logo

De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da ilk yaratışın nasıl olduğuna bakın.

Sizi ondan yarattık. Ve sizi ona döndüreceğiz. Ve sizi oradan bir kere daha çıkaracağız. Taha 55 / Erhan Aktaş Meali
Allah her canlıyı sudan yarattı; onlardan kimi karnı üzerinde (sürünerek) yürür, kimi iki ayak üstünde yürür, kimi de dört (ayak) üstünde yürür. Allah dilediğini yaratır. Çünkü Allah her şeye kadirdir. Nur 45 / Süleyman Ateş meali
canlı olan her şeyi sudan yaptık. Hala inanmıyorlar mı? Enbiya 30 / Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Meali
O küfredenler görmediler mi ki, gökler ve yer bitişik idiler de Biz onları ayırdık; / Enbiya 30
De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın da ilk yaratışın nasıl olduğuna bakın. Sonra Allah, son inşa etmeyi de aynı şekilde yapacaktır. Allah, Her Şeye Güç Yetiren’dir.” Ankebut 20 / Erhan Aktaş Meali
 

Tırnak kök hücrelerinin aynı anda hem tırnağın hem de derinin büyümesinde görev alması bilim adamları için son derece şaşırtıcıydı. Çünkü tırnak ve deri hücrelerinin yapısı birbirinden çok farklıydı. Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden araştırmacı Krzysztof Kobielak, bu konuda şöyle diyor: “Tırnak kök hücrelerinin çift karakter göstererek hem tırnağa hem deriye yeniden hayat verdiğini keşfetmek çok şaşırtıcı oldu. Çift karakter göstermelerini sıra dışı kılan şey, fizyolojik koşullarındaki önemli farklılıktır. Tırnak ve deri kök hücreleri aslında oldukça kendine has ve farklı yapıdadırlar. Adeta saç folikülü ile ter bezi hücreleri arasındaki fark kadar farklıdırlar.”

Bu hücrelerin birbirinden çok farklı iki hücre tipi olan tırnak ve deri hücrelerinin gelişiminde rol alması bilim adamları için çok şaşırtıcı oldu. Eğer bu hücreler olmasaydı kesilen tırnaklarımızın geri gelmesi ve tırnak etrafındaki deri hücrelerinin kesime rağmen düzgün gelişimi mümkün olmazdı. Araştırmacılar, daha sonra yavaş bölünen kök hücrelerin iki farklı özellik gösterdiğini fark etti. Normal yaşam döngüsü içinde, kök hücreler hem tırnağın hem de tırnağa yapışan derinin büyümesinde görev alıyorlardı. Ancak bir şekilde tırnak kesilir, kırılır, yaralanır ya da tamamen kaybedilirse, “Kemik Morfogenetik Protein” (BMP) denen bir protein, kök hücrelere sinyal göndererek tırnaktaki onarım özelliğini aktif hale getiriyordu.

Canlılığın başında mevcut olan bu kök hücrelerini tırnaklarda bulmak bilim adamları için şaşırtıcıydı. Bu kök hücreler kendilerini yenileyebilecek, özelleştirebilecek hatta birden çok doku oluşturacak şekilde farklılaşabilecek özelliklerde yaratılmışlardı. Bu keşif tırnak hücreleri ile ilgili olarak yapılan bir araştırmada kullanılan özel bir sistem sayesinde mümkün olmuştu: Araştırmada kobay olarak kullanılan hayvanların tırnaklarına floresan gibi parıldayan proteinler konmuştu. Bu hücrelerin hangileri olduğunun anlaşılması için de üzerlerine belirgin mikro “etiketler” iliştirilmişti. Ancak araştırmayı yapan bilim adamlarının üstesinden gelmesi gereken bir sorun ortaya çıktı. Hücreler her saniye defalarca bölünüyorlar dolayısıyla hücrelerin içindeki floresan proteinleri ve etiketler de hücreler ile birlikte bölünerek miktarca epey azalıyorlardı. Floresan proteinleri ve etiketler azaldığında silikleşiyor, bu nedenle hücrelerin hareketlerini gözlemlemek de zorlaşıyordu. Gözlenen hücrelerden küçük bir grup hücre ise tırnağın temelindeki yumuşak dokuya yerleşmişti. Bu hücrelerdeki floresan proteinleri ve etiketler silikleşmeden kalmıştı çünkü bu hücreler ya hiç bölünmemiş ya da çok az bölünmüştü. Bu hücrelerin bölünmemesi, onların kök hücre olduklarını gösteriyordu. Çünkü hiç bölünmemek, tüm kök hücrelerin ortak özelliğidir. Bölünmediği için silikleşmeden kalan floresan proteinleri ve etiketler sayesinde tırnak kök hücrelerini gözlemlemek mümkün oldu.

Kök hücreler belirli bir zaman sonra, çeşitli doku ve organları oluşturmak üzere farklılaşmaya başlar. İşte bu aşamada mucizevi gelişmeler olur. Birbirinin tam aynısı olan hücre topluluğu iken, bir anda bilinmeyen bir emir ile her bir hücre ne yapması gerektiğinin tam şuurunda farklılaşmaya başlar. Bir kısmı anne ile bağlantıyı sağlayan plasentayı oluştururken, bir kısmı başı, bir kısmı gövdeyi, kol ve bacakları geliştirmeye başlar. Küçük bir hücre topluluğunun 3 boyutlu ortamda ileride neresinin baş, neresinin gövdeye dönüşeceği kararını alması hangi hücre veya akla aittir. Akıl ve şuur gösteremeyen, hatta bir beyne dahi sahip olmayan bir hücre topluluğu, tek bir emre itaat eder şekilde hareket eder. Ve bu itaat her insanın, hatta her canlının gelişimi sırasında eksiksizce sağlanır; sağlanmak da zorundadır. Aksi takdirde bir canlının oluşumundan bahsetmek mümkün olamaz.

Dışarıdan çok basit bir yapıymış gibi görünen tırnaklarımız aslında olağanüstü özelliklerde yaratılmışlardır. Tırnaklarımız çok karışık ve bugün bile tam olarak anlaşılamamış bir yapıya sahiptirler. Yakın vakite kadar tırnaklarımızdaki yenilenme özelliği bunlardan birisiydi. Hepimizin bildiği gibi, vücudumuzdaki uzuvları kaybedersek yerine yenisini gelmez. Ama tırnaklar hariç. Yeni bir araştırma, bunun nedenlerini ortaya çıkardı. Bilindiği üzere Her insan, anne karnında tek bir hücreden gelişir. Hayatın ilk günlerinde mitoz bölünme ile hücre sayısı 2, 4, 8, 16, 32, 64 şeklinde artar. Bu hücreler de ilk hücre gibi tek başlarına tüm vücut planıyla ilgili anahtar bilgi ve yeteneği barındırır. İşte ileride her çeşit hücreye dönüşebilme potansiyeli olan bu hücrelere “kök hücre” denir.

Allah, Kuran’ın pek çok ayetinde insanın yaratılışına dikkat çekmiş ve insanları bu yaratılış üzerinde düşünmeye şöyle davet etmiştir: “Ey insan, ‘üstün kerem sahibi’ olan Rabbine karşı seni aldatıp-yanıltan nedir? Ki O, seni yarattı, ‘sana bir düzen içinde biçim verdi’ ve seni bir itidal üzere kıldı. Dilediği bir surette seni tertib etti.” (İnfitar Suresi, 6-8)

Tırnaklarımızdaki çarpıcı özelliklerden biri de uzama hızları ile ilgilidir. Elimizdeki tırnaklar haftada ortalama 0,5-0,6 mm kadar uzarlar. Hayatımız boyunca uzama hızında bazı farklılıklar olsa da bu hız bizim için idealdir. Tırnaklarımız ne bizi her an kesilmeye mecbur bırakacak hızla uzarlar, ne de aşınmış olmalarına karşın yenilenmelerini geciktirecek kadar yavaştırlar. Tırnakların uzama hızı ile ilgili bir özellik; ayak tırnaklarımızın, parmaklarımız uzama hızının eldeki tırnakların uzama hızının dörtte biri kadar olmasıdır. Bu hız farkı vücudumuzun hassa dengelerden biridir.  Ayaklarımız ellerimiz kadar sık dış dünyanın yıpratıcı etkisine maruz kalmazlar bu yüzden de daha az aşınırlar ve daha az yenilenmeye ihtiyaç duyarlar. İşte bu nedenle yüce Allah ayak tırnaklarımızın uzama hızını bile bizlerin rahat bir şekilde yaşamımızı sağlayacak oranda yaratmıştır.

Tırnaklar vücudumuzdaki diğer pek çok dokudan daha sert olsa da asla kemikler gibi de değildirler. Eğer kararlı bir esneklik ve yumuşaklıkta yaratılmamış olsalardı, onları şimdiki gibi kolaylıkla kesemezdik. Şu an rahatlıkla yaptığımız tırnak kesme işlemi bizim için belki de cerrahi bir müdahale gerektiren ciddi bir sorun haline gelebilirdi. Tırnaklarımız derimize her iki yandan elastik fiberlerle bağlıdırlar. Bu sayede yanlardan bağlı oldukları halde uzadıkça rahatlıkla ilerlerler. Burada tırnaklarımızın eğimli parmaklarımızın yüzeyi boyunca kıvrımlı bir formda olması bizler için konfor sayılacak bir önememe sahiptir. Tırnaklar eğer düz bir levha şeklinde gelişseydiler hem kavrama fonksiyonumuz zayıflardı. El ve ayak parmaklarınızın ucundan kirpilerin dikeni gibi her tarafa uzayan tırnakların bizim için ne kadar büyük problem yaratacağını tahmin etmek pek zor olmasa gerek. Ancak böyle bir şey olmaz, çünkü Allah’ın dilemesiyle tırnaklarımız bize rahatsızlık vermeyecek bir formda gelişirler.

Derimizin hatta ipeğin bile ana hammaddesi de keratindir. Peki, nasıl oluyor da tırnaklarımız, saç ve derimizle aynı maddeden oluşuyor olmasına karşın çok daha set olabiliyor? Çünkü tırnaklarımızdaki keratin, vücudumuzda keratin barındıran diğer yapılardan daha fazla sülfür köprüsü ile çaprazlama bağlıdırlar. Bu çaprazlama bağ, keratinin daha fazla işlenmiş olduğunu gösterir. Bu durumda meydana gelen molekül daha kuvvetlenir ve sertleşir. Tırnak ve pençelerin sert olmasının nedeni budur. Kısacası keratin, doğada kendi işlevini tam olarak yerine getirmek için yüce Rabbimiz’in farklı formlarda yarattığı bir nimettir.

Tırnaklarımızın kesildikten sonra her defasında yeniden çıkması, yıkılmış ve üretim planları yok olmuş bir fabrikanın yeniden üretim yapabilmesi kadar mucizevidir. El ve ayak tırnaklarımız, derimizin altındaki, tırnak diplerine çok yakın köklerinden çıkarlar. Burada tırnak çok inceleşir ve yarım ay şeklinde beyaz bir renk alır. Bu bölüm başparmaklarda çok belirgindir ama serçe parmağımızda pek görülmez. Kökteki hücreler ölü bir hücre olan keratin üretirler ve yeni hücreler üredikçe ölü tırnağı dışarı doğru iterler. Bu nedenle de aynen saçlarımız gibi tırnaklarımızı keserken de acı duymayız.

Tırnaklarımız vücudumuzdaki en farklı dokulardan biri. Sürekli yenilenmesi ve sertliği ve kesilirken acı hissetmemiz onları farklı kılıyor. Tırnaklarımızdaki tüm bu farklılıkları ile beraber saçlarımızla ortak özellikler de gösterirler: Tırnaklarımızı ve saçlarımız arasındaki ortak bir nokta her ikisini de oluşturan ana maddenin keratin olmasıdır. Tırnaklar ve saçlar aslında ölü hücrelerden oluşurlar. İşte tırnaklarımızı ya da saçımızı kestiğimizde canımızın yanmamasının ana nedeni de budur. Eğer tırnaklarımızın ve saçlarımızın tamamı vücudumuzdaki diğer dokular gibi canlı hücrelerden oluşsaydı onları keserek yenilememiz imkânsız olurdu. Bu durumda dış etkenlerin yıpratıcı etkilerine sıkça maruz kalan ve önemli görevleri olan saçlarımız ve tırnaklarımızı bir ömür boyunca kullanmazdık.

Comments are closed.