logo

Dikkatiniz dağıldığında,

İş kazaları, gerek sosyal gerekse ekonomik sonuçları itibariyle Türkiye için çok önemli bir problem olarak ehemmiyetini korumaktadır. Ülkemizde yıllık ortalama 74000 kaza meydana gelmekte; bunun neticesinde 1152 çalışan yaşamını yitirmekte, 1888 çalışan ise ömür boyu sakat kalmaktadır. İş kazalarının ülkemize yıllık maliyeti ise 40 Milyar TL civarındadır. İş kazalarının % 98’i, meslek hastalıklarının ise tamamı önlenebilir niteliktedir. Önlemenin yolu da eğitimden geçmektedir. Gerek Dünyada gerekse Türkiye’de iş kazaları çok ciddi bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. İş kazaları binlerce insanın yaşamını yitirmesine, sakat kalmasına ve ciddi ekonomik kayıpların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. İş kazaları, bütün ülkelerin ortak sorunu olmasına rağmen, gerekli önlemlerin alınmasıyla beraber belli oranlarda azaltılabilir. Bu önlemlerin alınmasında yetersiz kalan ülkeler kazalardan daha fazla etkilenmektedir.

Makine ve tezgahların koruyucu sistemlerinin bulunmaması yanında, amacı dışında ve kapasitelerinin üzerinde kullanılması, bakım ve kontrollerinin zamanında ve gereğince yapılmaması güvensiz koşulların oluşmasına neden olmaktadır. Makine ve tezgahların yerleşim düzeninde, ham maddelerin ve üretilen ürünlerin depolama, istifleme, yükleme ve taşınmasında yapılan yanlışlıklar ve noksanlıklar ile genelde iş yeri düzensizliği güvensiz durumların oluşmasını doğurmaktadır.

İş yerlerindeki olumsuz fiziksel ve kimyasal etmenlerin oluşturduğu çevre koşulları çalışan insana etkileri nedeniyle güvensiz davranışların oluşmasına kaynaklık ettiği gibi iş yerlerindeki güvensiz koşullarında başında gelmektedir.
Üretimde kullanılan teknolojinin niteliği güvensiz durumların başlıca nedenleri arasında bulunmaktadır. Geri ve eski teknoloji ile üretim yapan iş yerlerinde iş kazalarının yoğunlaştığı görülmektedir. İş yerlerindeki güvensiz koşulların nedenlerini oluşturan geri ve eski teknolojiye dayalı olarak kurulan iş yerlerinde, kuruluşta var olan güvensiz durumlar ve sağlıksız koşulların sonradan düzeltilmesi ve iş güvenliğinin sağlanması güç ve pahalı olmaktadır. Böylece sağlıksız ve güvensiz koşulları içeren iş yerleri kurulduğunda genellikle bu olumsuz koşulların sürüp gittiği ve bu niteliklerdeki iş yerlerinde iş kazalarının önemli boyutlara ulaştığı görülmektedir.

Güvensiz çalışma yöntemi
Güvensiz ve sağlıksız çevre koşulları
Elektrikli makinelerde topraklama yapılmaması
İşe uygun olmayan el aletleri
Kontrol ve testlerin yapılmamış olması
Basınçlı kaplar
Tehlikeli yükseklikte çalışma ve/veya istifleme
Açık bırakılan tehlikeli alanlar ( çukurlar..)
Uygun işaretleme yapılmaması
İş yeri düzensizliği• Koruyucusuz makine, tezgahlar
Parlayıcı patlayıcı maddeler

Güvensiz davranışların yanı sıra iş kazalarının birinci dereceden genel nedenlerini oluşturan temel etkenlerden biri de iş yerlerindeki güvensiz koşullardır. İş yerindeki güvensiz durumlar; üretim sürecinde kullanılan teknolojinin ve üretim araçlarının niteliğinden, iş düzensizliğine, bakım ve kontrollerin noksanlığından denetim ve yönetim hatalarına, depolama ve istifleme yanlışlıklarından sağlıksız çevre koşullarına kadar birçok etkenden dolayı ortaya çıkmaktadır.
Üretim sürecinde kullanılan her türlü alet, araç ve makine, çalışan insanın yeteneklerine uygun nitelikte değilse, makine ve tezgahların koruyucuları bulunmuyorsa, göstergeleri kolay okunur ve anlaşılır özellikler taşımıyorsa, kumanda mekanizmaları güvenli ve kolay kullanılamıyorsa, bakım ve kontrolleri zamanında ve gereği gibi yapılmıyorsa, amacı dışında ve kapasiteleri üzerinde kullanılıyorsa güvensiz koşulların ortaya çıkması ve iş kazalarının oluşması kaçınılmaz olmaktadır.

İşi bilinçsiz yapmak,
Dalgınlık ve dikkatsizlik
Makina koruyucularını çıkarmak
Tehlikeli hızla çalışmak
Görevi dışında iş yapmak
İş disiplinine uymamak
İşe uygun makina kullanmamak
Yetkisiz ve izinsiz olarak tehlikeli bölgede bulunmak
Kişisel koruyucuları kullanmamak
Ehil olmayan kişilerin makineleri kullanmaları

İnsanın yapmakla yükümlü olduğu iş için gerekli ve yeterli eğitim görmemiş ya da yeterli beceri ve deneyim kazanmamış olması, yaptığı işin çalışana pis, zor ya da sevimsiz görünmesi ve çalışanın kişilik özellikleri dikkate alınmadan kendisine iş verilmesi nedeniyle işe uygun işçi ya da işçiye uygun iş düzeni kurulmamış olması güvensiz davranışlara kaynaklık etmekte ve iş kazası nedenlerini ortaya çıkarmaktadır.

Üretim sürecine katılan insanın yapmakla görevli olduğu işi, onun fiziksel güç ve zihinsel kapasitesinin üstünde düzenlenmişse, iş düzeni insanın dalgınlık ve dikkatsizliğine neden olacak şekilde tekdüze özellikler gösteriyorsa ya da yapılan işin gerektirdiği ölçüde besin enerjisi sağlanamadığından organik bir zorlanma söz konusu ise, güvensiz davranışların ortaya çıkması ve iş kazalarının oluşması kaçınılmaz olacaktır.

Güvensiz davranışlar insanın fizyolojik ve psikolojik yapısı ile çevre koşullarından kaynaklanmaktadır. Çalışan insanda genetik bozukluklar, organik yıpranmalar, ergonomik düzen yetersizlikleri ve sağlıksız çevre koşulları güvensiz davranışların nedenlerini oluşturmaktadır. Denge duygusunun az olması, kas gücünün ve bazı beden kısımlarının iyi gelişmemiş olması veya bazı uzuvların dengesiz gelişmesi ya da çeşitli hastalıklar sonucu çalışma yaşamına gelinceye kadar insanın yıpranmış olmasından dolayı yetenek azlığı, el becerisi yetersizliği, sinir sistemi ile yönetilen bütün beden hareketlerinin akıcı çalışmasını engelleyen hatalar ve eksiklikler güvensiz davranışların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Üretim sürecinde çeşitli alet ve araçlar kullanan, ölçme, kontrol, düzenleme ve düzeltme işlevlerini yerine getiren insan, sürekli algılama ve tepki verme durumundadır. Bu nedenle çalışan insanın merkezi sinir sisteminin ve duyu organlarının uyanık olması, söz konusu işlevleri yerine getirebilecek yetenekte olması gereklidir. İnsanın doğal yapısı gereği bu yeteneklerin belli ölçülerin ve sınırların ötesine geçmesi olanaklı değildir. İnsanın bedensel ve zihinsel gücünü dikkate almadan iş yükünün düzenlenmesi ve çalışma hızının saptanması sonucunda insanın makine ile uyumlu bir şekilde çalışması olumsuz yönde etkilenmekte ve güvensiz davranışlar ortaya çıkmaktadır.
İş kazaları genellikle çalışma ortamı koşullarından, yönetim hatalarından, zamanında ve yeterli bakım yapılmamasından, insan faktörlerinin gözardı edilmesinden, yeterli ve uygun eğitim verilmemesinden, denetim eksikliğinden veya bu etkenlerin birkaçı ya da tamamının birbiri ile etkileşmemesi sonucu ortaya çıkar. Ancak, iş kazalarının oluşmasına neden olan etkenlerin tümü temel iki etkene indirgenebilir. Bunlar işyerlerindeki güvensiz durumlar ile çalışanların yaptığı güvensiz davranışlardır.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 23. maddesinde “Herkesin kendi özgür seçimiyle belirlediği işyerinde, adil ve elverişli çalışma koşullarında çalışma hakkı vardır” deniliyor. Bu da bize kanunlarla desteklenen iş sağlığı ve güvenliğinin çalışanlar açısından bir hak olmanın yanı sıra çalışma yaşamının en temel unsurlarından biri olduğunu gösteriyor. İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin tüm göstergeler, temel insan hakları, çalışma yaşamı ve ülkelerin gelişmişliklerine ilişkin önemli göstergeler sunuyor.

İş sağlığı ve güvenliğinin temelini elbette çalışanları iş kazalarından ve meslek hastalıklardan korumak için gerekli önlemleri almak, işçileri bu konuda bilgilendirmek oluşturuyor çünkü iş sağlığı ve iş güvenliğinin amacı, çalışanlar için sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamı sağlayarak risklerden korumak ve işletmenin sürekliliğini sağlamaktır. İş sağlığı ve iş güvenliğinin tam anlamıyla sağlanabilmesi, iş ortamında oluşabilecek tehlikelerin, sağlığa zararlı olabilecek şartların risk ve tehlike analizlerinin yapılarak ortadan kaldırılmasıyla mümkündür.

İş güvenliği uzmanlığı ve sağlığı konusunda son dönemlerde ülkemizde yoğun bir şekilde üzerinde çalışma yürütülen konuların başında geliyor. Geçmişte iş yeri kazaları ve bu kazalar sonucunda gerçekleşen ölüm ve yaralanmalar ülkemizde sıklıkla yaşanmaktaydı. Özellikle yasal anlamdaki boşluklardan dolayı denetim ve cezalar gerektiğini gibi uygulanamaması en önemli eksiklik olarak görülüyordu.

İş Güvenliği Uzmanlığı, işyerlerinin faaliyet gösterdiği çalışma sahalarında, çalışma esnasında kullanılan metot, çalışma koşulları ve iş esnasında kullandıkları ekipman ve teçhizatların incelenmesi ve çalışanlar açısından risk unsuru oluşturabilecek durumların raporlanarak işletme yönetimlerine bildirilmesi, verilen raporlara rağmen yapılan denetimlerde gerekli önlem ve tedbirlerin alınmaması durumunda ise gerekli işlemlerin yapılması amacıyla bu durumu bakanlığa bildirmek ile görevlidirler. İş Güvenliği uzmanları tarafından yapılan incelemelerde işçilerin hayatlarını tehlikeye atacak durum ve şartların tespitinde işveren ile birlikte hareket ederek bu olumsuz durumun ortanda kaldırılana del çalışmaya ara verilmesini sağlama yetkisi bulunuyor. İş Güvenliği uzmanları bu görevlerine ek olarak çalışma alanlarının her noktasında iş sağlığı ve güvenliği konusunda inceleme ve araştırma yapma, incelemeler ile ilgili gerekli olan bilgi ve belgelere ulaşma ve çalışanlarla görüşmek suretiyle onların iş ortamı ile ilgili görüş ve düşüncelerini öğrenmek olarak tanımlanıyor.

Diğer yandan hasta veya ruh hali işe elverişli olmayan işçilere izin vererek çalışmamasını sağlamak veya uygun bir işe yöneltmek iş kazalarını en aza indirilmesi noktasında alınması gereken önlemler arasında yer almaktadır.

İş Kazalarını En Aza İndirmek İçin Yapılması Gerekenler
Belirli kriterleri karşılayan sanayi sınıfında ki işletmelerde osgb, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin uygulanması zorunlu olan en önemli etkendir.
İşçilerin çalışma ortamlarının güvenli bir şekilde tasarlanarak düzenlenmesi.
Kişisel koruyucu donanımların takılması.
Cihazların koruyucu donanımlarının sökülmemesi.
İşyerinde bulunan işyeri hekimi, işyeri hemşiresi veya iş güvenliği uzmanı tarafından eğitimler düzenlenerek işçilere sunulması.

Bu yüzden iş sağlığı ve güvenliği alanında yapılacak en önemli çalışmaların başında risk analizi ve risk değerlendirmesi yer almaktadır. Bu analiz ve değerlendirme sonucunda oluşturulan acil durum eylem planında iş kazaları ve olası meslek hastalıklarına karşı alınacak önleyici tedbirlerin içeriği belirlenmektedir. Özellikle kayıtlı çalışanların karşılaştıkları iş kazalarında önceden iş sağlığı ve güvenliği olarak herhangi bir önlem alınmamış olması çok daha farklı büyüklükteki sonuçlara neden olabilmektedir. Bu yüzden 2020 yılının Temmuz ayı itibariyle tehlike sınıfı ne olursa olsun tüm işyerlerine iş güvenliği hizmeti alma zorunluluğu getirilmiştir.

Özellikle son dönemlerde teknolojinin gelişmesi ile birlikte çalışma alanlarının genişlemesi, çeşitli büyüklükte ve nitelikte farklı araç gereç ve makinelerin kullanılması, insanların karşılaştıkları risklerin artmasına neden olmuştur. Ülkemiz gibi gelişmekte olan kategoride yer alan ülkelerde, iş hayatında çalışanların karşılaştığı iş kazası ve meslek hastalıklarının sayısının yüksek olması, halen iş güvenliği alanının önemini ortaya koymaktadır.

İş kazalarının istatistiksel yaklaşımlar ile incelenmesi ve bu şekilde kayıt altına alınması sonraki süreçlerde bu alanın gelişimi ile alakalı fikir oluşturması açısından son derece önemlidir. Kapsamlı olarak yapılan araştırmalarda ve zamana dayalı olarak tutulan istatistiklerde ne kadar sürede ne kadar iş kazası ile karşılaşıldığının bilinmesi, iş güvenliği alanında yapılacak yenileme çalışmalarının istikametini belirlemesi açısından gereklidir.

Kişisel koruyucu donanımları kullanmamak.
Dikkatsiz bir şekilde iş sürdürmek.
Sinirli, uykulu ve hasta hallerde iş sürdürmek.
Çalışma ortamını düzenli tutmamak.
Çalışma ortamında uygun olmayan davranışlar sergilemek.

Öncelikle işçilerin bilinçsiz bir şekilde iş sürdürmesi işçileri kazalara karşı korunaksız bir hale getirmektedir. Böylelikle gelişen iş kazalarında yaralanma olasılığı çok yüksektir.

İş esnasında işçiyi bedenen veya ruhen etkileyen kazalara iş kazası denilmektedir. İş kazaları, işyerlerinde bir çok faktörden kaynaklandığı gibi çalışanlarıda yakından ilgilendiren bir konudur. İşçilerin ruh halleri, davranışları ve çalışma süreçleri iş kazalarına sebep olan en büyük etkenler arasındadır ancak işletmede gerçekleştirilmiş yanlış düzen, alan yetersizliği v.b. durumlar da iş kazalarını yakından ilgilendiren faktörler arasındadır.

Araba kemerleri yetişkinler için tasarlanmış olduğundan, çocuklar için uygun değildir. Bu nedenle çocuklar 12 yaşına kadar veya boyu 150 cm oluncaya kadar arabada, oturakta oturmalıdır. Koltuğun, çocuğun yaşına uygun seçiminin yanısıra, arabaya doğru monte edilmeside çok önemlidir. Eğer, oto çocuk koltuğu arabaya doğru monte edilmez veya kemer doğru bağlanmaz ise, herhangi bir kaza durumunda yaralanma tehlikesi daha da artar. Not: Bu yazı dizisi, Kazaları Önleme Kurumu, bfu/bpa/upi tarafından, Türkçe olarak başlatılan Çocuk Postası isimli kampanyanın bir parçası olarak hazırlandı.

Türkiye’de her 25 saniyede bir meydana gelen trafik kazalarında, en çok yaşamını yitirenlerin arasında bebek ve çocuklar yer alıyor. Son 10 yılda meydana gelen trafik kazalarında 3 bin 233 çocuk hayatını kaybederken 275 binden fazla çocuk ise yaralandı.

2 yaşından itibaren trafiğe adım adım alıştırılmalı, trafikte nasıl davranması gerektiği gösterilmelidir. Çocuklar, yolda açık renkli, ışık yansıtan materyalden yapılmış parlak elbiseler giymelidir. Karanlıkda, sisli ve yağmurlu havalarda buna özellikle dikkat edilmelidir. Çocuklar, bisiklet vb. her türlü tekerlekli araçları kullanırken, gidilecek mesafe kısa bile olsa her zaman kask takmalıdır. Çocuklar, bisiklet, paten, scooter vb. araçları trafikden uzak, sakin yerlerde sürerek, örneğin evinizin avlusunda veya okulun bahçesinde- alıştırma yapıp kendilerini geliştirebilirler.

Çocuklar hareketli bir ortamda doğup, büyüyorlar ve küçük yaştan itibaren trafiğin bir parçası oluyorlar. Bebekken arabada ailesi ile birlikte yolculuk yapan çocuklar yaşları ilerledikçe, yaya olarak, ya da bisiklet türü araçlar kullanarak trafiğe katılıyorlar.
Çocukların küçük yaşta tek başına trafikte bulunmasına izin verilmemelidir. Çocuk öğrendiğini doğru olarak uygulayana ve trafiğe alışana kadar kendilerine eşlik edilmelidir.Çocuklar bedensel ve zihinsel olarak sürekli bir gelişim içerisindedirler. Algılama duyguları henüz tam olarak gelişmediği için, taşıtların hızını ve mesafesini doğru olarak tahmin edemezler ve dikkatleri çabuk dağılır. Buna ilaveten, çocuk trafikten uzak, sakin yerlerde bisiklet sürmeye tam hakim değilse, caddede bisiklet sürmesine kesinlikle izin verilmemelidir.  
Anne-babalar ve çocuklara bakan kişiler, çocukların güvenliği için çok şey yapabilirler; Örneğin çocuk küçükken uygun bir bebek-çocuk araba koltuğu kullanmak çocuğun büyüme döneminde iyi ona iyi bir izlenim bırakabilir. Ayrıca anne-babalar ve çocuğa bakan kişiler, çocuklara tehlikeleri gösterip, trafikte nasıl hareket edilmesi gerektiğini uygulamalı olarak öğreterek, çocukları özenli ve dikkatli bir biçimde trafiğe alıştırabilirler.
Apartmanda oturanların çocukları, evin kapısından çıkabilir ve merdivenlerden aşağıya yuvarlanabilir. Bu nedenle, evin kapısını sürekli kilitli tutmak gerekiyor. Yine, çocuğun tek başına asansöre binmesi söz konusu olabilir. Bu tür risklerin yaşanmaması adına mutlaka ev kapısının kilitli tutulması lazımdır. Yaşanılan evin dubleks veya tripleks olası halinde merdivenle ilgili kaza riski artar. Çocuğun ev içerisindeki merdivenlere tırmanması ve düşmesi sakatlanmasına neden olabilir. Böyle bir durumun yaşanmasını engellemek için pratik merdiven kapıları kullanılabilir.
Çocuklar için en tehlikeli alanlardan birisi, penceredir. Özellikle son dönemlerde bebeklerin pencereden düşme kazaları haberlere yansıyor. Bir anlık dikkatsizlik, çocuğun cama çıkmasına ve düşmesine neden oluyor. Burada iki yol izlenebilir. Birincisi, çocukların cama çıkmak için merdiven yapacakları eşyaları cama yaklaştırmamak… Evin havalandırılması esnasında çocuğun odaya girmesini engellemek veya tamamen camın korkuluklarla kapatılmasını sağlamak… Balkon için de aynı tedbirler alınabilir.

Çocuğun bahçe kapısından dışarıya çıkması ihtimali vardır. Bu nedenle, bahçe kapısının kilitli olmasına dikkat edilmelidir. Herhangi bir böcek ısırığı veya kedi gibi hayvanların saldırısı da mümkün olabilir. Bunun için de çocuğun hayvanlara tek başına yaklaşmamasına dikkat edilmelidir. Böcek ısırığı halinde hemen bir doktora başvurulmalıdır.

Eğer evinizin bir bahçesi bulunuyorsa ve çocuğunuz bahçede oynama konusunda ısrarcıysa, gerekli önlemlerin alınması lazımdır. Başta, kesinlikle tek başına bahçede dolaşmasına izin verilmemesi önemlidir. Yüzme veya süs havuzuna düşme gibi kazalar medyana gelebilir. Yine, bir yükseklik varsa oradan düşmesi söz konusu olabilir. bahçede zirai ilaçların unutulması da bir başka kazaya neden olabilir. Bahçenin güvenli olduğundan emin olunduktan sonra yetişkin gözetiminde bahçede oynamasına izin verilebilir.

Tüm ailenin beraber zaman geçirdiği yer, çocuk için tehlikeli olabilir. Tüm gözlerin bebekte olduğu bir zamanda ne gibi kazaların yaşanabileceğini düşünmeyin. Çocukla en çok oyun oynana alan oturma odasıdır. Bu nedenle, çocuk sürekli hareket içerisindedir. Koşması ve hızlıca yürümesi, takılıp düşme gibi kazalara neden olabilir. Bu kaza anında başını sert bir cisme vurabilir. Çoğu zaman oturma odalarında orta sehpa denilen eşyanın sivri köşeleri çocukları yaralıyor.

Çocukların erişebileceği yerde prizin olması tehlikelidir. Çocuk odalarındaki prizlerin çocukların erişemeyeceği yükseklikte yer almasının önemi büyüktür. Ancak standart olarak monte edilen prizlerin yerden yükseklikleri fazla değildir. Çocuklar tarafından erişmek zor olmaz. Bu prizlerin deliklerinin kapatılması için birtakım aparatlar vardır. Bunlarla tedbir alınması önemlidir.

Çocuk odasındaki güvenli alanın oluşturulması için çocuğun rahat hareket edebileceği alan kadar yerin kapatılması lazımdır. Kapatılan alandan çocuğun çıkamaması önemlidir. Sıkılmaması için de, en sevdiği oyuncaklarla meşgul olması sağlanabilir. Böylece evin işlerine odaklanmak isteyen annenin çocuğu için kaygılanmasına gerek kalmaz.

Çocuğun en fazla zaman geçirdiği alan olduğundan dolay güvenlik açısından alınan tedbirlerin yoğun olması gerekiyor. Çamların, prizlerin, beşiğin ya da ranza gibi yatak modelleriyle ilgili tedbirler titizlikle yerine getirilmelidir. Çocuk bakıcısı tutmayan ve bu nedenle de evde çocuğuna yalnız bakmak zorunda kalan anneler olabilir. Bir yandan evin işleri, diğer yandan bebekle ilgilenilmesi zordur. Böyle bir durumda, bebek odasında güvenli alana çocuğun bırakılarak ev işlerine odaklanmak mümkündür.

Mutfakta; zehirlenme, boğulma, yanma gibi kazalar meydana gelebilir. Bunların aşılmasının en iyi yolu, çocuğu mutfaktan uzak tutmaktır. Ya da, mutfakta iken bir yetişkin tarafından gözlenmelidir. Böyle olması halinde bile, çocuğun erişebileceği yerlerde deterjan gibi ürünlerin yer almaması lazımdır. Ayrıca, ağzına atabileceği eşyalara yer verilmemesi de gerekiyor. çocuğun fırın, ocak gibi yanma riskinin oluşabileceği bölümlere kesinlikle yaklaştırılmaması lazımdır.

Ev kazalarının en fazla yaşandığı yer mutfaktır. Bu nedenle, mutfakla ilgili bir dizi önlemlerden bahsetmek gerekiyor. Annenin meşgul olduğu bir alan içerisinde çocuğunu takip edebilmesi zordur. Çocuk da, annesini taklit etme eğilimindedir. Bu nedenle, mutfaktaki eşyaları kurcalayabilir. Kurcalama anında nelerin başına geleceğinden habersiz olan çocuk, sıcak bir fırına, kızgın yağa veya kafasına düşebilecek sert bir cisimle meşgul olabilir.
Çocuklar çok meraklıdır. Bu nedenle, her kapının ardındakini görmek ve bilmek isterler. Banyo gibi sulu alanlara ilgi duyan çocukların boğulma tehlikesi yaşamaları muhtemeldir. Küvet veya leğen gibi kaplara suların doldurulması ve çocuğun içerisine düşme riski söz konusu olabilir. Böyle bir durumun olmaması için evde yalnızken banyo ve tuvalet kapsının kilitlenmesi lazımdır.
Evde yaşanabilecek kazaları en aza indirmek için bir dizi tedbirler alınabilir. Alınan tedbirler, kaza oranını sıfırlama ama en aza indirebilir. Ayrıca, büyük kazaların önüne geçildiği için büyük yaralanmalara neden olacak durumlar yaşanmaz. Bunun evin her odasında ayrı ayrı tedbir uygulamaları yapmak lazımdır.
Özellikle okul öncesi çocukların evde yaşadıkları kazalardan dolayı yaralanma, sakat kalma ve hayatlarını kaybetme riskleri vardır. Bu risk, havuzlu evlerde daha fazla yaşanıyor. Evdeki kazaların önlenebilmesinin çözümü, anne ve babanın çocuğunu sürekli takip etmesi değildir. Zaten böyle bir şeyin mümkün de değildir. Sürekli hareket halinde olan çocuğun ev içerisinde dolaşması ve merak halinde her yeri karıştırması kazanın her an yaşanmasına neden olabiliyor.

1- Olay yerine varıldığında, kurtarma aracı başka kazalara sebebiyet vermeyecek şekilde uygun yere park edilir.
2- Olay yerine emniyet şeridi çekilir, olay yerinin ön ve arkasına 50-150 m reflektör konulur.
3- Gereksiz kişiler şerit dışına çıkarılır.
4- Kaza yapan aracın kontak Anahtarı kapatılır, mümkünse Akü kutup başları sökülür.
5- Yangına karşı gerekli önlemler alınır.
6- Gaz kaçaklarına karşı gerekli önlemler alınır.
7- Diğer tehlikelere karşı (toprak kayması, kaya düşmesi vb.) gerekli önlemler alınır.
a)Yaralının bilinç durumu,
b) Solunum yolları,
c) Dolaşım yolları,
d) Baş,
e) Boyun,
f) Göğüs,
g) Karın,
h) Kollar ve bacaklar kontrol edilir.
a) Yaralıya bilinç kontrolü yapılması,
b) Solunumun sağlanması,
c) Dolaşımın sağlanması,
d) Kanamalara müdahale,
e) Kırıkların tespit edilmesi
f) Yaralar,
g) Yanıklar,
h) Şok,
i) Bayılma.
Malfetti’e göre, gençlerin alkollüyken de araç kullanmalarına yol açan faktörler şunlardır:
1.Bireyin alkollüyken, sarhoş olduğunun farkında olmaması
2.Alkolün etkisini tahmin edememesi
3.Alkollüyken de güvenli bir şekilde araba kullanılabilir gibi savunma mekanizmalarını kullanması.
4.Gençler arasında alkollü araç kullanmanın eğlence, özgürlük, yaşıtları tarafından kabul edilme gibi olumlu etkileri olduğu yolunda yaygın bir inancın bulunmasıdır.
Bu faktörler yollardaki tehlikenin artmasına, trafik ihlallerine, ölümlere, yaralanmalara vb. neden olmaktadır. Türkiye’de alkollü içki etkisinde araç kullanmak suçtur. Buna karşın ülkemizde alkollü içki etkisinde araç kullanılması sanıldığından daha yaygındır. Hemen hiç kimse gittiği bir lokantada, bir arkadaş evinde içki içtiği için arabasını kullanmaktan vazgeçmemektedir. Çok içkili olduğu halde arabasını kullanan hatta kendisini uyaran arkadaşına “Ne o yoksa korkuyor musun?” diye karşılık veren kişilerin sayısı az değildir (Yılmaz, 1996). Aslında sorun da buradan kaynaklanmaktadır. Alkollü kişinin kendine güveni artmakta, buna karşılık dikkati azalmakta ve refleksleri zayıflamaktadır. Araştırmalara göre erkekler, kadınlara göre sarhoşken araba kullanmaya daha fazla eğilimlidirler. 18-25 yaş grubundaki gençler daha çok trafik kazası yapmalarına rağmen bu gruptakilerin sarhoşken kaza yapma oranları diğer yaş grubundaki insanlardan daha yüksek değildir. Öte yandan 60 yaşın üzerinde alkollü araç kullananların sayısı bir hayli düşüktür. Resmi kayıtlara geçen sarhoşken kaza vakaları, toplam kaza vakalarının %15’ini oluşturmaktadır. Bu konuda yapılmış araştırmaların pek çoğu, kandaki alkol düzeyi ile kaza arasında nedensel bir ilişki olduğunu göstermektedir (Got, 1989).
 Ross’un (1993) yaptığı araştırma sonuçlarına göre de alkol kullanımının ölümcül trafik kazalarına yol açtığı bulunmuştur. Henderson’a (1987) göre, alkollü sürücüler yüzünden her yirmi dakikada bir ölümcül kazalar olmaktadır (Akt. Little ve Clontz, 1994). Miller ve Bilincoe’nun (1994) yaptıkları araştırmaya göre, tüm motorlu taşıtların üçte birinden fazlası, alkollü araç kullanan şöförlerin yol açtığı kazalarda parçalanmaktadır. Aberg’e (1993) göre, alkollü olarak araç kullanan sürücüler trafikte büyük bir risk yaratmaktadırlar. İsveç’te alkollü araç kullanan sürücülerin oranı yalnızca %1 olmasına rağmen kaza yapan sürücülerin %6 ile %11’inin kaza anında alkollü oldukları belirlenmiştir.

Özetle, alkollü olarak araba kullanma ile yollarda meydana gelen ölümler arasında sıkı bir ilişki vardır. (Akt. Huxley ve Chesterton, 1971). Yılmaz’a (1996) göre de alkol ve trafik kazaları arasında önemli bir ilişki vardır. Bu ilişkinin acı sonuçları, neredeyse her gün günlük gazetelerin sayfalarında görülmektedir. “Sarhoş sürücü can aldı”, “Sarhoş sürücü otomobiliyle evin çatısına uçtu”, “Alkollü araç kullanmanın acı faturası: 4 ölü, 2 yaralı”, “Düğün sonrası otomobil köprüden uçtu.” Bu başlıklar altındaki haberlerde, çoğunlukla gecenin geç saatlerinde içkilerin bolca içildiği bir yemekten, bir toplantıdan, bir düğünden sonra kullanılan araç ile yapılan kazanın öyküsü anlatılır. Little ve Clontz’a (1994) göre alkollü araba kullanmaktan kaynaklanan kazalarda ölüm oranı onbeş ile yirmidört yaş arası gençlerde son derece yüksektir. 

Böylece, alkollü araç kullananlar yollarda tehdit unsuru oluşturmaktadırlar. Alkollün sürücüler üzerindeki olumsuz etkileri alkollü sürücülerin trafik kazaları yapmasına neden olmaktadır. Aşağıda bu konuyla ilgili görüşlere yer verilmiştir. Trafik Kazaları ve Alkollü Sürücüler Arasındaki İlişki Selzer ve Vinokur’a (1974) göre, tehlikeli bir şekilde araba kullanmak, alkolün etkisiyle öfkenin dışa vurumudur. Alkoliklerin, intihara eğilimli oldukları bilinen bir gerçektir. Bu nedenle, alkolikler, zaman zaman kendi araçlarını  bir intihar aracı olarak kullanmaktadırlar. O halde, alkoliklerin yaptığı kazalar, genellikle intihar düşüncesiyle kazalardır. Aşırı alkollüyken araba kullanmak, trafik kazalarına neden olmaktadır. Bunun yanı sıra alkollü olarak araba kullanmak, şiddeti, anti-sosyal davranışı, öfkeyi, paranoid duyguları, ölüm ya da öldürme isteğini de beraberinde getirebilmektedir. 

Bazı ülkelerde trafik kazalarının %30-40’inin nedeni alkoldür (Pelkin ve Landzhev, 1977). Alkol almış sürücünün sürücülük yeteneğinin alkolün etkisi sonucu olumsuz olarak etkilendiği bilimsel olarak ispat edilmiştir. Küçük dozlarda kullanıldığında, insanlar sabırsız, haddini bilmez olmakta ve reflekslerin yavaşlamasıyla zihinsel faaliyetler bozulmaktadır. Alkollün fazlası ise bireye aşırı güven verdiğinden, aşırı alkol alan kişiler, kusursuz oldukları sanısıyla kusur yapmaktadırlar. Bir duble bira ya da 60 cm3 viski ya da rakı alanlarda yarım saat araba kullanamayacak kadar denge kusuru olmaktadır. Fazla alkol gözde kararmaya neden olmakta, dikkat, düşünme ve karar gücünü bozmaktadır. Alkol miktarı arttıkça kandaki oksijen azalmakta ve beyin ihtiyacı olan oksijeni temin edemediği için işlevlerini yavaş yavaş kaybetmeye başlamaktadır. Alkol etkisi ile kişi saldırgan olmakta, bazen de uyku hali ve uyuşukluk başlayarak kurallara uymamakta ve fren, vites ve direksiyonu zamanında gereğince kullanamaz duruma gelmektedir. Hız tahminleri ve hız karşılaştırmaları azalma tutkusu başlamakta, mesafe tahmini sıfıra inmektedir.

Bir taraftan sayısı ve hızı artan araçlar yaşantımızın vazgeçilmez bir parçası olurken, diğer taraftan birçok insanın yaşamına son vermekte, onları sakatlamakta ya da maddi zararlara neden olmaktadır. Trafik kazaları, dünyanın temel ve Türkiye’nin ise en başta gelen ve çözümü zor sorunlarından biri olduğu için incelenmesi ve çözüm yolları bulunması gerekmektedir. Trafik kazalarının basta gelen nedenlerinden biri alkol kullanımıdır. Alkollü olarak araba kullanma, büyük ölçüde alkol bağımlılığından  kaynaklanan bir semptom olarak kabul edilmektedir. Bu yazıda daha çok alkollü araç kullanma ile trafik arasındaki ilişkiler üzerinde durulmuştur. Alkolün Sürücüler Üzerindeki Etkileri Son yıllarda sürücülerin içki kullanması belirgin olarak artmıştır.   Alkol ve Trafik Psikolojisi Uzm. Psk. Hatice Singir Karaçanta

Hız arttıkça sürücünün trafik çevresini algılama düzeyi yavaşlar. Göz 190 ile 200 derecelik bir alanı algılar. Ancak araç kullanırken görme Açısı hız ile ters orantılıdır. Örneğin 35 km/s hızla görme açısı 104 derece iken, hızı 130 km/s’ te çıkardığımızda bu Açı 30 dereceye düşer. 

Araştırmalar 30 km/s hızla çarpmanın araç içerisinde bulunanların vücuduna etkisi 1.kattan düşmeye, 90 km/s hızla çarpmanın ise 10.kattan düşmeye eşdeğer olduğunu göstermektedir.
Yine araştırmalar bırakın yüksek hızları, 80 km/s hızla giden bir araçta yolculuk yapanların olası bir kazada ölme ihtimalleri, 30 km/s hızla giden araçtakilere oranla 20 kat daha fazla olduğunu göstermektedir.
Emniyet kemeri kullanmıyorsanız, vücudunuz aracın hızıyla yol almaya devam eder. Ta ki direksiyon, ön Cam veya torpido sizi durduruncaya kadar. İşte benzer durumlarda ikinci bir çarpışmadan korunmak istiyorsanız bunun tek yolu emniyet kemeri kullanmaktır. Trafik literatüründe 30 km/s hızla meydana gelen çarpışmalarda oluşan hasar 1 birim olarak tanımlanırken, 50 km/s hızla meydana gelen çarpışmalarda bu hasarın 9 kat arttığı bilinmektedir. Emniyet kemeri; araç içinde meydana gelen ölümleri %45, ağır yaralanmaları %50 oranında azaltmaktadır. Ölümle olan yaralanmalar incelendiğinde baş boyun yaralanmalarının %37, omurga, göğüs yaralanmalarının %8 oranında olduğu görülmektedir.
Trafik Kazalarından Korunma Yolları
a) Alkollü araç kullanmayınız,
b) Emniyet kemerinizi mutlaka takınız,
c) Araç kullanırken dikkatinizi dağıtmayınız,
d) Hız limitlerine uyunuz,
e) Far ayarlarınızı kontrol ediniz,
f) Tehlikeli sürüş ve yakın takipten kaçınınız,
g) Bisiklet ve motosiklet kullanırken kaskınızı takınız,
h) Karşıdan karşıya geçerken geçiş kurallarına ve ışıklara riayet ediniz,
i) Kavşaklarda durunuz, tehlikeli yerlerde sollama yapmayınız,
j) Acelelikten kaçınınız,
k) Trafikte dikkatli ve hoşgörülü olunuz.
İnsan Faktörüne Bağlı Trafik Kazalarının Nedenleri
a) Acemilik,
b) Dikkatsizlik,
c) Uzun süre uykusuzluk,
d) Hatalı sollama,
e) Aşırı hız,
f) Fazla yük taşımak,
g) Alkollü araç kullanmak,
h) Bazı ilaçları kullandıktan sonra araç kullanmak,
i) Trafik kurallarını dikkate almamak,
j) Rutin araç bakımlarını yaptırmamak.
UNUTMA!
Trafik Kazalarının Başlıca Nedenleri:
İnsan
a) Sürücü
b) Yaya
c) Yolcu
Yol
Taşıt
Çevre
Trafik yönetim, denetim ve uygulaması
Taşıtların kazalardaki etkisi, türleri, taşıma kapasiteleri, taşınan eşyaya uygunluk derecesi, yükleme şekli, rengi gibi fiziksel nitelikleri ile, fren, ışık sistemleri, direksiyon, ön düzen, tekerlek vb. teknik nitelikleri olmak üzere iki grupta değerlendirilebilir. Araçların bu fiziksel ve teknik özellikleri ile kazaları önlemede ve zararı en aza indirmede etkili olacakları yapılan bir çok çalışmayla kanıtlanmıştır.
Ülkemizde, kazanın oluşumunda yaklaşık %99 oranında sürücü-yaya-yolcu olarak insanın en büyük paya sahip olduğu, geriye kalan faktörlerin küçük değerler aldığı görülmektedir. Fakat şu göz ardı edilmemelidir ki kazaların oluşumda ana unsur insan olarak görülmesine rağmen, araç, yol ve çevre gibi diğer etkenlerde insanların bu duruma gelmelerinde etkilidirler. Yani sorun bir bütünün içerisinde saklıdır. Trafik kazalarını oluşturan temel unsurların başında gelen insan; sürücü, yaya ve yolcu olarak yolu kullanmakta ve trafiğe katılmaktadır . Öyleyse trafik güvenliğinde de insan faktörü ön plana çıkmaktadır. Trafik güvenliğini sağlamada insanların uyması gereken bazı kurallar vardır. Öncelikle sürücü olarak insan, kendi fiziksel ve ruhsal şartları ile, aracının teknik ve fiziksel şartları ile yeterli olarak trafiğe çıkmalı, trafik durumuna, trafik kurallarına uymalı, emniyet kemerini takmalı, alkol, uyuşturucu vb. gibi maddeleri kullanmamalı ve trafik de azami dikkatli olmalıdır. Benzer şekilde yolcu ve yaya olarak insan, trafik durumuna , trafik kurallarına göre hareket etmeli, dikkatli olmalı ve trafik güvenliği için gerekli hususları yerine getirmelidir.
Trafik kazalarına yol açan sebepleri; taşıma ortamı, karayolu yapısı, trafik yönetimi,denetimi ve uygulamaya ilişkin hususlar, taşıt ve trafik şartları, sürücü-yaya-yolcu olarak yolu kullananların davranışları, çevre şartları, sosyal, kültürel ve hukuksal sebepler olarak sıralayabiliriz. Bu sebepleri genelleştirecek olursak, kaza oluşumuna sebebiyet veren faktörler; insan, araç, yol ve çevre olarak gösterilebilir. Bu dört ana etkenin kullanım etkinliğine bağlı olarak ortaya çıkardığı olumsuz sonuçlar yani kazalar, insanlar ve ülke ekonomisinde ciddi kayıplara neden olmaktadır.
Günümüzde tüm dünya ülkelerinde trafik güvenliği sorunu en ön sıralarda yer almaktadır. Gelişmiş ülkelerde dahi trafik kazaları tam olarak önlenememiş fakat kazaların ve ortaya çıkardığı sorunların azaltılması yönünde büyük aşamalar kaydedilmiştir. Bugüne kadar yapılan bütün çalışmalara rağmen, ülkemiz, trafik güvenliği açısından oldukça geri kalmış ülkeler arasındadır. Bilindiği gibi, yol güvenliğinin en önemli ölçütü trafik kazalarıdır ve bu açıdan bakıldığında istenilen seviyelere ulaşamadığımız açıkça görülmektedir. Bunun da en önemli sebebi, karayolu güvenliğinin sağlanması için ulaşılması istenen hedeflerin tam ve doğru olarak belirlenememesi, konuya çözüm getirmesi gereken kurum ve kuruluş sayısının çok fazla olması ve bunlar arasında bir yetki karmaşasının bulunması, yasal düzenlemelerde ve bunların uygulanmasında karşılaşılan eksikliklerin zamanında giderilmemesi ve her şeyden önce ulaştırma sistemleri arasında dengeli bir paylaşımın bulunmamasıdır.
İnsanoğlunun yeryüzünde varolmasıyla başlayan “güvenlik” sorunu, günümüze kadar çeşitli evrelerden geçerek, farklı boyutlara ulaşmıştır. Diğer canlılardan her yönüyle farklı olarak dünyaya gelen insanoğlunun can ve mal güvenliği, tarih boyunca önemsenmiş ve çeşitli önlemler alınmaya çalışılmıştır. İlk çağda bireysel olarak kendi güvenliğini sağlamak için bir takım ilkel tedbirler geliştiren insanoğlu, zaman içerisinde, daha toplumsal ve sistematik düşünme yolunda, gelişen teknolojinin de katkılarıyla beraber, farklı önlemlere başvurmuştur. Bireyin can, mal ve hizmet güvenliğinin önemi ve korunması amacıyla, çeşitli evrelerden geçerek, bugünkü çağdaş boyutuna ulaşmıştır. Arş.Gör., KTÜ, İnşaat Mühendisliği, Ulaştırma Anabilim Dalı,Trabzon

Gelişen teknolojiyle beraber yaşamsal faaliyetlerin artması, insanların sürekli bir yerden bir yere hareket etmelerine neden olmaktadır. Bu hareketlilik ile insanlar, yaşam gereksinmelerini karşılamaktadırlar. Bu hareketliliğin en önemli elemanı olan ulaşım, insanların karşısına kimi zaman fayda kimi zamansa zarar olarak çıkmaktadır. Faydaları çok olmasına karşın zararları da göz ardı edilemeyecek kadar hayatımızı etkilemektedir. Zararların en büyüğünü ise hayatların kaybedilmesi ya da maddi kayıplar ile sonuçlanan trafik kazalarında görmekteyiz. Öyleyse amaç; trafik kazalarının ve zararlarının en aza indirildiği güvenli bir ulaşım düzeni olmalıdır.

Kuralsız ve sınırsız yaşamayın. Frensiz bir araç ölümcül kazalara neden olur.
Gelişme sürecinde olan ülkemiz, bu süreç içerisinde nüfusun ve buna bağlı olarak da yaşamsal faaliyetlerin artışı dolayısıyla ulaştırma hizmetlerini her geçen gün daha fazla kullanma gereksinimi duymaktadır. Ülkemiz, kara, hava, deniz ve raylı ulaşım sistemleri içerisinde, ulaştırma ve taşıma hizmetlerinde en büyük payı karayollarına vermektedir. İstatistikler çerçevesinde bu pay yaklaşık %95 seviyesine ulaşmakta ve diğer sistemlerin çok önüne geçmektedir. Karayolunun ulaştırma sistemleri içerisinde çok tercih edilmesi, artan trafik yoğunluğu ile kaza sayısını da arttırarak olumsuz bir sonuç ortaya çıkarmaktadır. Bu durum ülkemizin hem maddi hem de manevi kayıplar vermesine neden olmakta, dolayısıyla karayoluna verilecek önemin ilk sıralara taşınması gerekliliğini doğurmaktadır. Bu aşamada yapılacak en faydalı şeyin, karayolu güvenliğinin karayolu yapısı ve çevresi ile birlikte bir sistem düşüncesi içerisinde, planlı bir şekilde değerlendirilmesi olduğu açıktır. Sistem bilinci çerçevesinde, karayoluyla ilgili denetim birimlerinin kendi kontrollerini yaparak, öncelikle uygun arazi kullanımının, sonrasında ise buna bağlı olarak gerekli ulaşım düzeninin planlaması yapılmalıdır. Bu şekilde yapılacak ulaştırma planı içerisinde karayolu güvenlik sistemi geliştirilip, kontrollü ve koordineli çalıştırılarak yoğun olarak tercih edilen karayolu taşımacılığının olumsuz sonuçlarının önüne geçilebilecek ve kayıplar en aza indirilebilecektir.

Comments are closed.