığınmalıyız. Artık bunu düşünmeli, buna göre hareketimizi, ıslaha ve tanzime çalışmalıyız. Ve Başarı Allah’tandır. /Ömer Nasuhi Bilmen tefsiri

Dedi ki: «Ey Rabbim! Kendisine benim için bilgi olmayan bir şeyi Senden sormaktan şüphe yok ki ben Sana sığınırım ve eğer benim için mağfiret etmez ve beni esirgemezsen ben hüsrâna düşenlerden olurum.» Hûd Suresi 47 – Ömer Nasuhi Bilmen

Konuyla ilgili âyet-i kerîmelerin muhtevasından hareketle Âdem’in, sergilediği beş güzel hususiyetle saadet ve selâmete eriştiği anlaşılır. Bunlar emre karşı gelmeyi itiraf etmesi, pişmanlık duyması, nefsini kötülemesi, tevbeye yönelmesi ve rahmetten ümidini kesmemesidir. Buna karşılık İblîs’in de şu beş çirkin vasıfla bedbaht olduğu görülür. Bunlar günahını kabul etmemesi, pişmanlık duymaması, kendini kınamayıp azgınlığını Allah’a nispet etmesi ve rahmetten ümidini kesmesidir. Bununla birlikte Âdem ve Havva’nın tevbe ve istiğfara sarılması, affedilmelerine vesile olsa da cennetten kovulmalarının önüne geçememiştir: Ömer Çelik Tefsiri

Âdem ve eşi, yaptıkları hatanın hemen farkında olup Allah’a bu şekilde tevbe ve istiğfar ettiler. Tevâzu ve mahviyete büründüler. Günahlarını itiraf edip gözyaşı döktüler. İlâhî dergâhın kapısında af ümidi içinde inlediler. Bakara sûresi 37. âyetteki “Âdem Rabbinden bir takım kelimeler aldı” ifadesiyle işaret edilen sözler, bu âyette haber verilen sözlerdir. Cenâb-ı Hakk’ın sorduğu suallere karşı İblîs’in verdiği cevapla Âdem ve Havva’nın verdiği cevaplar mukayese edildiği zaman, Âdem’in mizacı ile İblîs’in içyüzü arasında ne büyük bir fark bulunduğu anlaşılır. İblîs’in ateş ile çamuru kıyaslayarak ateşi daha üstün görmesindeki cehaletinin sırrı bu noktada açığa çıkar. İlâhî huzurda İblîs’in sergilediği kibrin kötülüğü ile, Âdem ve eşinin gönüllerinden taşan tevâzu hissiyatının güzelliği idrakten uzak kalmaz. Resûl-i Ekrem (s.a.s.)’in: “Kim Allah için tevâzu gösterirse Allah onu yüceltir; kim kibirlenip büyüklük taslarsa onu da alçaltır” (İbn Mâce, Zühd 16) beyânının tecellileri, İblîs ve Âdem kıssasında muşahhas bir halde görülür.

Dediler ki: «Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz!» Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır 7/23

Comments are closed.