logo

Kahve, müzik ve kitap

Teşekkürler…..
SON
Müzik dinlemek, sürüş sırasında ruh halinizi de geliştirebilir. Bu, kaygı veya “öfke” olaylarını önlemeye muhtemelen yardımcı olabilir.
Bir çalışmada (RCT), 19 sürücünün müzik dinlerken araç kullanırken daha iyi bir ruh hali ve daha rahat bir vücut durumu vardı. Müzik, sürüş performansını etkilemez.
Yemek yerken müzik dinlemek, bir kişinin iştahını ve besin alımını artırmaya yardımcı olur. 78 üniversite öğrencisiyle yapılan bir çalışmada, katılımcılar, müzik dinlerken yiyecek ve içecek alımının daha yüksek olduğunu bildirdiler. Aynı çalışmada, öğün süreleri sessiz yemeklere kıyasla daha uzundur ve müzik hacmi ve hızı öğün boyutu veya süresi üzerinde hiçbir etkiye sahip değildi. İlginçtir, müzik de demans hastalarına daha fazla yemek yemelerini teşvik eder. Yatıştırıcı akşam yemeği müziği, 20 hastada anksiyete, irritabilite ve depresif ruh hallerini azalttır. Ayrıca, hastalar pop müzik dinlerken, sessizlik kontrol süresi ile karşılaştırıldığında daha fazla yerler.
Stres, kaygı ve depresyon kanser hastalarını olumsuz etkilemektedir. Bir çalışmada, sıçanlara kanser hücreleri enjekte edildi ve geceleri ses stresi ve sabah beş saat boyunca müzikle karşılaştı. Immün ve anti-kanser yanıtlarını gelişti T hücreleri artı, 22 (RKÇ) çalışmaların gözden geçirilmesinde, müzik terapisinin kaygı üzerine olumlu bir etkisi olduğu ve kanser hastalarında yorgunluk, kan basıncı ve kalp atım hızı üzerinde küçük bir pozitif etkisi olduğu görülmektedir. Kanser gelişimini durduramazsa da müzik hayat kalitesini yükseltir.
Okul yaşındaki 80 çocuğun bir çalışmasında (RCT) müzik, ağrıyı azalttı ve hastalara kontrol grubuna kıyasla daha az morfin (ağrı kesici) gerektirdi. 51 çalışmanın sistematik bir derlemesinde müzik dinlemek hafif ağrı yoğunluğunu ve opioid (ağrı kesici) ihtiyacını hafifletti. Araştırmacılar, müziğin ağrı yoğunluğundaki faydalarının çok küçük olduğu sonucuna varmışlar. Her ne kadar güvenli ve uygun maliyetli olsa da, müzik birincil ağrı tedavisi olarak kullanılmamalıdır. Olumlu etkileri çok küçük olduğu için müzikle klinik önemi açık değildir. Ayrıca müzik terapisi, dikkat plaseboya göre migren ve baş ağrısı tedavisinde daha az etkili. Dolayısıyla bir ağrı kesici ihtiyacını azaltabilir, ancak migren tedavisinde yararlı değildir.
https://youtube.com/watch?v=CwjJ7fqcmpg
Müzik epilepsi için potansiyel bir tedavi yöntemidir. Müzik dinlemenin hem çocuklar hem de yetişkinlerde nöbetleri durdurmaya yardımcı olduğuna dair kanıtlar vardır. Beyindeki (striatal ve hipokampal bölgelerdeki) düşük dopamin seviyeleri nöbetlere neden olur. Bir derlemede, araştırmacılar Mozart’ın müziğini dinlemenin epileptik çocuklarda nöbet sıklığını muhtemelen beyindeki dopamin düzeylerini yükseltme kabiliyetleri nedeniyle düşürdüğünü buldular. Potansiyel bir mekanizma, işitsel uyarımı beynin hareketi kontrol eden kısmıyla ilişkilendiren ayna nöronlarını içerir. Görsel ya da müzik uyarılmasına maruz kalındığında birey, bu eylemi gerçekleştirdiğine Bu nöronlar aktiftirleşir. Bununla birlikte, müziğin beyin üzerindeki etkilerini netleştirmek için daha fazla çalışma gereklidir. Müzik, hastalarda epilepsiyi de tetikler (müzikogenik epilepsi). Mekanizmaları halen belirsiz olduğundan müzik bir epilepsi tedavisi olarak kullanılmamalıdır.
Bir çalışma müzik terapisinin 27 otistik çocuk üzerinde etkisini test etti; müzik terapisinin hafiften orta otistik çocuklarda sosyal becerileri geliştirdiğini buldular. Bu çalışmada, çocuklar müzik dinlemeye teşvik edildiler ve müzik dinlerken başkalarıyla iletişim kurma yöntemleri buldular. Konuşma ve sözsüz ipuçlarıyla etkileşime girip başkaları ile iletişim kurabildiler. Terapi sona erdikten sonra bile, müzik terapisinin etkinliği kalıcıydı. 10 randomize kontrollü çalışmanın bir meta-analizinde müzik terapisi, otistik çocuklarda sosyal becerilerin geliştirilmesinde etkili olmuştur. Ek olarak hem sözsüz hem de sözlü iletişim biraz gelişti, bu da daha iyi ebeveyn-çocuk ilişkileri ile sonuçlandı.
Otizm spektrum bozukluğu, sosyal etkileşimler ve iletişim ile ilgili problemlerle karakterizedir. Şu anda, otistik çocuklarda sosyal beceri geliştirmek için farklı terapi türleri kullanılmaktadır. Bunlara sosyal hikayeler, video modelleme, davranışsal eğitim ve akran aracılı stratejiler dahildir. Günümüzde müzik terapisi potansiyel bir terapi olarak dikkat çekmektedir. Maliyet etkin, kullanımı kolay, güvenli, non invazivdir ve en az yan etkileri vardır. Çocuklar müzik dinler veya çalarsa, sosyal becerileri ve motor davranışları (hareketleri) gelişir.
Müzik terapisi , kol hareketlerinin düzelmesini ve yürüme hızını iyileştirmek için ritmi kullanarak inme rehabilitasyonu geçiren hastalara yardımcı olur. Melodi ve ritim alıştırmaları , konuşma problemleri olan inmeli hastalarda konuşma üretimine yardımcı olur. Ek olarak, aktif müzik terapisi ruh durumu geliştirir ve sosyal etkileşimi arttırır. 60 hastayla yapılan bir röportaj çalışmasında, müzik dinleme onları sakinleştirmek, dinlenmek, daha iyi uyku ve ruh hallerini iyileştirmelerinde yardımcı oldu. Hastalar ayrıca dans veya müzik [temposuna taşıyarak müzik dinleme sırasında hareketlerini arttı. Bir derlemede, müzik dinleme, beyin iyileşmesini artırdı ve inme toparlanma aşamalarının erken safhalarında olumsuz havayı engelledi. Azalan depresyon ile gelişmiş sözel bellek arasında bir korelasyon vardı. Müziğin ruh hali ve beyin fonksiyonu üzerindeki olumlu etkileri dopaminin artmasına ve stres düzeylerinin azalmasına bağlı olabilir.
Huntington hastalığı olan hastalar giderek beyin beyazını ve gri maddeyi, ayrıca hareketlerini ve bilişsel işlevlerini kaybederler. Erken ılımlı beş Huntington hastalığının pilot çalışması davul ve ritm egzersizlerinin etkilerini test etti. İki aylık eğitim sonrasında hastaların idari işlevleri (düşünme becerileri) ve beyaz cevher yapıları gelişmişti. Bununla birlikte, 63 ileri evre Huntington hastasında bir (RCT), grup müzik terapisinin ek yararlı etkileri yoktur; grup davranışçı terapi, Huntington semptomlarını, iletişim ve davranış gibi iyileştirmede daha etkili olmuştur. Dolayısıyla, müzik terapisi Huntington’un erken dönem hastalarına yardımcı olsa da, ileri evrelerde etkili olmayabilir.
Başka bir çalışmada (SB-RCT) müzik terapisi Parkinson hastalarında duygulara yararlı olmuştur. Üç aylık müzik terapisinin ardından, hastaların semptomları kontrol (fizik tedavi) grubuna kıyasla iyileşti. Hareket geliştirmenin yanı sıra, müzik terapi seansları duygusal işlevlere yardımcı olmuş ve hem ruh halini hem de yaşam kalitesini geliştirmiştir. Bununla birlikte, çalışmaların küçük örneklem boyutu, kısa süreli ve uzun vadeli değerlendirme eksikliği gibi bazı dezavantajlar vardır. Ayrıca, psikolojik ve motor sonuçların değerlendirilmesi için daha fazla araç etkili müzik terapisi geliştirilmesine yardımcı olacaktır.
Parkinson hastalığı, hareketle ilişkili işlev bozukluklarına, endişe ve depresyona yol açan dopamin sistemindeki bozulmayı içeren bir hastalıktır. Müzik, psikolojik ve hareketle ilgili semptomlarını iyileştirmeye potansiyel olarak yardımcı olabilir. Altı çalışmaların bir meta-analizi müzik ritim bacak koordinasyon, duruş, denge ve yürüme (yürüme hız, frekans ve benzeri) [iyileştirdiğinden müzik Parkinson hastaları için faydalı olacağını göstermiştir. Araştırmacılar randomize kontrollü tek kör bir çalışmada (SB-RCT) müziğin etkilerini 18 Parkinson hastası üzerinde test ettiler. Altı haftalık bir sürede on iki saatlik müzik oturumları, beyin işlevini geliştirdi. Müzik dinlemek , hastalarda sözel bellek, dil ve dikkatin iyileştirilmesine yardımcı oldu.
Beyin hücrelerinin kademeli olarak ölümü bunama’ya neden olur. Demans, düşünme becerilerinin ve hafızanın azalmasına neden olur. Bazı semptomları hafifleten tedaviler olsa da demans için tedavi yoktur. Demans hastaları, hastalığın ileri evrelerinde bile müzikten hâlâ zevk alırlar. Müzikal etkinliklere katılan hastalar davranışlarını, ruhsal durumlarını ve beyin işlevlerini geliştirebilirler. Bir çalışmada, müzik, 13 Alzheimer hastasında tanınma belleğini geliştirmeye yardımcı oldu. Müzik dinlerken sözlü bilgi için bir bellek görevinde daha iyi performans gösterdiler. Bununla birlikte, bu faydalar, aynı zamanda bu çalışmaya katılan 14 sağlıklı yaşlı erişkinde görülmemiştir. 19 araştırmanın bir meta-analizinde, müzik terapisi demans hastalarında yaşam kalitesinin arttırılmasına yardımcı olmuş, ajitasyon ve diğer davranış bozukluklarını azaltmıştır. Bazı hastalarda müzik belirtileri geliştirse bile, bazılarında etkili olmayabilir. Müzikte demans üzerindeki etkileri üzerine güncel çalışmalar da pek iyi tanımlanmamıştır ve sıkı yönergelere riayet edilmemektedir.
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) dikkatsizlik ve hiperaktivite ile karakterize bir hastalıktır. DEHB olan bireyler de dürtüsel davranabilir ve davranış kontrolünden yoksun olabilirler. DEHB, öğrenme, davranış ve sosyalleşmede zorluklara neden olur. Müzik, DEHB olan çocuklarda performansı artırır. Monoton, rutin görevler sırasında müzikle yapılan harici uyarılar, uyarılmalarını arttırır ve bu da uyarılmalarını artırır ve görevlerini sürüklemesini engeller ve bunları odaklı tutar. Araştırmacılar, DEHB olan 20 çocuğa müziğin etkisini inceledi. Çocuklar, yetenek seviyelerine göre matematik problemleri üzerinde çalıştılar. Çocuklar müzikle, sessizce çalıştıklarından ortalama% 33 daha fazla puan aldılar. Sessizliğe oranla arka planda konuşma yapıldığında da% 23 daha yüksek puan aldılar. Buna karşılık, ADHD’si olmayan çocuklar, her üç koşulda da benzer şekilde performans sergilemiştir. Bir ankette, müzik terapistleri müzik terapisinin DEHB olan çocuklar için etkili bir tedavi olduğunu belirtti. Bununla birlikte, ilaçla birlikte kullanıldığından, müziklerin DEHB belirtileri üzerindeki etkisini izole etmek zordur.

Müzik, duygu ve ödülün kontrolünü sağlayan beyin alanlarını harekete geçirir. Takviye öğrenme ve görev performansında rolü olan dopamin’i artırır. Başka bir çalışmada, müzik eğitimi almış 41 çocuk, motorlu, sözlü ve sözsüz akıl yürütme becerileri bakımından 18 çocuğa göre daha yüksek puan aldı. Bu sonuçlar için pek çok olası açıklama var. Müzik dinlemenin çocukların okuma becerilerini geliştirebileceği bir aleti nasıl çalacağınızı öğrenmek çocukların hareket kontrolünü iyileştirir. Bununla birlikte, çocukların sosyo-ekonomik geçmişi eğitim kalitesini etkileyebileceğinden müziklerin bilişsel yeteneği üzerinde büyük bir etkisi olup olmadığı kesin değildir.

İyi eğitilmiş 10 erkek sporcunun bir çalışmasında, müzik dinlemek, daha iyi egzersiz koşullarına yol açtı. Egzersiz sırasında müzik dinlerken algılanan yorgunluk oranı müziksiz olarak karşılaştırıldığında daha düşüktü. Müzik dinledikleri antrenman sırasında daha az yorgun düştüler. Buna ek olarak, bu sporcuların müzik dinlerken kalp hızı, kan basıncı, laktat ve norepinefrin düzeyleri de düşüktür. Yüksek laktat ve norepinefrin seviyeleri, egzersiz performansı sırasındaki stres göstergeleriydi. Bu sonuçlar, müziğin katılımcıların rahatlamasına izin verdiğini, bu da kas gerginliğini, kan akışını ve azalmış laktat üretimini düşündürmektedir. Başka bir çalışmada, yavaş tempo müziği, egzersiz sonrası 60 sağlıklı bireyde düzelmenin hızlandırılmasına yardımcı oldu. Kalp atış hızı ve kan basıncının düzelmesini sağladı. Denekler ayrıca, hızlı müzik dinlediklerinde veya müzik dinlemediklerine kıyasla daha hızlı iyileşme hissi hissettiler. Müzik, bir bireyin algılanan yorgunluğunu azaltmaya yardımcı olduğundan, egzersiz keyfini artırabilir. Müzik, potansiyel olarak egzersiz yapma ve eğitime olan bağlılığı artırma motivasyonunu artırabilir.

https://youtube.com/watch?v=2ZtQFbFzN0k
https://youtube.com/watch?v=cRG8jmE46YE
Sporcular, motivasyon ve performansın artırılmasına yardımcı olmak için müzik dinlemektedirler. Müzik egzersizin etkilerini arttırır. Bir derlemede, araştırmacılar bireyin müzik algısının müziğin egzersiz performansı üzerindeki etkinliğinde büyük bir rol oynadığını belirttiler. Müzik, egzersiz yapanlara yorgunluk yaratmamasına rağmen, algılarını değiştirebilir. Müzik, bireyi yüksek yoğunluklu egzersize daha iyi hazırlayabilir. Bir meta-analizde, 32 araştırmanın 24’ü, müziklerin egzersiz sırasında fiziksel performans ve dayanıklılığı arttırdığını gösterdi.

Uyku bozuklukları, yorgunluk, depresyon ve anksiyeteye neden olur. Müzik, kan basıncını düşürdüğünden, endişeyi azaltıp, uyku üzerinde olumlu etkilere neden olabilir. Bir araştırmada (RKÇ) araştırmacılar 94 öğrencide müzik ve sesli kitapların uyku kalitesi üzerindeki etkilerini test etti. Klasik müziği 45 dakika dinleyen katılımcılar uyku kalitesini önemli derecede geliştirdiler. Ayrıca, klasik müzik , anlamlı olmayan bir iyileşme göstermeyen sesli kitap ve kontrol gruplarına kıyasla, uykusuzluğun yanı sıra depresif belirtileri de düzeltti. Altı çalışmanın bir meta-analizi, müzik, yetişkin uykusuzluk hastalarında uyku kalitesinin iyileştirilmesinde etkili olabileceği sonucuna vardı . Bununla birlikte, müzik toplam uyku süresini arttırmadı veya uyku kesintilerini iyileştirmedi.

https://youtube.com/watch?v=tJo9u1StjDQ
Müzik terapisi depresyon belirtilerini tedavi etmeye yardımcı olur . İlaç tedavisine veya psikoterapiye ek olarak kullanılır. Müzik terapisi , depresyon hastalarına anlamlılık ve zevk hissi verir . Fiziksel hareketi de arttırır; fiziksel aktivite depresyonun hafifletilmesine yardımcı olur. Müzik terapisi, meme kanserli 60 kadın hastanın bir çalışmasında (RKÇ) depresyonu iyileştirmiştir. Müzik terapisinden sonra depresyon skorları kontrol grubununkinden daha düşüktü. Ayrıca, müzik terapisi grubu hastanede kontrol grubuna göre daha kısa süre kalmıştır. Bir meta-analizde, araştırmacılar, müzik terapisinin depresyon derecelendirme ölçeklerindeki skorları geliştirdiklerini bulmuşlardır. Ölçekler, depresyon semptomlarını ölçen, kendine güvenen ve klinisyene özgü ölçekleri içermektedir. Müzik, depresyon için düşük maliyetli bir tedavidir ve hastalar tarafından kendiliğinden uygulanır. Bununla birlikte, incelenen çalışmalarda veri eksikliği sonuçların doğru yorumlanmasını engeller. Yine de, daha geniş çaplı çalışmalarla, kanıttaki artış, müziğin depresyona yönelik bir etkinlik olarak etkinliğini destekleyebilir.
Müzik terapisi, bilişsel davranış terapisine yanıt vermeyen TSSB (travma sonrası stres bozukluğu) hastaları için potansiyel bir alternatiftir. Bir başka çalışma (RCT), grup müzik terapisinin TSSB semptomlarını ve depresyonu anlamlı olarak iyileştirdiğini gösterdi . Bazı katılımcılar, müziğin bireysel konuşma terapisine göre daha eğlenceli, daha az müdahaleci ve daha az tehditkar olduğunu belirttiler. TSSB olan hastalar da ilaç tedavilerine kötü yanıt verebilirler. İlaçların birçok yan etkisi vardır. Müzik terapisi, ilaç tedavisine karşı güvenli bir alternatiftir veya TSSB hastalarında ilaç kullanımı ile kombine edilebilir. Bununla birlikte, TSSB semptomlarının ciddiyetini azaltabilirken, etkileri daha az spesifiktir. Genellikle, müzik terapisi stresin hafifletilmesine yardımcı olur, kaygı ve depresyona karşı davranır ve uyku bozukluklarına yardımcı olur. Müzik, hastaların travmaları ile uğraşmasına yardımcı olabilse de, bu yöntemin etkileri bireyden bireye değişebilir herkese aynı etki olmayabilir.

Müzik dinlemek kaygı düzeylerini azaltmaya yardımcı olur. 200 katarakt ameliyatlı hastada yapılan bir çalışmasında (RKÇ) meditasyon müzik stres azaltmaya yardımcı oldu. Ameliyattan önce müzik dinleyen grup hoş bir his ve rahatlatıcı deneyimler bildirdi. Bu çalışmanın en büyük kısıtı, stres ölçümünün güvenilir bir göstergesi olmadığı, stres hormonu seviyeleri gibi olduğu yönündedir . 42 denemenin (RKÇ) başka bir meta-analizi, daha önce bahsedilen çalışma ile benzer sonuçlar vermiştir. Müzik terapisi, hasta endişesini azaltmada etkili olmuştur. Müzik terapisi kan basıncını ve kalp atış hızını düşürmekle kalmadı, aynı zamanda kortizol (stres hormonu) düzeylerini düşürdü. Araştırmacılar, rahatlatıcı amaçlarla kullanılan müziğin enstrümantal olması, düşük tonlardan oluşması ve azami fayda açısından 60-80 bpm arasında bir vuruş yapmasını öneriyor. Stres olumsuz bağışıklık sistemini etkileyen ve IL-6 ve TNF-a [gibi pro-enflamatuvar sitokinleri artırır sitokin seviyelerinde bir dengesizliğe neden olur]. 60 sağlıklı kadın hemşirenin bir çalışması (RKÇ), müziklerin proinflamatuar sitokinleri (IL-6 ve TNF-a) düşürerek stresin hafifletilmesine ve bağışıklık tepkisinin geliştirilmesine yardımcı olabileceğini gösterdi.

Dopamin aktivitesi, kan basıncını (sempatik) sinir sistemini inhibe eder. Böylece, dopamin, kan basıncını düşürür. Bir çalışmada (randomize kontrollü çalışma, RCT), bilim adamları müziğin 30 yaşlı hastadaki etkilerini inceledi. Deneklerin yüksek tansiyonu (hipertansiyon) vardı. Dört hafta sonra, müzik grubunda kan basıncında belirgin bir düşüş oldu, kontrol grubunda ise önemli bir değişiklik olmadı. Kontrollü bir başka klinik araştırmada, müzik terapisi gören hipertansiyonlu 23 yaşlı hastada ortalama kan basıncında 12 hafta sonra azalma olduğu ve yaşam kalitelerinin iyileştiği gösterildi. Bir meta-analizde, araştırmacılar, müzik terapisinin hem kan basıncında hem de kalp hızında önemli bir düşüşe neden olduğunu buldular.
Müzik beynin duygusal ve ödül devrelerini etkiler. Ödül devresi, bilginin değerlendirilmesine yardımcı olur ve muhtemel sonuçları farklı seçeneklerden tahmin eder. Müzik dopamin salınım nöronlarının aktivitesini arttırır. Serbest bırakılan dopamin miktarı, dinleyicinin hissettiği zevk miktarı ile ilgilidir. Bir meta-analizde bilim adamları, ödül tahmininin dopamin salınımında önemli bir rol oynadığına karar vermişlerdir. Bireyin algısı, müzik dinlemekten ne kadar zevk duyduğunu etkiler. İlginçtir ki, müzik parçası bireyin tahmini yerine getirdiğinde, beyindeki dopamin salınımına yol açar. Müziğin dopamini arttırdığı mekanizma kalsiyumu içerir. Müzik maruziyeti kan kalsiyum düzeylerini arttırır. Kalsiyum beynin içine nakledildikten sonra, bir kalsiyum bağlayıcı protein (calmodulin) içeren bir yolla dopamin sentezini arttırır. Müzik ödül değeri de beyin faaliyetine bağlı. İşitme, algılama ve ödüllendirme mekanizmaları arasındaki etkileşimler, müzikten aldığınız zevk için hayati önem taşır. Bununla birlikte, bu mekanizmalar arasındaki etkileşim eksikliği, bazı insanlara müzik için ödül değeri sağlamamasına neden olur.

Pek çok farklı müzik türü vardır. Her farklı tür farklı bir etkiye neden olur. Örneğin, tekno müziğin dinlenmesi, nabız, kan basıncı ve stres hormonlarında (norepinefrin gibi) önemli bir artışa neden olur. Bu arada yavaş tempolu müzik kalp için faydalı olabilir . Klasik müzik kan basıncını, kalp atış hızını ve gerginliği düşürür. Bir çalışmada (RCT) klasik müziği dinleyen 60 katılımcının (Mozart ve Strauss) daha düşük kan basıncı ve kalp atış hızı bulunurken, pop müzik (ABBA) hiçbir etki göstermedi. 144 katılımcıyı içeren bir başka çalışmada, rock, düşmanlık, hüzün, gerginlik ve yorgunluğu arttırırken, bakım, gevşeme, zihinsel netlik ve canlılığı azalttı. Buna karşılık, tasarımcı müzik (dinleyicide belirli etkilere sahip olacak şekilde tasarlanmış müzik) olumlu ve olumsuz duyguları azaltmada etkilidir.

Herkes müzik dinler ve sever; ancak sağlık yararları olduğunu bilen az insan vardır. Müzik dinlemek, kan basıncını düşürmeye yardımcı olan dopamini arttırır. Müzik, zihinsel ve atletik performansı geliştirir, akıl sağlığına birçok yönüyle yardımcı olur ve hatta kan basıncını düşürür. Müzik soyut bir uyarıcıdır. Birçok kültür ve kuşaklar boyunca etkisi devam etmiştir. Birçok kişide zevk duygularını etkileme becerisine sahiptir. Müzik değeri, herhangi bir fiziksel ödülle ilişkilendirilmemesine rağmen, değeri çok yüksektir. Müzik, terapi olarak da kullanılır. Hastalar müzik dinler, enstrümanlar çalar, şarkı söyler ve şarkı yazar. Müzik dopamin salınımını arttırır, kan basıncını ve ağrıyı azaltır, ve hatta zihinsel rahatsızlıkları tedavi edebilir. Bununla birlikte, yararları çoğunlukla kişinin algılamasına bağlıdır. Ayrıca, müzik etkileri üzerine çift kör çalışmalar yapılmasının mümkün olmadığı için, çeşitli denemelerin sonuçları önyargılı olabilir.
Çalışma masanızı, odanızı temizlemek, genellikle stresi azaltmaya yardımcı olur. Ancak temizliğin enerji gerektiren bir iş olduğu gerçeğini unutmamalıyız. Arka planda ritimli, canlı bir müzik açarsanız, enerjiniz kesinlikle artacaktır. Temizlik esnasında açacağınız hareketli bir müzik ile stres içeren duygularınızı azaltabilirsiniz.
Çoğumuz sabah, o yumuşacık yatağımızdan kalkmakta zorlanırız. Sabah rutininize canlı bir müzik ekleyerek o günkü ruh halinizi pozitif yönde ayarlayabilirsiniz. Ya da sakin ve rahat bir tempoda çalıştığınızdan emin olmak için akustik müzik veya caz gibi pürüzsüz bir seçim yapabilirsiniz. Kararınız ne olursa olsun müzik faktörü  stresi azaltmak için harika bir yoldur.
İster kamusal alanda ister odanızda ders çalışıyor olun, etrafınızdaki şeyler kolayca dikkatinizi dağıtabilir.  Ayrıca, çalışırken beyninizde olumsuz düşüncelerin yer almasına izin vermek de kolaydır. Bu olumsuz düşüncelerle; yaklaşan bir sınavı veya devam eden görevleri düşünmekten bahsediyoruz. En sevdiğiniz şarkıların çalma listelerini oluşturun veya şarkı sözleri olmadan enstrümantal olarak dinleyin ve stresinizi minimalize edin.  Bu, olumsuz duygulara odaklanmanızı azaltmaya yardımcı olacaktır.
Müzikal olarak bir eğiliminiz varsa neden kendi ritminizi yaratmıyorsunuz ya da kendi şarkı sözlerinizi yazmıyorsunuz? Bu sizin işiniz değilse bile, fakat bir enstrümanı nasıl çalacağınızı biliyorsanız, en sevdiğiniz şarkılardan bazılarını çalmayı öğrenin. Zihninizi bir şeylerden uzaklaştırmak ve sadece tek bir şeye odaklanmak size iyi gelecek.
Müzik, birçok insanın dinlemekten hatta çalmaktan hoşlandığı bir şey. İster bir mağazada, ister bir restoranda, bir arabada veya başka bir yerde, o anda çalınan müzik gittiğimiz her yerde bizi resmen kendine çeker. Müzik eğlenceden ziyade, mental sağlık açısından da inanılmaz faydalı. Aslında müzik; stresi yönetmek,  motivasyonu ve odağı uyandırmak, hafızayı geliştirmek ve hatta daha fazlasını başarmak için kullanılan güçlü bir araçtır. İkisi aynı anda olmasa da, bu duygulardan herhangi birini deneyimleme şansınız çok yüksektir. Stres, vücudun beyne veya fiziksel bedene olan herhangi bir talebe tepkisidir. Örneğin, insanlar bir görevi tamamlamak, bir iş bulmak veya bir işi bitirmek zorunda kaldığında genellikle strese giriyorlar. Anksiyete, endişe veya tedirginlik hissidir ve yoğun strese bağlı bir tepki olabilir. Bu gibi durumlarda, müzik dinlemek, en büyük motivasyon kaynağınız olacaktır.
Müzik, farklı duyguları tetikleme yeteneğine sahiptir. Birçok sanatçı kişisel deneyimlere ve duygulara dayalı şarkılar oluşturur ve böylece onları dinlerken aynı duyguları hissedersiniz. Bazı şarkılar iyimser ve heyecan duygularını tetiklerken, diğerleri yavaş ve sakin, üzüntü veya rahatlatıcı duygulara neden oluyor.
Utah Sağlık Üniversitesi’nin (the University of Utah Health) yöneticisi ve makalenin kıdemli yazarı olan Norman Foster, “Beyin görüntülemesinden elde ettiğimiz bu objektif kanıt, kişisel olarak anlamı olan müziğin Alzheimer hastalarıyla iletişim kurmak için alternatif bir yol olduğunu gösteren bir kanıt olabilir. Hastalığın ilerleyişinde, genellikle dil ve görsel bellek yolları erken dönemde zarar görüyor, ancak özellikle çevreleriyle iletişimi kaybetmiş hastalarda kişiselleştirilmiş müzik programları beyni tekrar harekete geçirebilme potansiyeline sahip” diyor. Ancak, sonuçlar tam olarak ikna edici değil. Araştırmacılar bu çalışma için denek sayısının azlığına (17 katılımcı) dikkat çekmektedir. Buna ek olarak, çalışma her hasta için sadece tek bir görüntüleme seansı içermekteydi. Bu çalışmada saptanan etkilerin, kısa bir uyarılma periyodunun ötesinde olup olmadığı veya hafıza ve ruh halinin nöral etkinlikteki değişim ve uzun dönemdeki bağlantılar tarafından güçlenip güçlenmediği belirsizliğini koruyor. Anderson, “Toplumumuzda demans tanısı çığ gibi büyüyor ve kaynakları en azami şekilde zorluyor. Kimse müzik çalmanın Alzheimer hastalığının tedavisi olduğunu söylemiyor. Ancak müzik, semptomları daha baş edilebilir hale getirebilir, bakım maliyetini azaltabilir ve hastanın yaşam kalitesini arttırabilir” diye belirtiyor.

Araştırmacılar, sessiz bir ortamda 20 saniye müzik dinlediklerinde beynin hangi bölgelerinin aydınlandığını görüntülemek için hastalar üzerinde fonksiyonel MRI kullanarak tarama yaptılar. Hastanın müzik koleksiyonundan sekiz kesit çaldılar, aynı müziğin sekiz kesitini tersten çaldılar ve sekiz adet sessiz aralara maruz bıraktılar. Araştırmacılar deneyin sonrasında ise, her bir taramadan elde edilen görüntüleri birbirleriyle karşılaştırdılar. Araştırmacılar, müziğin beyni harekete geçirdiğini ve beyinde bulunan tüm bölgelerin birbirleriyle iletişim kurmasını sağladığını buldular. Kişisel müzik listesi dinlendiğinde, görsel ağ, dikkat çekerlik ağı, yönetsel ağ, serebellar ve kortikoserebellar ağ çiftlerinin hepsinin daha yüksek fonksiyonel bağlantı kurduğunu gösterdiler.

Üç hafta boyunca, araştırmacılar, katılımcıların anlamlı şarkılar seçmeleri konusunda yardımcı oldular. Hasta ve hasta bakıcıyı, hastanın seçtiği müzik koleksiyonunun yüklü olduğu taşınabilir medya oynatıcısının nasıl kullanılacağı konusunda eğittiler. Beyin Ağı Laboratuvarı’nda (the Brain Network Lab), yüksek lisans öğrencisi ve makalenin birinci yazarı olan Jace King, “Demans hastalarına kulaklık takıp tanıdık bir müzik çaldığınızda, hastalar sanki hayata yeniden döndüler. Müzik, hastayı yeniden gerçek dünyaya sabitleyen bir çapa gibi” dedi.
Bir önceki çalışma, kişiselleştirilmiş müzik programının demans hastalarının duygu durumları üzerindeki etkisini göstermişti. Bu çalışma, beynin dikkat çekerlik bölgesindeki dikkatle ilgili ağı harekete geçiren mekanizmayı incelemeyi amaçlamıştı. Sonuçlar, demans hastalarının mustarip olduğu anksiyete, depresyon ve huzursuzluk gibi problemlere nasıl yaklaşım gösterileceği üzerine yeni bir yol sunmaktadır. Ayrıca, beynin komşu bölgelerinin etkinleşmesi, hastalığın neden olduğu sürekli devam eden düşüşü engellemek için fırsatlar sunabilir.
Daha önce hiç, özellikle dokunaklı bir müzik parçası dinlerken bir ürperti yaşadınız mı? Bu duygusal deneyim için, beynin dikkat çekerlik şebekesine (salience network) teşekkür edebilirsiniz. Şaşırtıcı bir şekilde, bu bölge aynı zamanda Alzheimer hastalığının yıkıcı etkilerinden kurtulmuş bir “hatıra adası” olarak beynin bir bölgesinde bulunuyor. Utah Sağlık Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, demans (herhangi bir beyin hastalığı ya da hasarı sonucu oluşan, hafıza problemleri, karakter bozuklukları ve muhakeme yeteneğinin bozulmasıyla ilintili olan mental rahatsızlık) hastalarındaki anksiyeteyi hafifletmeye yardımcı olmak için müzik tabanlı tedaviler üretmek amacıyla bu bölge üzerinde araştırma yürüttü. Konu üzerine yapmış oldukları bu araştırma, Nisan ayında The Journal of Prevention of Alzheimer’s Disease adlı derginin internet sayısında yayınlandı. Utah Sağlık Üniversitesi Radyoloji’de tıp doktoru ve biliminsanı olarak çalışan ve çalışmaya katkıda bulunan Jeff Anderson, “Demansı olan insanlar, kendilerine tanıdık olmayan bir dünya ile karşı karşıya kalıyorlar. Bu da çevrelerini tanımamalarına ve anksiyeteye sebep oluyor” diyor ve “Müziğin, beynin nispeten çalışır olan dikkat çekerlik şebekesiyle bir bağlantı kuracağına inanıyoruz” diye ekliyor.

Müziğin gelişim hızı üzerine herhangi bir etkisinin bulunmadığı bazı araştırmalarda ortaya konulmuş olsa da (Imanpoor et al., 2011: 641) bir çok araştırma bunun aksini işaret etmektedir (Ekachat ve Vajrabukka, 1994: 640; Uetake et al., 1996: 175; Vasantha et al., 2003: 25-26; Papoutsoglou et al., 2007: 61; Jonge et al., 2008: 138; Demir ve Sağlamtimur, 2013: 49). Bilimsel araştırmaların ışığında müziğin etkilerinin artık yalnızca insanlarla sınırlı kalmadığını -şaşırtıcı bir biçimde- diğer canlı türlerini de kapsadığını bilmekteyiz. Bu durum, müziğin -geniş bir canlı grubu için- taşıdığı evrensel boyuta işaret etmektedir. İleride daha farklı canlı gruplarıyla ve farklı müzik türlerinin etkileriyle ilgili yapılacak çalışmaların çoğalması ile, müziğin psikolojik ve fizyolojik etkilerinin daha ayrıntılı ele alınması mümkün olabilecektir.

Stres insanlarda ve hayvanlarda psikolojik ve/veya fizyolojik problemlere neden olabilmekte, gelişim hızını olumsuz etkileyebilmekte; insanda öğrenme bozukluklarına neden olabilmekte, canlılarda ise verime sekte vurabilmektedir. Müziğin, farklı hayvan türlerinde stresi azalttığı ve olumlu etkiler yarattığı daha önce yapılan çalışmalarda bildirilmiştir (Uetake et al., 1996: 175; Jonge et al., 2008: 138)

Müziğin insanlar üzerindeki etkileri bilinen ve halen araştırılmaya devam edilen bir konudur. Ancak, müziğin diğer canlı türleri üzerinde de olumlu etkilerinin bilimsel olarak ortaya çıkartılması özellikle son yıllarda çoğalan araştırmalarla ortaya konulmaya başlanmıştır. Bu çalışmaların, karasal omurgalılardan sucul omurgalılara varıncaya kadar birbirinden farklı canlı gruplarındaki etkileri, müziğin sadece insanlardakine benzer değil diğer canlılardaki etkilerine de işaret etmektedir.

Canlılar arası iletişimin temeli olan vokal iletişim, omurgalılar ve kuşlarda olduğu gibi balıklar ve bir çok sucul canlı için de geçerlidir (Demir ve Sağlamtimur, 2013: 49). Yaklaşık 25.000’in üzerinde türe sahip olan kemikli balıkların büyük bir çoğunluğu işitebilmekte ve bunların belirli bir kısmı ise ses de üretebilmektedir (Popper ve Coombs, 1980: 429-432). Karasal omurgalılar gibi orta veya dış kulağa sahip olmayan balıklar, beyin boşluğu boyunca düz şekilde uzanan iki iç kulağa sahiptirler. Fakat, balıkların iç kulak yapısının diğer omurgalılarınkine benzer olduğu bildirilmiştir (Ladich ve Popper, 2004: 95-98). Düşük şiddette müzik yayınının kalkan balığının büyüme performansına olumlu etki ettiğini saptanmıştır (Çatlı, 2010: 83). Papoutsoglou et al. (2007: 61), sazanların farklı ışık koşulları ve müzik gibi uyaranların etkisi altındaki fizyolojisini incelemişlerdir. Müziğin; aydınlık ortamda stresi azaltıcı, büyüme ve üretimi teşvik edici etkisi olduğunu, bu nedenle yoğun balık yetiştiricilik sistemlerinde balıkların müzikle daha sağlıklı gelişim sağlayabileceklerini belirtmişlerdir. Imanpoor et al., (2011: 641) müzik ve ışığın Japon balığının büyüme performansı ve hayatta kalma oranı üzerine yapmış oldukları çalışmada kullandıkları “Mon amour of Claude mishel” adlı parçanın balıkların büyüme parametreleri üzerinde istatistiksel açıdan bir farklılık oluşturmadığını bildirmişlerdir.

Deneme gruplarından biri müziksiz, diğer iki grup ise 30 ve 60 dakikalık müzik yayını yapılan gruplar şeklinde oluşturulmuştur. Müzikle alakalı oluşturulan grupların hiç birinde ağırlık artışı (WG), spesifik büyüme oranı (SGR) ve yem çevirim oranı (FCR) değerleri istatistiksel açıdan anlamlı bulunmamıştır. Demir ve Sağlamtimur (2013: 49), yaptıkları çalışmada farklı müzik türlerinin Sarı prenses (Labidochromis caeruleus)’in gelişimi üzerine etkisini incelemiştir. Sufi müzik dinletilen grubun % 35, Mozart dinletilen grubun % 29, Metallica dinletilen grubun % 19 ve kontrol grubunun % 17 canlı ağırlık artışı gösterdiklerini saptamıştır. Bunun yanında Mozart ve Sufi müzik dinletilen gruplarda kontrol ve Metallica dinletilen gruplara göre istatistiksel açıdan ağırlık artışının olduğunu ancak Sufi müzik dinletilen grubun en iyi ağırlık artışına sahip olduğunu gözlemlemişlerdir. Ayrıca çalışmada, spesifik büyüme oranları, Sufi müzik dinletilen grupta 2.34, Mozart dinletilen grupta 2.04, Metallica dinletilen grupta 1.55 ve kontrol grubunda 1.39 olarak hesaplamıştır.

Stres yalnızca insanları değil, diğer canlıları da etkilemektedir. Canlılarda ortaya çıkabilecek herhangi bir olumsuzluk da doğrudan canlının gelişimini sekteye uğratacaktır. Balcıoğlu ve Savrun (2001: 44), akut stresin, merkezi sinir sistemi üzerinden etki ederek organizmada hormonal regülasyonda değişikliklere neden olduğunu belirtilmiştir. Ayrıca eğer kişi adaptasyon mekanizmalarını kullanarak, strese uyum sağlar veya ondan kaçınmanın yollarını bulabilirse, hormonal dengenin tekrar normale döndüğünü; ancak kronik bir hal alır ve adaptasyon mekanizmaları kurulamazsa, endokrin sistemin kronik strese bağlı olarak birçok psikiyatrik ve fiziksel hastalığın alt yapısını hazırlandığını da eklemişlerdir.

Müzikle tedavide sesin etkin olması kadar kullanılan veya çalınan enstrümanlarında tedavide büyük etkisi olmuştur ve bunlardan bazıları kesin sonuçlar doğurup sinir sistemimizi doğrudan etkilemiştir. Dr. Dogiel’in uygulamalarından çıkan sonuçlar müziğin insanlar ve hayvanlar üzerindeki ortak etkileşimi açıklamıştır. Bu sonuçlara göre müziğin, insanda ve hayvanda kan dolaşımı üzerindeki etkileri, kan basıncının azalıp artması, müzikte ıslık sesinin insanlar ve hayvanlardaki kalp kasılmalarının iyileşmesi, dolaşımın değişikliği, sesin yüksekliği ve şiddetine bağlı kılınmıştır (Gençel, 2006: 702-703).

Tarihte müzik hem Tanrı’nın bir armağanı olarak kabul edilmiş hem de müzik yapan insanları engizisyon mahkemelerinde yargılayan bir unsur olarak da atfedilmiştir. Zamanla müzik, kendini bir tedavi unsuru olarak kabul ettirip, tamamen kabullenir hale gelmiştir (Birkan, 2014: 38).

Yüzyıllardır kullanılan bu sesler tedavide de kullanılmaktadır. Araştırmacılar, beden ve zihin hastalıklarının tedavisinde müziğin kullanılmasının kaçınılmaz bir parçası olduğunu düşünmektedirler. Bu konuda yapılan birçok araştırma, doktor ve müzisyenlerin; depresyondan kansere, yüksek tansiyondan kronik ağrılara, akıl hastalıklarına, madde bağımlılığına kadar geniş bir alanda tedavi amaçlı müziği kullandıklarını göstermektedir. Bu duruma en güzel örnek, dünyanın en ünlü bateristlerinden İskoçyalı Evelyn Glennie’nin işitme engelli olmasına karşın, yere çıplak basan ayakları ile
hissettiği titreşimlerden müziği algılıyor olması veya yaşamının son yıllarında sağır olan ünlü besteci Beethoven’un da, dişlerinin arasına sıkıştırdığı bir tahtayı piyanonun rezonans kutusunun üstüne koyup, eşsiz bestelerini yapması gösterilebilir.

Müzik sadece insana özgü değildir. Yeryüzündeki her varlık, müziğin bütününü oluşturmaktadır. Doğadaki kuş, suyun ve rüzgârın sesi, insan beynini doğrudan etkilemektedir. Duyguları yöneten müzik türleridir.

https://youtube.com/watch?v=8toOfr94zUQ

Müzik, yaşamın her anında kalıplara dayalı bir tedavi yönteminden çok, kişiye, ortama, duruma göre çeşitlilik göstererek etkin olmuştur. Müzikle tedavi, klinik pratikte iyileşmeyi ve konforu sağlayan amaçla; hastanelerde; yoğun bakımda, cerrahi operasyonlarda ve psikiyatriden kemoterapi tedavisine kadar her alanda yaşam kalite standartlarını yükseltmek ve iyileştirmek için kullanılmaktadır (Uyar ve Korhan, 2011: 141-142).

Müzik terapi yaklaşık 4.000 yıldan beri çeşitli kültürlerde hastaları tedavi etmek amacıyla kullanılan en eski tedavi yöntemlerinden biridir. Eski Yunanlılar, müziği her türlü erdemin kökeni sayarken, Eski Roma’da müziğin ruhu yatıştırdığı ve ruh hastalıklarını iyi yönde etkilediği tezini savunmuşlarıdır. Büyük Çin filozofu Konfiçyus müzik terapi için “müzik yapıldığı zaman kişilerarası ilişkiler düzelir, gözler parlar, kulaklar keskin olur, kanın hareketi ve dolanımı sakinleşir” söylemiş ve müziğin insanlar üzerindeki etkilerine dikkat çekmeyi başarmıştır (Uyar ve Korhan, 2011: 142).

Yirminci yüzyıla gelindiğinde II. Dünya Savaşı sırasında yaralı askerlerin kaldığı hastahanelerde müzik kullanımı başlamıştır. Bu durumun askerlerin iyileşme sürecindeki etkisi fark edilince, müzik ile tedavi uzmanlarının arttırılmasına ve kapsayıcı bir eğitim almalarına yönelik çalışmalar başlatılmıştır. Müzik terapi de böylelikle sistematik olarak uygulanan bir disiplin haline gelmiştir (Çoban, 2005: 39-40) Dünya Müzik Terapisi Federasyonu (WFMT) müzik terapiyi şu şekilde tanımlamaktadır: Müzik terapisi, bir müzik terapistinin bir danışan veya grupla, onların fiziksel, duygusal, zihinsel, sosyal ve kognitif ihtiyaçlarına karşılık verebilmek adına iletişim, diyalog, öğrenim, mobilizasyon, ifade, organizasyon ve bunlarla ilişkili diğer terapötik amaçları gerçekleştirebilmek ve kolaylaştırmak amacıyla planlı bir süreçte müzik ve/veya müzikal unsurları (ses, ritim, melodi ve armoni) kullanmasıdır.

Güzel bir hafta diliyorum.
Müzik, halk arasındaki anlayışa göre genellikle bir eğlence aracı olarak algılanmaktadır. Fakat müzik, duygu ve düşünceleri seslerle anlatan ya da sesleri düzen ve estetik anlayış içerisinde ifade eden bir sanattır. Müziğin bu özelliği ile sadece bir eğlence aracı olmadığı, insanın ruh, duygu ve düşünce dünyasını da yansıtan bir kavram olduğunun anlaşılması, müziğin insanlar üzerindeki etkileri konusunda birçok bilimsel araştırmaya olanak sağlamıştır (Gençel, 2006: 701) Müziğin öğrenme ve ifade yeteneği üzerine etkisi olduğu da yapılan araştırmalar sonucunda ortaya konulmuştur. Müziğin, öğrencilerin ifade yeteneğini geliştirdiği, estetik ve yapıcı düşünme kapasitesini ve akademik performansı arttırdığı, çocuklara daha hızlı okuma-yazma yeteneği kazandırdığı ve öğrenme güçlüğü çeken çocukların eğitimlerini kolaylaştırdığı ortaya çıkmaktadır (Can, 2000). Fakat bu çalışmalar canlılardaki kişilik veya kalıtsal olgulara göre değişkenlik göstermektedir. Bu bulgular ise müziğin canlılar üzerindeki etkisinde belirleyici bir unsur olarak belirmiştir.

Müziğin insanlar üzerinde bilinen etkilerinin yanı sıra, daha az bilinen hayvanlar üzerindeki etkilerinin de tartışıldığı bu çalışma, müziğin evrensel boyutunun sadece insanlar arasında sınırlı kalmadığını, bazı canlıların da bu manada değerlendirmeye alınması gerektiğini
göstermektedir.

Müziğin insanlar üzerinde psikolojik bir etkisinin olduğu sürekli olarak vurgulanmakta, hatta bu etkinin sadece insanlar üzerinde olmadığı diğer canlı türleri üzerinde de stresi azaltıcı bir etkisinin olduğu birçok bilimsel çalışmada anlatılmaktadır. Müziğin bu etkileri, onun bazen bilim adamları tarafından insanlardaki psikolojik bir hastalığın tedavisinde kullanılmasına, bazen de diğer canlılardan (özellikle hayvanlardan) daha iyi verim almak amacıyla kullanılmasına yol açmıştır (Sezer, 2011: 1474).

Türk folklorunda ve Orta-Asya Türk kültüründe “Müzik-Hayvan” ilişkisini konu alan birçok rivayet, efsane ve hikâyeler, müziğin hayvanlar açısından da önemli bir unsur olduğunu gösterirken, Türk toplumunda müziğin ne kadar işlevsel olduğunu da ortaya koymaktadır (Colombe, 2012: 11). Mevcut literatür ve deneylere dayalı bilgi birikimi, müziğin, insanlardan karasal canlılara, karasaldan ise sualtındaki hayvanlara kadar uzanan çok geniş bir yelpazede etkilerinin derlenip, tartışıldığı bu çalışmayı doğurmuştur.

https://youtube.com/watch?v=u7XvmfOtc3k

Müziğin insanlar üzerinde bilinen etkilerinin yanı sıra, daha az bilinen hayvanlar üzerindeki etkilerinin de tartışıldığı bu çalışma, müziğin evrensel boyutunun sadece insanlar arasında sınırlı kalmadığını, bazı canlıların da bu manada değerlendirmeye alınması gerektiğini göstermektedir. Müziğin olumlu etkilerinden faydalanan Çin, Hint, Yunan, İbrani ve eski Türk toplumlarının yanı sıra bugün, dünya genelinde müziğin önemi ve gücü fark edilmiştir (Birkan, 2014: 37-
38). Ayrıca, müziğin bazı karasal ve sucul canlıların stresi azaltmaya yardımcı olduğu, bu sayede verim artışı sağlandığı çeşitli araştırmalarda bildirilmiştir (Demir ve Sağlamtimur, 2013: 49).

https://youtube.com/watch?v=yIbmzX9uK2E

Müzik iyileşme sürecinde güçlü bir hızlandırıcı görevi görebilir. Bedeni, her birinin benzersiz sanatsal yeteneği ve akort edilme şekli olan çok hassas bir enstrümanlar topluluğuna benzetmek yerinde olur.

Ruh halimize uygun bir müzik dinlediğimizde ses ortamına fark etmeden ayak uydururuz. Böylesi bir müzik, özellikle ağrı çeken insanlar için, sessizlikten daha iyidir, çünkü sessizlik rahatsızlığın daha çok bilincinde olmaya neden olur. Ayak uydurma, dinlediğimiz müziğe göre beyin dalgalarının, kalp ritminin, nefes alıp vermenin, duygusal gücün, zamanlamanın, hızın ve diğer organik ritimlerin nasıl değiştiğini açıklar. Müzik terapistinin uyguladığı ilkelerden biri de dikkati ağrıdan ya da rahatsızlıktan başka bir yöne çekmek olan “dikkat dağıtmak” tır. Müziğin en bariz iyileştirici kullanımı stresi azaltmaya ve gevşemeye yöneliktir.

Colorado Üniversitesi profesörlerinden Phyllis Updike yayınladığı bir çalışmada yatıştırıcı müziğin kan basıncını düşürdüğü ve kalple ilgili diğer ölçümleri de düzelttiğini bildirdi. Hastaların kaygısı azaldı, ağrıları yok oldu ve fiziksel ve duygusal tepkilerindeki olumlu değişim terapiden sonra da uzun süre devam etti. Pek çok hasta terapiden sonra “Bu otuz dakika günlerden beridir yaşadığım ilk huzurlu dakikalardı” dedi.

South Caroline Üniversitesi’ne bağlı olan bir hastanede yirmi kalp hastasıyla yapılan bir çalışmada, bir araştırmacı 1990 yılında kasete kaydedilmiş belli müzikleri dinlemenin kan basıncını düşürdüğünü bildirdi. Bu kasetlerde Bach, Vivaldi, Bizet, Debussy, Cat Stevens, Nat King Cole, John Denver, Chet Atkins, Willie Nelson ve Judy Collind gibi besteci ve sanatçıların besteleri yer alıyordu. Bütün besteler korkutucu ya da rahatsız edici imgeler oluşturmamak için özenle seçilmişti.

Dallas’taki Bütünsel Bakım Danışmanları’nın yöneticisi, Parkland Memorial Hastanesi’nin danışmanı ve on üç kitabın yazarı olan yoğun bakım hemşiresi Cathie E. Guzzetta yirmi beş yıl boyunca kalp hastalarıyla çalıştı. Hastaların kalp ritimleri çoğunlukla düzensizdir. Kimi zaman neredeyse ölmekten korkan hastaların nefes alış verişleri yüzeyselleşiyor, çeneleri ve yumrukları sımsıkı kenetleniyor ve hislerini kontrol altında tutamıyorlardı, bu da bazen şiddetli psikolojik durumlar ortaya çıkarıyordu. Guzetta “bütünleyici” bir yaklaşımı denemeye karar verdi ve böylece hastalarıyla gevşeme ve müzik terapi seanslarına yapıldı. Toplamda bu araştırmaya seksen kalp hastası katıldı. Gevşeme ve müzik terapisi kalp atış sayısını indirmekte etkili oldu, ayrıca kaygıyı da azalttı, bu da hastaların daha gevşemiş olduğunun bir göstergesiydi.

Modern toplumun başlıca ölüm nedeni olan kalp hastalığı kendisini birçok müzik tedavisi çalışmasının ellerine bırakmıştır. 1976’da altı yataklı yoğun bakım ünitesine bir müzik sistemi yerleştirdikten sonra New York’taki Saint Joseph Hastanesi kalp krizlerinde bir düşüş olduğunu ve ölüm oranının ulusal ortalamanın yüzde 8 ile 12’si kadar altına indiğini bildirdi. 1987’de iki araştırmacı ileri düzeyde koroner kalp hastalığı olan hastaların kalp ritimlerinin kasetten dinletilen klasik müziğe verdiği tepkiler üzerinde çalıştı. Heart Lung (Kalp Akciğer) dergisinde hiçbir ritim bozukluğu olmadan hastaların kalp atışlarının büyük ölçüde azaldığını ve daha mutlu bir ruh hali içine girdiklerini bildirdiler.

Araştırmanın sonuçları, operasyon sırasında ve sonrasında olmak üzere ortalama değerler alınarak değerlendirilmiş ve müzik terapi uygulanan hastaların ağrı şiddetinin azaldığı, anksiyete puanlarının uygulanmayan hastalardan daha düşük olduğu, müzik terapi uygulanmayan grubun entübasyona bağlı kalma süresinin ortalama olarak daha uzun olduğunu göstermektedir.

Sullivan (1991) tarafından koroner ve cerrahi yoğun bakım ünitelerinde yatmakta olan hastalar üzerinde yapılan çalışmada; hastalara klasik müzik dinlettirilmiş ve hastaların ağrı ve anksiyetesinin müzik terapiden sonra azaldığı belirlenmiştir. Elliot (1994) tarafından yapılan çalışmada; müzik terapinin iskemik kalp hastalığı tanısı ile bir koroner yoğun bakımda yatmakta olan hastaların anksiyetesine, ağrısına ve kas gevşemelerine olan etkisi değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda müziğin bu hastalara olumlu etkisi olduğu, hastaların konforunu arttırdığı saptanmıştır. Twiss ve arkadaşları (2006) tarafından yapılan çalışmada; kardiyovasküler cerrahi geçirmiş yoğun bakım hastalarında müzik terapinin hastaların anksiyetesine, deneyimlediği ağrı şiddetine ve entübasyona bağlı kalma süresine etkisini değerlendirmek için hastalara kendi seçtikleri müzik dinlettirilmiştir.





Çeşitli klinik araştırma sonuçları, müzik terapinin yoğun bakım hastaları için etkili bir girişim olduğunu belirtmektedir. Bonry tarafından müzik terapi ilk defa koroner yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan hastaların deneyimlediği ağrı ve anksiyeteyi azaltmak, hastaların konforunu arttırmak amacıyla kullanılmıştır. Bolwerk (1990) tarafından Miyokard İnfarktüsü geçirmiş yoğun bakım hastalarında yapılan çalışmada; müziğin hastaların ağrı ve anksiyetesini azaltmada etkili olduğu bulunmuştur.

https://youtube.com/watch?v=Hv9fYaMAyB4

Tıp alanında, giderek daha çok sayıda hekim, uygulamalarına “müzik terapisi” katıyor. Hastalarına müzik dinletmenin iyileşme sürecini hızlandırdığını söylüyorlar. Bilimsel araştırmalar ruh halimizin ya da zihinsel durumumuzun bedenimizi doğrudan etkilediğini uzun zaman önce ortaya koydu. Olumlu düşüncenin gücü azımsanacak bir şey değildir, bağışıklık sistemimizi güçlendirir. İnsanlara yaşamak için bir sebep verdiğinizde hem ruhlarının hem de bağışıklık sistemlerinin güçlendiği çok açıktır.

Özellikle kronik stres iki değişik açıdan kalp hastalarını etkiler. Birincisi, stresin vücut üzerindeki doğrudan etkileridir. Kişi stresliyken, vücut değişik kimyasal maddeler salgılar ve bu maddeler fiziksel değişikliklere yol açar. İkincisi stresle ilgili davranışlardır. Özellikle de, stres düzeyinin yüksek olmasıyla, kalp hastalığının ilerlemesine yol açacak davranışlar arasında çok yakın bir ilişki vardır. Stresin, öfkenin ve depresyonun kalp hastalığının ilerlemesine etkisi olduğu kesindir. Bu ilişki, en çok, genellikle öfkeli ya da kaygılı koroner hastalarında daha açıklıkla görülebilmektedir.

Ana ses şifacılığı usullerine değinirsek: Mantra Söyleme Tonlama-Yankılanan Frekans Tedavisi-Sonik Bindirme Teknolojisi-İşitsel Zenginleştirme Teknolojisi-Ses Analizi Terapisi-Vibroakustik Terapi-Diyapazon Terapisi-Sonopunktur Doğal Akustik Enstrümanlar-Kompakt Diskler (CD)-Müzik Terapi Ses şifacılığıyla bağlantılı birçok yöntemin arasında müzik terapi geleneksel tıp tarafından en fazla kabul görendir. Şu ana kadar ses ve müzik terapinin etkili olduğu hastalıklara bakarsak: Ağrılar, aids, alerjiler, alzheimer, artrit, baş ağrısı, beyin felci, cinsel taciz, depresyon, dikkat yetersizliği, dişle ilgili sorunlar, down sendromu, epilepsi, erken doğum, felç, hamilelik ve doğum, kalp hastalığı, kanser, kronik bitkinlik sendromu, tinnitus, madde bağımlılığı, menopoz, kaygı, keder, kilo, öğrenme yetersizliği, sırt ağrısı, nörokasla ve iskelet sistemi ile ilgili sorunlar, otizm, parkinson, astım, psiko sosyal gelişim, rehabilitasyon, şeker hastalığı, şizofroni, travma, uykusuzluk, yanıklar, yaralanmalar, yüksek tansiyon, geç gelişim, ön yargı, paranoya, rahim muayenesi, saldırgan davranış. Son on yılda stres ve depresyonun kalp hastaları üzerinde etkili olduğu açıklık kazanmıştır.

https://youtube.com/watch?v=tZgoN9Lwzh4


Genetik kodu inceleyen bilim insanları bu kodun müzik ile benzerlik gösterdiğini buldular ve çalışmalarını sesin DNA yoluyla bir iyileştirme etkisi üzerine yoğunlaştırdılar. Ses şu anda daha sık olarak ağrıların dindirilmesi ve stresin giderilmesi için geleneksel tedavi usulü olarak kullanılmaktadır. “Ses ve Müzikle Kendi Kendine Şifacılık” konusunu da kapsayan kitapları olan Dr. Andrew Weil, ses terapisinin şaşırtıcı bir biçimde kalp hastalıkları, kireçlenme, stres, anfizem ve daha birçok hastalık üzerinde etkili olduğunu açıklamıştır.

Vücudumuzun değişik kısımlarının (organlar-kemikler dokular ve farklı vücut sistemlerimiz) hepsinin kendine özgü belli yankı yapan frekansları vardır. Bunlar, birlikte bir armonik bileşim oluşturur: Bu, bizim kendi kişisel rezonansımız veya titreşim seviyemizdir. Vücudun belli bir kısmı rahatsız ve uyumsuz titreşim gösterdiğinde, bedenin çeşitli bölümlerindeki hücresel titreşimler değişik nedenler yüzünden bozulduğunda bedenimiz bir rahatsızlık yaşayabilir, buna “hastalık” diyoruz. Böyle bir durum meydana geldiğinde, rezonans yapması için bozulmuş hücreye yeni bir dışsal titreşim verilebilir, böylece hücrenin kendine özgü titreşimi yeniden sağlanır. Ses rutin bir biçimde tıbbın değişik alanlarında ve bütünsel şifacılıkta kullanılmaktadır.

Bütün evren bir titreşim halindedir ve her varlık kendi eşsiz frekansını oluşturur. Her şeyin titreşim halinde olması, aynı zamanda her şeyin bir ses oluşturduğu anlamına da gelir. Bu elbette bizim bütün sesleri duyabileceğimiz anlamına gelmez. İki şey aynı frekanstaysa, birbiriyle rezonans (tınlama) yapar. Her maddenin kendine özgü titreşimi vardır. Zihnimiz ve bedenimiz hangi özgün titreşimle rezonans yaptığımıza bağlı olarak bundan etkilenir.

Müzik kalp hızını, kan basıncını, vücut ısısını ve solunum hızını düşüren, gevşemeyi sağlayan, hastanın ağrı algısını değiştiren, dikkatini başka yöne çeken, kemoterapiye bağlı bulantıyı azaltan, özellikle terminal dönemdeki hastaların yaşam kalitesini yükselten önemli bir araçtır. Müzik, derin düzeyde relaksasyon oluşturma yeteneğine sahiptir. Uykusuzluğu hafifletici etkileri olduğu bilinmektedir.

Müzik tedavisinin fizyolojik etkileri; psikofizyolojik stres, ağrı, kaygı ve izolasyonun azaltılmasıyla bir davranış değişikliği yaratma ve duygu durumunu değiştirme arasında değişir. Yapılan pek çok çalışma, müziğin ağrı ve anksiyete üzerinde olumlu etkiler yarattığı, hasta ve sağlıklı bireylerin yaşam kalitesini yükselttiği bilinmektedir.

Müzik, geçmişten günümüze kadar çeşitli nedenlerden dolayı sağlık bakım ortamlarında kullanılmıştır. Müzik, değişik psikiyatrik bozukluğu olan hastalarda (zeka geriliği olan çocuklarda, otistik çocuklarda, nevrotik hastalarda, madde kullanım bozukluğu olan hastalarda), onkoloji hastalarında, terminal dönem hastalarında, kaygıya neden olabilecek herhangi bir tıbbi ve cerrahi prosedürden önce, süresince ve sonrasında, doğumhanelerde, yoğun bakım ünitelerinde (kardiyak bakım, yeni doğan bakım üniteleri gibi), ana çocuk sağlığı alanlarında (pediyatri, doğumhane, kadın hastalıkları, kreş gibi) ve ameliyathanelerde kullanılmıştır.

Müzik, Batı dünyasında ancak 20. yüzyılın ilk yarısında
hastane ortamında kullanılmaya başlanmıştır. Thomas
Edison’un 1877’de fonografi buluşu ve 1886’da disk kayıt
cihazını geliştirmesi ile hastalar üzerinde müziğin etkisinin
incelenmesini mümkün kılmıştır. Hastanelerdeki ilk
uygulamalarda müzik anestezi ve analjeziye yardımcı olarak
kullanılmıştır. 20. yüzyılın ortalarında, araştırmacılar müziğin
etkilerinin nörolojik temelleri hakkında teoriler geliştirmeye
başlamışlar ve müziğin fizyolojik parametreler üzerine etkilerini
deneysel olarak araştırmışlardır.

Türklerde, Anadolu öncesi dönemde Orta Asya’da Baksı adı verilen şaman müzisyenler çeşitli hastalıkların tedavisinde müziği kullanmışlardır. Zekeriya er-Razi (854-932), Farabi (870-970), İbn-i Sina (980-1037) gibi İslam filozoflarının da hem hekim hem de müzikolog oldukları görülmektedir. Osmanlı döneminde 15. yüzyılda Edirne’de kurulan Sultan Beyazıt Darüşşifası her psikolojik rahatsızlığa belli bir makamın reçete edildiği çağını aşan bir ruh hastalıkları hastanesiydi.

Eski Roma’da ise Celsus ve Areteu’a göre müzik ruhu teskin eder ve ruh hastalıklarına iyi gelir. Mısırlılar da doğum sırasında müziği kullanmışlardır. Büyük Çin filozofu Konfüçyus; müzik yapıldığı zaman kişilerarası ilişkiler düzelir, gözler parlar, kulaklar keskin olur. Kanın hareketi ve dolanımı sakinleşir diyerek müziğin insanlar üzerindeki etkilerini tarif etmiştir.

Yapılan araştırmalarda, müziğin ruhsal hastalıkların oluşumunda
etkisi olan ve insanın duygusal durumunu düzenleyen serotonin, dopamin, adrenalin, testosteron gibi hormonları olumlu etkilediği; kan basıncı, solunum ritmi gibi fizyolojik işlevleri düzenlediği ve beyindeki oksijen ve kanlanmanın dengesini sağladığı gözlenmiştir. Bu çalışmamda müzik terapi kısa tarihçesi, hastane ortamında kullanımı ses şifasının temeli, sesin rutin biçimde tıbbın değişik alanlarında kullanılması, koroner yoğun bakım hastalarında müzik terapinin ağrı ve anksiyeteyi azaltmak için kullanımı, ameliyathanede kullanım ve iyileşme öyküleri yer almaktadır. Müzikle tedavi tıp tarihi kadar eskiye dayanır. Çünkü insanlar tedavi araçlarını çoğu kez birlikte kullanmışlardır. Homera, ameliyatlarda müziği kullanmış ve teskin edici etkisini göstermiştir. Aesculape ise, sağırlığı tedavi ederken trampet kullanmıştır. M.Ö. 400 yıllarında Platon da müziğin ahenk ve ritmiyle insan ruhunun derinliklerine nüfuz ederek ona hoşgörü kazandırdığı ve rahatlık verdiğini belirtmiştir.


En eski tedavi yöntemlerinden biri olup, çeşitli kültürlerde hastaları tedavi etmek amacıyla kullanıldığı bilinmektedir. Müzik terapide ritm, melodi ve armoni gibi müzik unsurları tedavi amaçlı kullanılır. Müzik, hastanın sinir ve endokrin sistemi üzerinde olumlu etkiler oluşturarak, duygu ve düşüncelerde anlamlı tepkilerin ortaya çıkmasını sağlar.

Ses ve müzikle tedavi günümüzde modern tıbbın başvurduğu tedavi yöntemleri arasına girmiştir. Yapılan araştırmalar ses ve müzik terapinin sağlığın her alanında kullanılabilen, ağrısız, güvenli, yan etkisi olmayan bir tedavi yöntemi olduğunu ortaya koymuştur.

Müzik terapi, bireylerin fiziksel, psikolojik, sosyal ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılamada müziği ve müzik aktivitelerini kullanan uzmanlık dalıdır. Müziğin kendine özgü dili, yapısı ve anlatım öğeleriyle insanın duygu ve düşüncelerine seslendiği söylenebilir.

Müzik akıl, vücut ve ruh arasında bir denge oluşturmaktadır. Yapılan bir çok çalışmada, ses ve müziğin ağrı duygusu ve anksiyete hali üzerinde olumlu değişikliklere yol açtığını göstermiştir. Yapılan araştırmalar müzik terapinin yoğun bakım hastaların ağrı şiddetinin ve anksiyete düzeyinin azalmasında etkili bir yöntem olduğunu ortaya koymaktadır. Müziğin hem beynimizi hem de diğer organlarımızı etkilediği kabul edilmektedir. Tıpkı beyin gibi insanın kalbi de ses ve müziğe son derece duyarlıdır.


Bazen neşelenmek, eğlenmek bazen hüzünlendiğimizde yatışmak bazen de dinlenmek için dinleriz müziği. Ancak yaşamımızın her alanında vardır ezgiler. Sabah ve akşam saatleri trafikte, uzun yolculuklarda, tatilde, doğum günlerinde ve kimi zaman da törenlerde… Müziksiz, ezgilerin ve bununla beraber dansın olmadığı bir zamanı düşünebiliyor musunuz? Ne kadar sıradan ne kadar renksiz olurdu?
Birbirinden farklı birçok çeşidi ve akımı vardır müziğin: Rock, pop, caz, metal, rap, klasik müzik… Saksafon, trombon, klarnet, gitar, flüt sesi, assolistlerin arkasında, kısa taksimler yapan kanunî ve daha onlarcası… Her biri ayrı bir döneme damgasını vurmuş nicesi…

Toplumdan etkilenen ama dönüp toplumu etkileyen, onunla bütünleşen sanatların en başında yer alır müzikBir toplumun gelişmişlik düzeyini ölçmede yararlanılır müzikten. Müziğin, insandan insana, toplumdan topluma geçen evrensel bir dil olması; dünyanın dört bir yanında dili, dini, ırkı, mezhebi ve hatta beğenileri ayrı insanları aynı ezgide, aynı ritimde birleştirecek güce sahip olması, ona diğer sanat dalları arasında farklı bir yer kazandırmıştır.

Platon ise “Devlet” adlı eserinde gençlerin çok iyi müzik eğitimi almaları üzerinde durmakta, ancak böyle bir eğitimden geçmiş gençlerin bilge olabilecekleri düşünmektedir. Ünlü Türk bilgini Mevlana “Müziksiz hayat hiçe benzer, müzik kalbin ve ruhun gıdasıdır, o gıdadan kimse mahrum kalmasın” demiştir. Mevlana’nın sözlerine kulak vermek, müziğin hayatımızdaki yeri ve önemini hiç de küçümsememek gerekir. Müziğin ezgileriyle farklılaşan hava; bedeni, aklı, davranışları, tüm ruhu etkiler. Müzik hayata bakış açımızı değiştirir, bizlere kabiliyet verir. Müzik ruhumuzdaki huzursuzlukları yok eder, ruhu sakinliğe, dinginliğe ulaştırır. Kalbe iyi geldiği, sebebi bilinmeyen ağrıları giderdiği (özellikle Mozart ve Bach), obezitenin önlenmesine yardımcı olduğu, bağışıklık sistemini güçlendirdiği, erken doğan bebeklerin ya da yaşlıların hayata tutunmasına destek olduğu, hafıza ve öğrenmeye katkısı olduğu yönünde birçok araştırmanın sonuçlarına ulaşmak mümkün.

“Müzik, ruhun gıdası” diye söylemişti Sokrates. Müziğin ruhun gıdası olduğu kadar bedenin de gıdası olduğunu ise tarihteki birkaç örneğe bakarak dahi anlamak mümkün. Tarihte pek çok hastalığın müzik yoluyla tedavi edilmesine, müziğin tıpta destekleyici olarak kullanılmasına yönelik birçok örnek sıralanabilir. Peygamber Davut’un müzik çalarak hastaları iyileştirdiği, tıbbın babası sayılan Hipokrates’in, bazı hastaları ilahi dinlemeleri için tapınaklara götürdüğü söyleniyor. ll. Sultan Bayezid’in Edirne’de yaptırdığı darüşşifada, hastaların müzikle tedavi edilmelerini sağladığı da günümüze ulaşan bilgiler arasında.

“Tanrı bize müziği bahşetmiştir; onun aracılığıyla her şeyin üzerine, yukarı doğru yol alabiliriz. Müzik bütün nitelikleri bir araya getirebilir: Bizi heyecanlandırabilir, avutabilir, neşelendirebilir ya da melankolik tınılarının en nazik olanıyla kalbimizin sertliğini yumuşatabilir. Ancak onun başlıca görevi düşüncelerimizi daha öteye taşımak, onları yüceltmek hatta bizi ürpertmektir. Müzikal sanat, şiirin kelimelerinden daha fazla içe işleyen sesler aracılığıyla bizimle konuşur ve kalbin en gizli oyuklarının içine yerleşir. Şarkıları varlığımızı yüceltir ve bizi iyi ve doğru olana yönlendirir.” demişti Nietzsche. Müziksiz hayatın hata olduğunu vurgularken sadece ruhumuzun değil aynı zamanda bedenimize de iyi gelen müziğin gücünden bahsediyordu ünlü filozof.

Müzik akıl, vücut ve ruh arasında bir denge oluşturmaktadır. Yapılan bir çok çalışmada, ses ve müziğin ağrı duygusu ve anksiyete hali üzerinde olumlu değişikliklere yol açtığını göstermiştir. Yapılan araştırmalar müzik terapinin yoğun bakım hastaların ağrı şiddetinin ve anksiyete düzeyinin azalmasında etkili bir yöntem olduğunu ortaya koymaktadır. Müziğin hem beynimizi hem de diğer organlarımızı etkilediği kabul edilmektedir. Tıpkı beyin gibi insanın kalbi de ses ve müziğe son derece duyarlıdır. Ses ve müzikle tedavi günümüzde modern tıbbın başvurduğu tedavi yöntemleri arasına girmiştir. Yapılan araştırmalar ses ve müzik terapinin sağlığın her alanında kullanılabilen, ağrısız, güvenli, yan etkisi olmayan bir tedavi yöntemi olduğunu ortaya koymuştur



Müzik terapi, bireylerin fiziksel, psikolojik, sosyal ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılamada müziği ve müzik aktivitelerini kullanan uzmanlık dalıdır. Müziğin kendine özgü dili, yapısı ve anlatım öğeleriyle insanın duygu ve düşüncelerine seslendiği söylenebilir.
En eski tedavi yöntemlerinden biri olup, çeşitli kültürlerde hastaları tedavi etmek amacıyla kullanıldığı bilinmektedir. Müzik terapide ritm, melodi ve armoni gibi müzik unsurları tedavi amaçlı kullanılır. Müzik, hastanın sinir ve endokrin sistemi üzerinde olumlu etkiler oluşturarak, duygu ve düşüncelerde anlamlı tepkilerin ortaya çıkmasını sağlar. Yapılan araştırmalarda, müziğin ruhsal hastalıkların oluşumunda etkisi olan ve insanın duygusal durumunu düzenleyen serotonin, dopamin, adrenalin, testosteron gibi hormonları olumlu etkilediği; kan basıncı, solunum ritmi gibi fizyolojik işlevleri düzenlediği ve beyindeki oksijen ve kanlanmanın dengesini sağladığı gözlenmiştir. Bu çalışmamda müzik terapi kısa tarihçesi, hastane ortamında kullanımı ses şifasının temeli, sesin rutin biçimde tıbbın değişik alanlarında kullanılması, koroner yoğun bakım hastalarında müzik terapinin ağrı ve anksiyeteyi azaltmak için kullanımı, ameliyathanede kullanım ve iyileşme öyküleri yer almaktadır.



Comments are closed.