logo

Müzik dinliyoruz

Müzik, geniş bir müziksever kitlesinin basmakalıp bir fikir olarak ezberlemiş olduğu gibi, güzel seslerin uyumu değildir. Müzik, bize hoş vakit geçirten, duygulara hitap eden, çoğu zaman eğlence kapsamına giren, hayatın garnitürü de değildir. Müzik hayatın ta kendisidir!

Müzik, doğanın titreşimlerini bir ses düzenine dönüştürerek yapıldığı için toplum düzeninin birebir ayna yansıması olarak nitelenebilir. Müzik, insan aklının doğayı dönüştürme yolunda ortaya koyduğu en anlamlı simgesel ifade biçimidir; zira, müziğin kendisi bir dil olmasa da dile benzer bir anlatım, simgeleştirme ve aktarma işlevini yüklenir. Diğer sanatlar içinde toplum düzeniyle bu denli birebir ilişki kuran, zaman ve mekân boyutlarına bu denli sızabilen başka biri daha yoktur. O nedenle, müzik ve toplum hayatı, birbirine sarılmış Deoksiribonükleikasit sarmalları gibidir; birbirinin aynısıdır, birbirinden bağımsız var olamaz. Her ikisi de kolektif bir var oluş için gerekli normatif düzeni hem kurar hem hatırlatır. Toplum hayatı bireyler arasında bağlar kuran, bunları belli bir etik düzene tâbi kılan, bu düzenlemeyi estetik düzleme yansıtan normlarla örülüdür. Bireyler arası bağları ören en kuvvetli araç müzik olarak tanımlanırsa, bu abartılı bir iddia olmayacaktır.

Toplu eylemlerin neredeyse tamamına müzik eşlik eder; çoğunlukla da müzik sayesinde bütünleşmeci bir karakter kazanır. O nedenle müziği yalnızca yan ürün, tamamlayıcı öge olarak tasavvur etmek doğru olmaz; müzik kolektif bilinci inşa eder. Müziğin toplumsalı yapılandırması, onun anlıksallığına uygun olarak, şimdiki zamanda cereyan eder; ancak, müzik yinelenebilir bir ifade olarak, aynı zamanda geçmişle bağ kurmayı da mümkün kılar. Böylece, kolektif bilincin andaki var oluşu, seslerle örülmüş bir tarihsellik tasavvuruyla derinlik kazanır. Müzik kolektif bilinci kuran, yapılandıran, canlandıran bir etki fâili hâline gelirken, diğer yandan kolektif belleğin de en önemli taşıyıcısı, ekseni, vektörü rolünü üstlenir. Müzik, şimdiki zamanda var olarak geçmişi kolektif belleğe nakşeder. Ortak türküler, ağıtlar, ninniler, şarkılar, marşlar, hatta sözsüz eserler, bir topluluğa o topluluk olduğunu, hangi tarihsel doğrultudan türediğini, neleri biriktirip bugüne geldiğini sürekli olarak hatırlatabilme gücüne sahiptir. Ancak insanın belleği kadar topluluğun belleği de bazı anıları öne çıkarırken diğer bazılarını geriye itme, hatta silme özelliğini barındırır. Müzik, unutma-hatırlama diyalektiğinin her iki yönüne de hizmet eder; unutulmuş olanı geri çağırmaya olduğu kadar hatırlanması acı vereni de gömmeye yarar. Böylece müzik, topluluk için herkesin bildiği bir sır olma özelliğini edinir.

Sosyoloji biliminin kurucu figürlerinden, toplumsalın özüne etkileşim kavramını yerleştirerek mikro ölçekteki çözümlemeye öncelik atfetmiş olan Georg Simmel (1858-1918), insanlar arasında bağ kuran en önemli ögenin sır olduğunu iddia eder. Toplum olmak, onu oluşturan bireylerin her birinin, bir diğeri hakkında bir şeyler bildiğini varsayması, ancak bunu gizlemeye çalışması sayesinde mümkün olur; zira sır, sâhiden böyle bir bilgi olsun ya da olmasın, birinin bir diğerine (ahlâken olumlu ya da olumsuz bir şekilde de olsa) yönelmesini, onunla etkileşime geçmesini güdüler. Simmel, gerçeklikleri negatif ya da pozitif eylemlerle gizleme becerisinin, insanlığın en büyük keşfi olduğu belirtir.1 Sırrı paylaşmanın ya da sır üzerinden ilişki kurmanın en sık rastlanan biçimi aşk davranışıdır. Sır kavramı, eylemin öncesinde ve sonrasında sahip olunan ya da olunduğu varsayılan bilginin duygusal derinliğinin en fazla olduğu durumdur. Diğer bir deyişle, ötekinin, neredeyse hiç güvenlik tampon bölgesi kalmamacasına en özel alanına, en mahremine nüfuz eden nitelikteki bilgiye sahip olmak anlamına gelir. 

Ancak sırrın derinliği, yalnızca duygusal nitelikte olmaz; derneğin işlevsel, şirketin ticarî, devletin jeo-stratejik sırları da Simmel’in “itiraf edilemez sır” olarak nitelediği kategoriye girer. İttifaklar, çatışmalar, uzlaşmalar, birleşmeler ve çözülmeler geride hep sır paylaşımı ya da sır üzerinden kurulan ilişkiye dayanır. Hatta Simmel, insanların toplumsallaşma gereksiniminin, varlığı derin bir sırrın paylaşılması üzerine kurulu örgütler oluşturmaya yol açtığının altını çizer. Özellikle bu gizli topluluklarda, iç hiyerarşiyi korumak ve bütünlüğü temin etmek için aslında sır olmayan sırların (örneğin gruba yeni girene ya da iç hiyerarşide yükselene verilen sır bilgi) üyelere emanet edildiğini belirtir. Toplumsal bütünleşmeyi, kolektif bilinci perçinleyen temel güdü, bu sırların mevcudiyetleri kadar, onlara her an ihanet edilebilme olasılığının bertaraf edilemez oluşudur! İşte bu sır paylaşımı ekseninde oluşan bütün toplumsallıkların istisnasız tamamında müzik az ya da çok görünür şekilde varlığını hissettirir.

Aşkı bir maceraya dönüştüren flörtün (Simmel “cilve” diyecektir) ilk adımlarından ezoterik cemaatlerin kabul süreçlerine, rıza imalâtıyla meşgul iletişim araçlarının (medya, sosyal medya…) duygu ve kanaatleri yönlendirici söylem üretimlerinden (örneğin verilen haberin içeriğine göre görüntünün arkasına hüzünlü, komik, coşkulu, dramatik, vb. duygu çağrışımı yapan müzikler döşemek) diplomatik törenlerdeki güç gösterisi davranışlara kadar müziğin eşlik etmediği, karakter kazandırmadığı bir eylem yoktur. Bir futbol maçında, bir takımın taraftarlarının millî marş ya da kulüp marşını söylemek istemesi, bunu ev sahibi devletin yetkililerinin, bilinçaltına gömülü bir kinle önlemeye çalışması, yalnızca millî kimliği güçlendirici bir etki yapar; üstelik tarihsel birlik ve husumet duygularını geri çağırır. Müzik, kitleleri güruh olmaktan çıkarıp geriye itilmiş aidiyet bağlarını yeniden inşa eder; onları kolektif bilinçle donatır; o bilincin ta kendisi olur. İşte bu nedenle müzik toplumsal-politik işlevinden ayrı düşünülemez; bu nedenle salt estetik bir ürün değildir.

Müzik her çağda hem ayrıcalıkları olmayan halkın kendi acı ve mutluluklarını ifade aracı hem muktedirlerin hükmetme alâmetlerinden biri oldu. Ancak yeryüzünü yaşanmaz kılan, insanı gayrı-insanîleştiren kapitalist düzen, bunun ötesine geçip müziği de alınıp satılması için üretilen bir mala, kârlılık hesabına dayalı bir metâ’ya dönüştürdü. Şarkıların bu denli yavan, ezgilerin bu denli kişiliksiz ve sığ olması, dünyanın acımasızca sömürülmesinden ne kadar bağımsız düşünülebilir? Ancak müzikle uyutulmuş kitlelerin, sömürü düzenine karşı bilinç edinmelerinin yolu da yine müzikten geçiyor. Neo-liberalizmin insanları bencil bireyselliklere atomlaştırdığı, bu sinsi pazarlama stratejisini de özgürlük olarak sattığı bugünün dünyasında, bireyselliğimizi koruyarak toplumsal dayanışmayı yeniden inşa etmemiz mümkün; ancak bu yönleniş, her birimizi (kendimizi sonsuz özgür zannederken) “kör kuyularda merdivensiz bırak”an (Durkheim “anomi” diyordu) gevşeklik, atâlet, tembellik, yönsüzlük sarmalının anlamsızlık dibine doğru çeken konformizminden uzaklaşmayı göze almayı gerektiriyor. Bu Styx ırmağı geçişinde rehberimiz müzik olursa, birlikte eylemenin özgürleştirici gücüne kavuşabiliriz. Ancak bu müzik kulaklıklarımızla salt öznelliğimize özenle tıkıştırdığımız değildir; ortaklıklarımızı keşfeden, kuran ve sürdürendir. Ancak benzerimizin aynasında var olabildiğimiz için müzik bizi hem birey yapar hem ortak vicdanın bileşeni kılar. Müzik bağ kurar. Baskıyı ve sömürüyü alt edecek olan da müzikle donanmış ortak vicdandır.

ALİ ERGUR

Müzik hakkında yaygın bir kanı, onun bir zaman olgusu olduğunu temellendirir. Aynı şekilde plastik sanatların da mekânla ilişkilenen ifade biçimleri olduğuna yönelik kabul, bir çeşit sorgulanmayan sav niteliğini taşır. Nitekim, müzik sosyolojisi alanının önemli düşünürlerinden biri olan Alphons Silbermann (1909-2000), bu ayrışmayı destekleyen bir çerçeve çizer. Silbermann’a göre, görsel sanatlardan türeyen deneyim kendini mekânda tamamlarken, müzik deneyimi zamanın içinde hareket eder; zamanı doldurur. Kuşkusuz bu ayrışmayla ontolojik olarak doğru bir saptama yapılmış olur; zira zaman, müziğin var olmasının hem önkoşulu hem onun taşıyıcısıdır. Ancak aynı şekilde, zaman da varlığını müzikle hissedilir hâle getirir. Bu nedenle müziğin zamanda var olduğu tartışılmaz bir yapısal koşul olarak nitelenebilir. Ancak, müziğin zamanı doldurmanın ötesine geçebilen bir sızan karakteri olduğunu görmemiz de gerekir. Müzik zaman içinde var olan bir sanat olduğu kadar mekânı da kolayca ele geçiren bir ifade aracıdır. Müzik, örgütlenmiş ses dalgalarından oluştuğu, sesler ise havada her yöne eşit şekilde dağılan titreşimler olduğu için, mekân bir fizikî bağlam olarak işlev görür. Müzik, zamanda oluştuğu kadar, mekânda da var olur.

Müziğin mekâna yayılmasının iki önemli boyutu olduğu iddia edilebilir: (1) Mekânı doldurarak kamusal bir işlev üstlenmek; (2) yalnızca mekânla ilişkilenmek değil, mekânı bizzat inşa etmek. Birincisi, müziğin fiziğiyle beslenir, ikincisi toplumsal niteliğinden köklenir. Her ne kadar mekânı doldurmak, yalnızca fizikî olmayıp toplumsal sonuçları olan bir olay olsa da özünde seslerin hava ortamında yayılmasından kaynaklanır. Uzay boşluğunda müzik olmayacağı gibi, örneğin Mars yüzeyinde de en azından bildiğimiz müzik (insanlar için müzik) olmaz; müzik, dünyada olma (Dasein) deneyiminin vazgeçilmez bileşenidir. 

Aynı şekilde, mekânı inşa etmek, hava ortamını çevreleyen ya da onunla bütünleşen yapı unsurlarını (bina, anıt, sokak, ibadethane, vb.) işaretlemek (yüceltmek, vurgulamak, anlam atfetmek, vb.) fizikî bir eylemlilik gerektirir. Her durumda fizikî olan ile toplumsal olan iç içe geçer; müzik, aynı zamanda bu birbirine bağımlı zıt yönlü hareketleri birleştirir. Böylece müzik, bir sonuç olmakla kalmayıp mekânın toplumsal inşasının (mekâna anlam katma) tetikleyicisi olarak çalışır. Müzik-mekân ilişkisinin fizikî bir olay mı yoksa toplumsal bir eylem alanı mı olduğu sorusu bu şekilde anlamsız hâle gelir. Bu yalnızca bir kavramsal soru değil, her olayı salt fizik-matematik denklemi olarak tanıtan doğa bilimci bağnazlığıyla, müziğin yarattığı duygu ve etkileşim biçimlerini salt soyut kategoriler olarak tasavvur eden sosyal bilimci indirgemeciliğinin anlamsız bir ideolojik kutuplaşmaya dönüşmesini engelleyebilecek çoklu bir bakış açısıdır. Kuşkusuz kendi ideolojik cenderelerinden kurtulmayı becerebilenler için…

Müzik mekânı bir eter gibi doldurur; gözle görülmez; üstelik yalnızca anda var olduğu için özü itibariyle eğreti ve tekinsiz bir var oluş kipi oluşturur. Müziğin mekânı doldurması, ancak onun süregitmesiyle mümkün olur. Müzik kesildiği anda mekân kendi içine çöken bir kara delik gibi, yapısal varlığıyla devasa bir soğurucu hâline gelir; enerji çekirdeğinin yoğunlaşması nasıl akıl almaz boyutta bir çekim gücü oluşturup ışığın kaçmasına izin vermezse, müziksiz kalan mekân da çevresinde müzikle kurulan toplumsallaşmayı yok ederek boş ve yanıtsız bir blok hâlini alır. Mekân, müzikle tamamlanırken plastik bir karakter kazanır; insan ilişkilerini hem yönlendirir hem anlamlandırır. Oysa müziksiz mekân, duyguları ve anlamları soğurur; o nedenle boş bir duvar, göğe uzanan bir bina cephesi, mermer bir anıt gövdesi, boş bir meydan, herhangi bir müzikle (tek çalgı, çalgı topluluğu, profesyonel koro, şarkı söyleyen insanlar topluluğu, ıslak çalan genç, okunan ezan, çalan çan, vb.) eşlik edilmediği sürece korkutucu bir yalnızlığın imgesi hâline dönüşür. Mekân, boşluğuyla insanı ezer. Bu açıdan bakıldığında, müzik mekâna ruh verir. Nitekim, çağımızın önemli toplumbimcilerinden biri olan Richard Sennett, insan bedeninin tasavvur edilme ve deneyimlenme biçiminin, onun kaçınılmaz bir şekilde parçası olduğu kent mekânın bir işlevi olduğunun altını çizer. Müzik taşı kımıldar kılar.

Müziğin mekânla kurduğu ilişkinin ikinci türü ise daha etkin bir rol üstlenerek bizatihi bir yapı unsuru gibi işlev kazanmak olarak tanımlanabilir. Müzik, hangi tür, üslûp, anlayışla tezahür ederse, içinde geliştiği mekânı o karakterde yeniden tanımlar. Ancak müzik bununla yetinmez; kendinin yalnızca tek anda var oluşunu, diğer bir deyişle kırılgan ama son derece ikna edici varlığını, bir mekân örme etkinliğine dönüştürme kudretini edinir. Birlikte müzik yapmak, müzikle toplumsallaşma çevresi kurmak, aslında aynı zamanda bir mekân inşa etmek anlamına gelir. Ses frekanslarının yükseklikleri, birden fazla sesin etkileşimi, uyum ya da uyumsuzluk olarak tanımlanan ses ilişkileri, bütün olarak çalıştığı zaman, insanın somut mekânla kurduğu bağlantıya benzer bir bütünleşme ortaya koyar. Topluluğu müzik aracılığıyla kurmak, onun mekân tasavvurunu da içerir. Örneğin dans etmek, doğal olarak bir mekân gereksinir. Koro, orkestra ya da saz heyeti olarak müzik icra etmek, bir somut mekânda bir araya gelir. Ancak böyle bir topluluk hâlinde müzik icra etme etkinliği olmasa bile, müzik kendi sessel varlığıyla mekân benzeri bir yapı kurar; uçucu bile olsa, var olduğu anda güçlü, ikna edici bir somut çevre imgesi resmeder.

Müziğin mimari özelliği, bireyselliğin ya da daha doğru bir deyişle ben-merkezciliğin taçlandırıldığı günümüzün küresel neoliberal dünyasında yeni bir biçim almış görünüyor. Tek başına istediği müziği dinleme olanağına kavuştuğundan beri (Walkman ve türevlerinden, akış müziği mecralarında “senin için hazırlandı” listelerine ya da kendi keyfimize göre oluşturduğumuz çalma listelerine kadar), enformasyon çağı insanı artık müziği bir yalnızlık deneyimi olarak da (hâtta daha ziyade öyle olarak) yaşıyor. Kulaklıklarıyla kendine bir müzik-dünya kuran çağdaş birey, bu deneyimini, hem bu acımasızca rekabetçi ve performans tutkusuyla damgalanmış toplumsal ortamın acı gerçekliğinden kaçış hem kendi içine kapanarak benzerine duyarsız kalan ben-merkezci bir var oluşa gömülme mecraı hâline getirmektedir. Müziğe gömülmek, mekânın insandan daha değerli addedildiği bir dünyada (lüks, şatafat, görkem, devasa yapılar, betondan “eser”ler, rant…) kendine bir mikro-mekân inşa etmek anlamına gelir. Ancak bu iki yönlü bir çırpınıştır: Bir yandan kendimize bir kaçış kovuğu icat ederken müzik bireysel var oluşumuzun anlam duvarlarını örer. Diğer yandan müzik kendisi olarak değil, bu performans saplantılı dünyanın baskısından kaçmanın aracı olan bir gürültü olarak benliğimizi örter. Kulaklıklarımızla kendimizi hapsettiğimiz mikro-mekân, ister istemez kendi hapishanemiz olur. Ancak insan toplumsal bir varlıktır; ilişki kurmadan, bir araya gelmeden (socius, kinonia, içtima…) insan niteliğini edinemez; zira insan ahlâki bir aktördür; ahlâk ise ancak öteki varsa anlamlıdır. İşte bu yüzden 2000’li yıllarda yükselen bir eğilim olarak ‘silent party’ gibi bir etkinliğe gereksinim duyulduğunu hatırlayalım; herkesin kulağında kendi müziğiyle katıldığı, ancak birlikte dans edilen garip bir toplumsallaşma biçimi. Yeni dünyanın gerçekliği, aynı elektronik görüntülerde olduğu gibi, küçük piksellerden, yani bir araya gelip bir bütün oluşturan ancak her biri özerk mikro-mekânlar olan birimlerle inşa ediliyor. 

Müzik, bireyle toplumsalın bağlantısını kuran en önemli ifade aracıdır. İnsan kentte yaşayan bir varlıktır; ilişkisel dünyası ancak mekânda var olur. Müzik insana doğal çevresi olan mekânı sunar.

Müzik, toplumda var olmanın acısını ve coşkusunu taşımayı sürdürecektir.

SANATTAN YANSIMALAR / ALİ ERGUR

Durumlar, duygular ve müzikleri

Kitlesel olarak üretilen ve tüketilen kültür metâları, çağımızın kültür endüstrisi tezgâhında mümkün olduğunca indirgenen zevklere hitap etmekle kalmazlar, aynı zamanda, akışkan bir gerçeklik içinde yönsüzleşmiş bireylere basmakalıp varoluşsal kerterizler sunarlar. Piyasada hızla tüketilmesi için tasarlanan bu kültür ürünleri listesinin başında da kuşkusuz müzik gelir. Zira müzik, diğer bütün sanatlar içinde en ‘sızan’ özellikte olanıdır. Zamana, mekâna, anılara, anlara, hayallere, ilişkisel olana her şeye müthiş bir seyyaliyet ve akışkanlıkla sızar. Müzik dışında hiçbir sanat dalı, isterse en popüler biçimlerde üretilmiş olsun (örneğin binlerce kopya halinde kamusal ve özel alanlara yayılan Mona Lisa tabloları), müzik kadar zamana ve mekâna hükmedemezler. Müziğin bunca heryerdeliği, onun üretim politikalarından öte, bizatihi ontolojisiyle, yapısal özellikleriyle ilgilidir. Bu anlamda müzik taşınabilir, iletilebilir, görsellik gerektirmediği için mekân aşabilir özelliğe sahiptir. Akustik aletler ya da düzeneklerle bile, belli mesafeleri kat etmesi sağlanabilirken, elektronik teknolojisi, müziğin mekâna bağımlığını tamamen ortadan kaldırmıştır. Diğer yandan, on dokuzuncu yüzyıl sonlarından beri hızla gelişerek, günümüzde tamamen sayısal teknolojiyle gerçekleştirilen kayıt olanakları, müziğin zamana bağımlılığını da anlamsız kılmıştır.

Böylece neredeyse hiçbir kısıt tanımaksızın her türlü fiziki ve manevi engeli rahatlıkla aşarak, varlığını sürekli olarak hatırlatan bir olgu haline dönüşen müzik, bireysel bir anlamlandırma stratejisinin de parçası haline gelmiştir. Kulaklığı bireysel var oluş alanının doğal bir parçası haline getiren çağımızın hiper-bağlı (hiper-on-line) insanı, kendine bu şekilde müzikten bir mikro alan inşa eder. Müzik dinleme etkinliği, böyle bir bireysel içe kapanmada, ikincil, tamamlayıcı, aksesuar özelliğinden çıkıp hızla aslî ve kurucu niteliğe kavuşmuştur.

O nedenle artık bireysel kapanmanın vazgeçilmez teknik ve kavramsal ekseni, müziğin, daha doğrusu kesintisiz müzik yayınının kendisidir. Müziğin durması kalbin atımının durmasına eşdeğer bir endişe konusu olmuştur. Zaten saplantılı bir şekilde kulakları istila eden müzik yayınını da, müziksel bir ifadeden ziyade, kalp atımının izdüşümü olan tempoları (yavaş için dakikada 60, hızlı müziklerde 120 civarında) bedenle iç içe geçiren, bir nevi sesten iskelet olarak düşünebiliriz. Müzik, ya da onun fazla yükseltgenmiş zombi imgesi, böylece toplumsal yaşamın bir çeşit mimari unsuru, ama aynı zamanda fazla kaygan bir anlam bulutu haline gelmiştir. Müziksiz yapamayan zihinler, böyle bir histerik arzulamayla, onu içeriğinden sıyırıp salt kalıp haline getirmeye yöneldiklerinden, kamusal zemin haline gelen müzik de, karşılığında, yaşamın an parçalarını, üst derecede yapılanmış basmakalıp algı çerçevelerine dönüştürür.

Anıların oluşmasında müziğin damgalayıcı bir özelliği olduğu düşünülebilir. Kişisel tarihimizde belli müzikler belli anlara sabitlenip kalırlar. Hatta o güne dek yüzlerce kez dinlediğimiz bir müzik, belirleyici bir anda, o sıradanlığından çıkıp özgün bir damga haline gelebilir. Sevinçli ya da hüzünlü bir an, müzikle damgalandığında (hatta yaşanan duygusal yoğunluğa göre dağlandığında), o eser, muhtemelen ömrümüzün sonuna dek, aklımızın dehlizlerinde bizi gülümseten ya da içimizi sızlatan bir duygu belleği olarak yaşamaya devam eder. 

Bununla birlikte, müziğin bu damgalayıcı özelliğini, ona toplumsal olarak atfedilmiş kalıplaşmışlıklardan tamamen ayırmak mümkün görünmemektedir. Zira yaşam deneyimindeki duygusal vurgular, o anların nasıl yaşanması gerektiğine dair kullanma kılavuzlarıyla birlikte gelmektedirler. O çok özel ânımızda bize eşlik edip yaşamımızı damgalayan o çok özel müziğin, o şekilde algılanıp deneyimlenmesinde hiç de zannettiğimiz kadar özel bir anlam mevcut değildir. Hangi tınının, hangi aralıkların, hangi temponun, hangi ezgi kalıplarının hangi duygulara karşılık geldiğine dair zımnî bir kabul üzerine kurulu, epeyce kalıplaşmış bir toplumsal evrende yaşıyoruz. Üstelik kültür endüstrisi, müziği her geçen gün daha fazla metâlaştırdıkça, bu sıkı sıkıya çerçevelenmiş anlam çapaları, öznelliğimizi o oranda kuşatıyorlar.

Müziğe atfettiğimiz, onda bulduğumuz duyguların ne denli tektipleşmiş olduğunu özellikle medya dilinde açıkça görebiliriz. Anlatımı güçlendirmek, belli vurgu noktaları yaratmak, dikkat çekmek, seyirci/dinleyicinin duygusal yükünü artırmak amacıyla, neredeyse her medyatik söylem parçasında müziğin başrol oynadığını fark etmenin çok basit bir yolu vardır: Televizyonun sesini kapatmak! Örneğin, akşamın yegâne eğlencesi olan televizyon dizisini seyrederken, sesi kısılmış bir görsel anlatımın, birbirinden kötü oyunculukların, durağan sahnelemenin, kurgu bozuklukların, senaryodaki sığlığın, diyaloglardaki yapaylıkların, nasıl hep aslında müzikle desteklenerek kapatılmaya çalışıldığını çarpıcı bir şekilde fark edebiliriz. Özellikle bilim-kurgu ve korku filmlerinin kolayca komik ve saçma hale gelebilmeleri, doğalarındaki fantastik öğelere bağlıdır. O nedenle, kötü korku filmlerinde müzik eksik olmaz. Üstelik bu, neredeyse hiçbir boşluğa yer bırakmayan, yaratılmak istenen duyguların her birini, işi şansa bırakmadan müzikle  vurgulayan bir müzik kullanımıdır.

Bir sinematografik anlatımın müziği ne kadar çoksa, ne kadar gürültülüyse, metin ve üslûbun da o denli zayıf olduğunu iddia edebiliriz. Güçlü anlatımlarda bile müzik vazgeçilmez bir bileşendir. Edebi değeri, felsefi derinliği büyük olan sinema eserlerinde bile müziksiz bir anlatım, aktarılmak istenen duygu durumunun en önemli destekleyicisidir. Müzik, bir anlamda makyaj etkisi yapar. İyi anlatımla kötü anlatım arasındaki fark, birincisinin, makyajı küçük dokunuşlarla, zaten var olan güzellikleri ortaya çıkarmak için kullanması, ikincisinin ise çirkinlikleri örtmek için abartılı dozlarda seferber etmesidir.

Televizyon ve sinema, herhalde müziğin ikame etkisini en fazla kullanan başlıca iki mecra olsa gerektir. Görselliğin yalnızca bir gerçeklik inşa aracı değil, bizatihi hakikat rejiminin kurucu mantığını oluşturduğu bir dünyada, görüntünün egemenliğini en çok tesis eden, en yaygın mecraların müziği bunca sömürmesi şaşırtıcı sayılmamalıdır. Popüler kültür üzerinden müziğin bu kadar sıradanlaştırılıp her-yerde-mevcut hale getirilmesi, onun yalnızca nicel anlamda çokluğunu değil, nitel anlamda indirgenmesine de yol açmıştır. Haber bültenlerinde bile, müzik vazgeçilmez bir anlatım aracıdır. 

Acıklı bir olay aktarılırken ‘acıklı’ olduğu düşünülen, ‘sevinçli’ bir olay anlatılırken ‘neşe’ çağrıştırdığına kanaat getirilmiş bir müzik, vb., görsel olarak da kendi gerçekliğinden epeyce uzaklaştırılmış olayın söylemselleştirilmesinde en vurucu rolü oynar. Zira imgenin arkasına ‘döşenen’ müzik, yine medyatik olarak çoğaltılıp yayılmaktan klişe haline gelmiş duygu ve durum ifadelerini, seyircinin basite indirgenen beklentileriyle buluşturma işlevini yüklenmiştir. Müzik, bu indirgeyici politika içinde, yalnızca yayınlanan olay anlatısının tekabül etmesi gerektiği düşünülen duyguları tahrik etmekle kalmaz, ayrıca bunları çok kısıtlanmış, belli sayıda örneğin dar dağarı içinden seçerek kurgular. Örneğin engelli yoksul bir gencin yaşadığı yoksunluk öyküsünü, bir dram söylemi içinde formülleştiren haber dili, aşırı-duygusallaştırılmış seyircisini bir katharsis çıkmazına sokarken, elbette fonda Albinoni’nin Adagio’su çalacaktır! Bu noktada artık Albinoni’nin kim olduğu, eserinin anlamı gibi konular algı alanımızın çok uzağına düşerler. Önemli olan, bu ‘bir yerlerden tanıdık’, ama ne olduğu bilinmeyen, bununla birlikte, işitildiği anda, handiyse askeri bir havada “üzülünecek… üzül!” diye bağıran bir komut kaynağı haline dönüşen uyarının kendisidir.

Theodor Adorno, yeterince müzik bilgisi olmayan heveskâr yarı-eğitimli dinleyiciyi tarif ederken, böyle klişeleşmiş bir müzik parçasını duyduğu anda, onun ne olduğunu bilmese de, bir anda şimşek çakmış gibi “hah! Ciddi müzik!” diyerek, onun, huşû içinde dinleme pozuna girmesi gerektiğini bilen bir özelliğinden bahseder. Benzer bir şekilde, her duyguya tekabül ettiğine dair ön kabulleri içeren, yinelenerek zihinlere oturmuş müzik ifade kalıpları, defalarca çalınarak, bütün müzikal içeriklerinden boşalarak, belli duyguları ve ruh hallerini imler hale gelmişlerdir. ‘Müzik’ kavramını, pop vasatlığının son derece kısıtlı yapısal araçları içinde algılamaya alışmış ortalama dinleyici, müziği bir yandan önemli ölçüde görselleşmiş bir kurgu içinde, diğer yandan, olabildiğince az sayıda kalıpla deneyimler gibi görünmektedir. Ancak bu deneyimler parçalı ve süreksizdir; medya dilinin bütün büyüsü de buradadır. Engelli gencin öyküsünün melodramlaştıran medya söylemi, hemen ardından komik öğeleri olan bir ‘haber’i vermekte beis görmez; hatta bunu tercih eder. Zira önemli olan ne anlatıldığı değil, nasıl anlatıldığı, hatta bu anlatıdan nasıl seyirci sadakati sağlayan bir pazarlama stratejisi üretildiğidir.

Kötü sinematografik anlatımların müziğe can simidi olarak sarılma eğilimi, kurgunun üretilme sürecindeki sınai özellik arttıkça belirginleşir. Ölçüsüz emek sömürü koşulları ve mutlak kapitalist bir mantıkla üretilen televizyon dizilerinin, bu eğilimin en abartılı örneklerini sergilemeleri boşuna değildir. Artık duyguların da ötesinde, her bir jestin, mimiğin ve durumun ‘müziği’ vardır. Daha doğrusu, küçük müzik kurguları, parça halindeki anlatım araçlarına dönüşmüşlerdir. Eski yerli filmlerde, kadınla erkeğin karşılıklı birbirlerine sonu gelmez bir koşuyla kavuşmaları, patlayan (hele o günlerin ses kayıt teknolojisi göz önüne alındığında), bol yaylı tınılı müziklerle vurgulanırdı. Oysa günümüzün televizyon dizilerinde, artık her bir ânın, duruşun, durumun (genellikle fevkalâde durağan sahnelerden oluşan yavaş anlatılardan söz ediyoruz) birkaç notadan oluşan ezgi kırpıkları, ‘loop’ adı verilen ritmik döngüleri tarafından vurgulandığını, hatta handiyse görsel olarak betimlendiğini gözlemliyoruz. 

Bu müzik parçaları, kimi zaman yalnızca vurmalı çalgı yinelemeleri, kimi zaman da (örneğin ‘Ağa’ veya ‘feodal ilişkiler’ dizilerinde) eşliksiz, serbest ölçülü, gazel de diyemeyeceğimiz acılı feryatlardan oluşmaktadırlar. Bu müzik kesikleri, beklentileri, başlıca evrensel duyguların (korku, merak, öfke, sevinç, rahatlama, gıpta etme, vb.) harekete geçmesi düzeyinde zihin tesviyesine uğramış seyirci için, temel uyaranlar haline gelmektedirler. Bir sinyal gibi, bu müzik ifadelerini duyduğumuz anda hangi duyguya sahip olmamız gerektiğini, sinematografik olarak betimlenmiş olsa da, durumun nasıl bir durum olduğu, beyinlerimize çakılırcasına müzikle perçinlenir. Popüler kültür üreticilerinin temel savı olan ‘ama seyirci bunu istiyor’ gerekçesi, zımnî bir ileti de taşır: “Seyirci, ortalama insan zekâsının algılayabileceği anlatımları anlamaz! O yüzden kör kör gözüm parmağına vurgulamak gerekir!” Adorno, bu tavrın seyircideki regresif, çocuksulaşmaya yatkın eğilimi tahrik ederek, git gide daha indirgeyici kültür metâları üretmek için temel mekanizma olduğunun altını çiziyordu. Üstâd bu çözümlemeyi yaptığından beri, çağdaş insanın düşünümsel özellikleri arttı. Demokratik bir katılım ve paylaşım düzeni, özelikle etkileşimsel iletişim olanaklarının gelişmesiyle yayıldı.

Günümüzün ‘ağ insanı’, bir yandan teknolojinin esiri olma tehlikesiyle karşı karşıyayken, diğer yandan, kendini ifade etme kanallarını çoğaltıyor. Ancak anlaşılan, popüler kültür üretimi, seyirciyi/dinleyiciyi aynı indirgenmiş zihin dünyasının ürünü olarak görmeye devam ediyor; bu ticari eğilimin, seyirci nezdinde, bütün iletişim çoğulluğuna rağmen, epeyce revaç bulduğunu da kabul etmeliyiz. Yoksa bunca zayıf anlatımlı, kötü yönetimli, berbat oyunculuklu televizyon dizisinin yeri göğü inletmesini, hele ‘tarih’ temalı olanlarının, bütün bir bilimsel bilgi birikimini, kitaplarla birlikte çöpe attıran kestirmeci gücünü, bu hâlâ yaygın olan meşruiyet olmadan ayakta tutmak mümkün olmazdı. Bu medya söylemi meşruiyeti ise, çok büyük ölçüde, bağlamından, anlam bütünlüğünden, ontolojisinden, erekselliğinden koparılmış ‘müzik’ sayesinde mümkün olabilmektedir.

Müziğin klişeleşmesini, yalnızca popüler kültürün değirmenindeki bir öğütme hareketi olarak da yorumlamamak gerekir. Seçkin olduğu düşünülen müziklerin de ne denli indirgenmiş, kalıplaşmış bir algılama çerçevesinde deneyimlendiğini unutmayalım. Dokuzuncu Senfoni deyince münhasıran Beethoven’inkinin akla gelmesi, oradan da aslında yalnızca Dördüncü Bölüm’deki korolu kısımdan Neşe’ye Övgü şiirinin nakaratının kastedilmesi, bu klişeleşmenin en bilinen örneklerinden olsa gerek. Madama Butterfly operasını neredeyse Cio-Cio San’ın içe işleyen aryasından, Turandot’u ‘Nessun dorma’dan ibaret olarak düşünmek de benzer bir basmakalıplaşmanın işareti sayılabilir. ‘Best of most beautiful operas’ CD’leri boşuna mı yapılıyor? Hiç mi beklenmedik ama biraz komik bir durumla karşılaştığımız zaman “ınınınııııın!” demedik?

SANATTAN YANSIMALAR / ALİ ERGUR

Müzik, kişide çeşitli duygu ve düşünceler uyandıran ve insanlığın başlangıcından bu yana hayatımızda bulunan evrensel bir dildir. Müzik dinlemek insanların günlük hayatta çok sık yaptığı aktivitelerdendir. Müziğin, insan psikolojisi ve fizyolojisi üzerinde önemli etkileri vardır. İnsanlar çoğu zaman duygu durumlarını değiştirmek için müziğe yönelirlerken, bazen de hissettikleri olumlu ya da olumsuz duygu oranlarını daha da artırmak için de müziğe başvurabilirler. Teknolojinin gelişmesi, cihaz ve uygulamaların geliştirilmesi ile duygu tanıma üzerine yapılan çalışmalar her geçen gün artmaktadır. Bilgisayar bilimi, müzikoloji, sosyoloji ve hatta psikoloji gibi farklı disiplinlerde yapılan birçok çalışma, bu duyguları farklı yöntemler ve ölçme araçları kullanarak ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Son zamanlarda ise bu çalışmalar, müziğin insanda uyandırdığı duygular düşünülerek, müzik ile duygu tanıma üzerine yoğunlaşmıştır. Yapılan çalışmalarda genellikle ses ve görüntü verilerinden faydalanılır. Müzikten duygu tanıma yapmak için, genellikle müzik sinyalleri kullanılır. Duygu tanıma için, bazı çalışmalarda ham sinyal ya da bu sinyallerden çıkarılan öznitelikler, bazılarında ise bu özniteliklerden elde edilen spektogram gibi görsel ögeler kullanılır. Son zamanlarda yapılan çalışmalarda müziklerin, insanların duygularına yön vererek hormonlarını etkilediği de düşünüldüğünden müzik sinyalinin kalp ritmi, nabız ve beyin dalgaları gibi fizyolojik parametrelerle birlikte uygulandığı da görülmektedir.

Günümüzde Spotify gibi insanların dinledikleri müziklerden duygu analizi yapan sistemler barındıran çok sayıda müzik öneri sisteminin ve otomatik çalma listesi oluşturma uygulamalarının geliştirildiğini görmekteyiz. Bu uygulamalar dışında müzikten duygu tanıma sistemleri ayrıca, müziğin rehabilite etme ve sosyalleştirme özelliği sayesinde müzik terapisi ve duygusal bozuklukların tedavisi gibi birçok amaç için de kullanılmaktadır.

Müziğin insanda hissettirdiği duygular; üzüntü, mutluluk, öfke, depresyon, heyecan ve sakinlik gibi çeşitli kategoriler altında toplanabilir. Ancak günümüzde duygusal müzik kategorilerinin belirlenmesi birçok nedenden dolayı oldukça zordur ve bu durum müzikten duygu tanıması yapılması sürecini zorlaştırır. Bu nedenlerden biri, insanların duygu algısı öznel olduğu için aynı müzikten farklı duyguları hissedebilmesidir. Hissedilen duygu; yaşa, cinsiyete, karaktere, şarkı sözlerine, hatta çevresel faktörlere göre bile değişebilir. Müzikten duygu tanımayı zorlaştıran diğer etmenleri kaliteli veri tabanı seçiminin zorluğu, müziklerin doğru etiketlenmemesi, öznitelik çıkarımı ve uygun sınıflandırma yöntemleri seçimi olarak sayabiliriz. Bu çalışma ile yapılış amaçları ayrı olan (Album, Film) farklı kültürlerdeki (Türk Müziği, Batı Müziği) müziklerden oluşan veri tabanları üzerinde duygu tanıma yapılması için genel problemler tespit edilmiştir. Bu problemlerin üstesinden gelmek ve sınıflandırma başarısını artırmak için çeşitli yaklaşımlar geliştirilmiştir. Müzikten duygu tanıma yapabilmek için, öncelikle doğru etiketlenmiş duygusal müzik veri tabanına ihtiyaç vardır. Çünkü verileri etiketleme kalitesi arttıkça, bu veriler üzerinde eğitilen yöntemlerin başarısı da o derece artmaktadır. Dinleyiciler tarafından duyguların etiketlenmesi için kategorik ve boyutsal olmak üzere iki yaklaşım vardır. Kategorik yaklaşımda, müzikteki duygular ayrık etiketlerle değerlendirilir. Bu alandaki en eski çalışma Hevner tarafından, sekiz kategoride 66 duygu etiketi kullanılarak yapılmıştır.

Duyguları sınıflandırmak için Y. Feng ve arkadaşları ise üzgün, mutlu, korku, öfkeyi kullanmışlardır. Paul Ekman ise öfke, tiksinti, korku, mutluluk, üzüntü ve şaşkınlıktan oluşan 6 temel duygulu bir model sunmuştur. İkinci yaklaşımda ise duygular boyutsal uzayda çeşitli ve bağımsız eksenlerle temsil edilir. Russels tarafından değerlik ve aktivasyon olmak üzere iki boyuttan oluşan bir model önerilmiştir. Ayrıca, müzikal tanım için iyi bilinen bir diğer boyutsal model, Thayer’in enerjistres modelidir. Bu model Russell’ın döngüsel modelinden uyarlanmıştır. Bazı çalışmalarda üçüncü boyut olarak baskınlık kullanılsa da genellikle iki boyutlu model tercih edilir. Kategorik modellerde kategori sayısı üzerinde fikir birliği yoktur. Boyutsal modellerin avantajı, kategorik yaklaşıma göre belirsizliğin az olmasıdır. Müzikten duygu tanımadaki bir diğer önemli faktör kullanılan veri tabanlarıdır. Kaliteli veri tabanlarının sayısının az olması, birçok araştırmacıyı kendi veri tabanlarını oluşturmaları konusunda mecbur bırakmıştır. Yang ve Chen kendi veri tabanlarını oluşturmuşlardır. Bu veri tabanı boyutsal modeller üzerinden etiketlenmiş 1240 adet pop müzikten (Çince) oluşmaktadır. Diğer bir büyük veri tabanı, M. Soleymani ve arkadaşları tarafından hazırlanmıştır ve 744 adet müzik parçasından oluşmaktadır.

Serhat HIZLISOY / Zekeriya TÜFEKCİ

İnsan susarak da konuşur müzik susarak da söyler

Bestecinin dehası sadece notaları ahenkle işlemesi ya da çok sesli eserlerde armoniyi başarıyla kurgulaması ile değil sus işaretlerini de nasıl bir strateji ile yerleştirdiği üzerinden okunabilir. Diğer bir deyişle etkili aktarım, ne zaman susmaya karar verileceğine bağlıdır.

Birbirimizle iletişim kurarken konuşuruz. Sözcükler birbiri ardına sıralanırken kendimizi en iyi biçimde ifade etmeye ve konuşulanı anlamaya, anlamlandırmaya odaklanırız. Müzikte ise onun evreninin sesli iletişim kodu olan notalar akıp giderken duyduklarımızda mana arar, o andan aldığımız hazzı ya da beğenimizi duyduklarımızla eşleştiririz. İster müzikte ister konuşmada, iletişim deyince sanki duyulan ses, söylenen söz en yüce makamı hak ediyor, anlam ve değer buluyor gibidir. Peki ya susarsak? Susmak söylememek midir? Susunca hiç mi bir şey duyulmaz? Ya insana dair olan, insan aracılığıyla seslerin zamandaki estetiğine bürünen müzik? O hiç mi susmaz?

Müzikte sessizlik

Müziğin içinde sustuğu anlar vardır. Sessizlik, notaların zamandaki değeri gibi eş değeri olan işaretlerle ifade edilir. “Sus” ya da “es” sözcükleriyle tanımlanan bu işaretlerin her birinin süresinin uzunluğu tıpkı notalarınki gibi vuruş kavramıyla açıklanır. Seçilen zaman biriminde iki vuruş boyunca tınlamak ya da iki vuruş boyunca susmak; ölçüler boyunca süregelen notaların oluşturduğu cümleler arasında beliren bir sessizlik anı; hatta point d’orgue/ fermata işareti ile zamanı manipüle ederek değerinden uzun tutulan, uzayan notalar veya suslar; bu seçimlerin hepsi bestecinin söylemek istediklerinin gereği olarak bütünde yer alır.

Bestecinin dehası sadece notaları ahenkle işlemesi ya da çok sesli eserlerde armoniyi başarıyla kurgulaması ile değil sus işaretlerini de nasıl bir strateji ile yerleştirdiği üzerinden okunabilir. Diğer bir deyişle, söylemin etkili aktarımı ne zaman susmaya karar vereceğine bağlıdır. Örneğin Haydn, Joke (şaka) Quartet’inde (Op. 33 No. 2 yaylı çalgılar dörtlüsü) komiklik/espri etkisi için dinleyicisini alıştırdığı, devamlı tekrar eden bir müzikal pasajı birden keserek beklenmedik bir biçimde suslarla ortada bırakır, bekletir, başka sona bağlar. Hatta ilgili bölümün sonundan hemen önce üç ölçülük uzunca bir sus kesiti ile dinleyiciyi eser bitmiş gibi düşündürüp kandırır; susup bir anda ortaya çıkarak, şaka yapar. Yaşamının sonlarına doğru duyma yetisini tamamen kaybeden ve içine kapanan Beethoven ise sus işaretlerini çok fonksiyonlu kullanır. Dramatik etki yaratmak için agresif, şok eden suslarını armonik gerilim anlarını gözeterek kullanır. Bazen de akışta beklenmediği halde cümlesinin sonunda, bir sonra söyleyeceğinin manasını güçlendirmek üzere susar. Müzikte matematiksel olarak değeri tanımlanmış, süresi mekanik görünen, bestecinin eserine yerleştirdiği susma anlarının yanı sıra, zamanda yerleri kesinleşmiş notaların ifade kabiliyetini özgünleştiren, yorumcunun kendine has temsilinde gizlediği, kendince o notanın anlamını pekiştirdiği, araya sıkıştırdığı görünmez nefes anları vardır. Burada belki de kişisel algıların söylenmek isteneni nasıl da evirebildiğini, kişiselleştirebildiğini, manipüle edebildiğini (yine de estetik idealler çerçevesinde) müzik üzerinden görürüz. Böylece yorumcu kendisine, bestecinin bir kesinlik içinde söylediklerinin sınırları içinde, zamanda, mikro düzeyde bir susmaya, sessizleşmeye, es vermeye dair özgürlük alanı yaratır. Yorumcunun dehasının, sanatkârlık zekâsının bir bileşeni tanımlanmış zamanın neresinde ve nasıl mini es anları yerleştirerek bir duygu yelpazesi yaratabildiği, bir mana iletebildiği, özgünlüğünü bulabildiğidir.

4′ 33”

Müzikteki “sus” veya “es” işaretlerine istinaden, örneğin İngilizce’de rest sözcüğü, Almanca ya da Fransızca’da ise Pause terimi kullanılır. Rest susmaktan ziyade durmak, dinlenmek, ara vermek anlamıyla “es”e sanki daha yakındır. Keza Pause dea rest gibi müzik dışı kullanım alanlarında süregelen bir eyleme ara vermeyi tasvir etmektir. Dolayısıyla, nihai hali, ilgili zaman biriminde notanın yokluğu ile müziği oluşturan sesin hareketine son vermesi, yani notanın duyurduğu akışın kesilmesi ile meydana gelen “müziğin kendi içindeki sessizlik” olsa da, aynı notasyon dilini paylaşan farklı kültürlerde sus işaretlerine dair terminolojiyle susmanın mutlak sessizliği kastetmeyebileceği çıkarımını yapmak kelimelerin çoklu anlamları üzerinden mümkün görünüyor.

Minimalizm akımının müzikteki temsilcilerinden Amerikalı besteci, yazar ve filozof John Cage, 4′ 33” adlı eseriyle sessizliği müzik olarak ele alır. Şöyle ki, eser herhangi bir çalgı ya da çalgı topluluğu tarafından dört dakika otuz üç saniye boyunca hiçbir çalma eylemi olmadan icra edilmek üzere sus işaretlerinden oluşan notasyonla yazılmıştır. Üç bölümlü eserin prömiyerini 1952 yılında New York’ta gerçekleştiren piyanist David Tudor bölümlerin başlangıç ve bitişini, sessizce oturduğu piyano taburesinde piyanonun kapağını açıp kapayarak ifade etmiştir. Dinleyiciler için sıra dışı bir deneyim olan performansın ilk bölümünde dışardaki rüzgârın uğultusu, ikinci bölümünde yağmur damlalarının salonun çatısına vurarak çıkardıkları ses, son bölümde ise insanların birbirleriyle fısıldaşmalarının yankıları, müziğin ve sessizliğin ne olduğunu idrak etmek üzere Cage’in deneysel bir çalışması olarak karşımıza çıkmaktadır. Demek ki müzikte işaretlerle tanımlanan sessizliğin de bir sesi, manası, söylemi ya da duygu yükü vardır.

Nefsin terbiyesinde susma

İletişim terminolojisinde susmak, konuşmaya ara vermek ya da kesmek, konuşmayı sonlandırmak, ses çıkarmamak, sessizliğe bürünmek demektir. Etimolojik olarak sekete fiilinden gelen, susma, konuşmama, sessizlik anlamındaki sükût sözcüğü, etmek/eylemek ile eyleme dönüşür. Hiçbirimiz aralıksız konuşan birini uzun süre dinleyemeyiz. Konuşurken sözcükler arasına yerleştirilen sessizlik anlarının söylemi güçlendiren; dinleyenin dikkatini toparlayan fonksiyonel kullanımı hitabet sanatının öne çıkan becerilerinden biridir. Tıpkı bestecinin sanat eserinin içine sus işaretlerini serpiştirmesi gibi. Cage’in notalar yerine suslardan oluşan müzik eserindeki gibi bir müddet için konuşmak yerine tamamen sessizliği seçmenin sesi var mıdır? Tüm inanışlarda ve spritüal akımlarda (hatta günümüzün popüler ve ilgi uyandıran detoks uygulamalarında) nefsin terbiyesine yönelik bir takım çalışmalar yapılır. Bunların birçoğu sadece surete/fiziksel bedene yönelik anlaşılabiliyor. Oruç tutmanın kimilerince sadece belli süreler boyunca aç kalmak olarak idrak edilmesi gibi. Oysa bizler sadece fiziksel bedenden, gözle görünenden ibaret değiliz. Zamanda bir es ile madde dünyasına ve onun seslerine dair mola vermek üzere sessizlik orucu, meditasyon, itikaf, savm-ı amt gibi uygulamaların hepsinde amaç kişinin nefsini arındırması, maneviyatını inşası, özüne dönüşü, maddi dünyanın rutinlerinden sıyrılıp kendisini bulması, dünya hayatının anlamını idrak etmesi ve dış sesten sıyrılıp susarak iç sesine kulak verebilmesi, rehberliğini duyabilmesi, kendine kavuşabilmesidir.

Konuşunca iç ses susar

Atalarımız sessizliğin sesten daha değerli olduğunu “Söz gümüşse sükût altındır” sözüyle betimlemiş, sükût âlimlerin süsüdür demişler. Konuşmalar arttıkça konuşana ilgi azalır; söylenenler duyulmaz olur, anlamını yitirir. Konuştukça iç ses susar, öz küser, uzaklaşır, dışarıdakinin gürültüsü artar. Oysa insan susarak da konuşur; müzik susarak da söyler. Kişi özünde bunları bilir; bildiğinden müzikte de yansıtır. İnsan müzik evreni içindeyken susarak duyar, müzik sussa da duyar; bilinçli farkında olmasa bile, içgüdüsel olarak özünü hatırlar, o evrende huzur bulur. Öyleyse belki de müziğin dışındayken de duyabilmek ve sözünü duyurabilmek için ara ara biraz susmak, kendinde kalmak fayda sağlayabilir.

Yazar / Doç. Dr. Evren Kutlay 

Müziğin Gücü – İnsanlar müziği sever. Öyle ki her hafta 32 saatten fazla müzik dinlemek için  zaman harcıyoruz. Elektrogitarlardan flütlere, dünyanın her köşesinde ve en ücra yerlerinde bile müzik vardır. Aslında, türümüz arasında tek evrensel kültürlerden biridir müzik. Evren bir orkestra gibidir; tabii duyabilene. Bunun en iyi kanıtlarından biri hayvanların sesleridir. Her canlı evrensel iletişime kendi sesiyle katılır. Hepsinin insanla iletişim vardır ve tüm bu iletişimi anlayacak tek canlı da insandır.

  1. “Müziğin asıl gücü; insanı, bestecisinin hayal dünyasına sürüklemesidir.” -Beethoven
  2. “Müzik olmadan yaşamak büyük bir hata olurdu.” – Friedrich Nietzsche
  3. “Müzik evrene bir ruh verir, zihne kanat takar, hayalleri uçurur ve her şeye hayat verir.” – Platon
  4. “Müzik, kelimeler olmaksızın, kahkahalarımızı, korkularımızı ve en yüksek arzularımızı nasıl da uyandırıyor?” – Jane Swan
  5. “Eğer fizikçi olmasaydım, muhtemelen müzisyen olurdum. Sık sık müzikte düşünüyorum. Hayallerimi müzikte yaşıyorum. Hayatımı müzik olarak görüyorum. ” – Albert Einstein
  6. Müzik; Esrarengizliğin içinde yaşayabileceğimiz en güzel deneyimdir. -Albert Einstein 
  7. “Müzik, belirli kelimelerle konuşulmayan bir dildir.” – Keith Richards
  8. “Bence müzik kendi içinde bir şifadır. Hepimizin dokunduğu, insanlığın keşfettirici bir ifadesidir müzik. Hangi kültürden olursak olalım, müziği herkes sever. ” – Billy Joel
  9. “Müzikle ilgili iyi bir şey söyleyeyim mi: Sana müzikle vurulduğunda acı hissetmiyorsun.” – Bob Marley
  10. “Tek gerçek müziktir.” – Jack Kerouac
  11. “Hayatın sefaletinden kaçmak için iki sığınak yolu vardır: Müzik ve kediler.” – Albert Schweitzer
  12. “Müzik, duygunun kısaltma işaretidir.” – Leo Tolstoy
  13. “Müzik olmasaydı benim için hayat boş olurdu.” – Jane Austen
  14. “Müzik aşkı besteler.” -Shakespeare
  15. “Müzik; fakir insanın cennetidir.” -Emerson

  1. “Sessizlikten sonra, ifade edilemez olanı ifade etmeye en yakın olan müziktir.” – Aldous Huxley
  2. “Sözcüklerin bittiği yerde müzik konuşur.” – Hans Christian Andersen
  3. “Müzik söylenmesi mümkün olmayan ve görünmeyen şeyleri söyler ve gösterir.” – Victor Hugo
  4. “Doğrusunu söylemek gerekirse, müzik meleklerin dilidir.” -Caryle
  5. “Biz müzik yapımcısıyız ve biz hayallerin hayalcisiyiz.” – Arthur O’Shaughnessy
  6. “Hayatımı tekrar yaşamak için fırsatım olsaydı, biraz şiir okumak ve haftada en az bir kez müzik dinlemek için bir kural koyardım.” – Charles Darwin
  7. “Müzik, insan doğasının onsuz yapamayacağı bir tür haz üretir.” – Konfüçyüs
  8. “Müzik… Tüm Bilgelik ve Felsefeden daha yüksek bir ilhamdır.” – Ludwig van Beethoven
  9. “Dünya sahnesinde işler sarpa sarınca orkestra devreye girer. -Kari Kraus
  10. “Müzik; kelimelerin akla ne yaptığını söyleyen ruhtur.” – Modest Mouse
  11. “Müzik, bir defa ruh tarafından kabul edilirse, sonra bir tür ruh haline gelir ve asla ölmez.” – Edward Bulwer-Lytton
  12. “Müzik, bize, kelimelerin tek başına yapamadığını, duygusal açıdan bize dokunarak yapıyor.” – Johnny Depp
  13. “Aslında tanıdığım her yazar müzisyen olmayı tercih ediyor. Neden ki?” – Kurt Vonnegut
  14. “Bir ressam tuval üzerine resim çiziyor. Lakin müzisyenler tablolarını sessizliğe resmederler.” – Leopold Stokowski
  15. “Müzik. . . adsız olanı adlandırabilir ve bilinmeyeni iletebilir. ” – Leonard Bernstein
  16. “Bana korkunç şeyler söyleyen güzel melodileri severim.” – Tom Bekler
  17. “Müzikli bir yaşam güzel geçirilmiştir ve bu yüzden kendimi müziğe adadım.” -Pavorotti
  18. “Müziği duyan, kalabalık içinde de olsa yalnızlığını hissediyor.” – Robert Browning
  19. “İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli iyi bir şiir okumalı güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir.” -Goethe
  20. “Enformasyon bilgi değildir. Bilgi bilgelik değildir. Bilgelik gerçeklik değildir. Gerçeklik güzellik değildir. Güzellik aşk değildir. Aşk müzik değildir. Müzik en iyisidir. ” – Frank Zappa
  1. “Müzik kalbin edebiyatıdır; konuşmanın bittiği yerde müzik başlar.” – Alphonse de Lamartine
  2. “Beethoven size Beethoven olmanın nasıl bir şey olduğunu söylüyor. Mozart size insan olmanın nasıl bir şey olduğunu söylüyor. Bach size evren olmanın nasıl bir şey olduğunu söylüyor.” – Douglas Adams
  3. “Müzik notalarda değil, aralarındaki sessizlikte.” – Wolfgang Amadeus Mozart
  4. “Bir ülkenin türkülerini yapanlar kanunlarını yapanlardan daha değerlidir.” -Thales
  5. “Müzik olmaksızın hayat, bir sürü sıkıcı üretim ve son tarihi gelmiş faturalardan ibarettir.” – Frank Zappa
  6. “Bana uçmayı öğretemezsen, şarkı söylemeyi öğret.” – JM Barrie, Peter Pan
  7. “Müzik, en güçlü sihir şeklidir.” – Marilyn Manson
  8. “Müzik, sessizlik bardağını dolduran şaraptır.” – Robert Fripp
  9. “Müzik ruhun dilidir. Barış getirerek, çekişmeyi ortadan kaldırarak hayatın sırrını açar. ” – Kahlil Gibran
  10. “Ruhtaki müzik evren tarafından duyulabilir.” – Lao Tzu
  11. “Müzik, en sıkı şekilde kapatılmış bir kalbi açan sihirli bir anahtardır.” – Maria Augusta von Trapp
  12. “Müzik… şaşkınlıklarınızı çözmenize ve karakterinizi ve duyarlılıklarınızı arındırmanıza yardımcı olacak; bakım ve üzüntü zamanında, içinde bir sevinç çeşmesini canlı tutacaktır.” – Dietrich Bonhoeffer
  13. “Müzik ruhun patlamış halidir.” – Frederick Delius
  14. “Kişisel hobilerim okumak, müzik dinlemek ve sessizliktir.” – Edith Sitwell
  15. “Müzik büyük bir birliktir. İnanılmaz bir güçtür. Her şeyde ve diğer her şeyde farklı olan insanların ortak olabileceği bir şeydir.” – Sarah Dessen

  1. “Müzik, insan doğasının onsuz yapamayacağı bir tür haz üretir.” – Konfüçyüs
  2. “Müzik benim en yüksek gücümdür.” – Oliver James
  3. “İlk kez müzik olduğunu bildiği bir şey duydu. İnsanların şarkı söylediğini duydu. Arkasında, geniş uzay ve zaman mesafelerinde, bıraktığı yerden müzik de duyduğunu düşünüyordu. Ama belki de bu sadece bir yankı idi. ” – Lois Lowry
  4. “Müzik veya şiirin kesintiye uğraması her zaman ölümcüldür.” – George Eliot
  5. “Bana ne dinlediğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” – Tiffanie DeBartolo
  6. “Taşacak kadar sıkıntıyla dolu olan kalbim hasta ve yorgunken, müzikle yenilendi ve tazelendi.” – Martin Luther
  7. “Hükümetimiz, şirketlerimiz, medyamız, dini ve hayır kurumlarımız ne kadar yolsuz, açgözlü ve kalpsiz olursa olsun, müzik yine de harika olacak.” – Kurt Vonnegut
  8. “Müzikle hemhal olduğumda, hayat gereksiz yere devam ediyor gibi görünüyor.” – George Eliot
  9. “İnce bir müzik hassasiyeti, en medenileştirici bir eğitim aracı olabilir.” -Eflatun
  10. “Hayat güzel bir melodi gibidir, sadece güftesi bozuktur.” – Hans Christian Andersen
  11. “Müzik, gökle toprak arasında bir ahenktir”. -Konfüçyus
  12. “Müzik, Tanrı’nın onuru ve ruhun izin verdiği zevkler için hoş bir uyumdur.” – Johann Sebastian Bach
  13. “Müzik öyIe bir denizdir ki, ben paçaIarı sıvadım; ama haIa içine giremedim. Dede Efendi
  14. “İnsanlar bana nasıl müzik yaptığımı soruyor. Onlara sadece bir adım attığımı söylüyorum; bir nehre inmek ve akıntıya katılmak için. Girdikten sonra, nehirdeki her anın şarkısı vardır. ” – Michael Jackson
  15. “Ne kadar çok seversen o kadar çok sevgi vermelisin, sonsuz olan tek duygu bu…” – Christina Westover

  1. “Müzik dünyayı değiştirebilir, çünkü insanları değiştirebilir.” – Bono
  2. “Eğer müzik aşkın gıdasıysa, çal.” – William Shakespeare
  3. “Hayatımı müzik olarak görüyorum.” – Albert Einstein
  4. “Bana göre, yazmanın en büyük zevki, kelimelerin dans ettiği müziktir.” – Truman Capote
  5. “Müziksel yenilik Devlet için tehlike dolu, çünkü müzik modları değiştiğinde, Devletin temel yasaları her zaman onlarla değişir.” – Platon
  6. “Müzik ağrıtır ve acıtabilir; güzel müzik acı çeken bir adamın saklanabileceği bir yerdir.” – Pat Conroy
  7. “Akşam yemeği sırasında çalınan müzik, hem aşçıya hem de kemancıya hakarettir.” – GK Chesterton
  8. “Müziğin olduğu yerde, kötülük barınmaz.” – Cervantes
  9. “Uçamıyorsam, izin ver şarkımı söyleyeyim.” – Stephen Sondheim
  10. “Tüm iyi müzikler zaten peruk ve eşyası olan insanlar tarafından yazılmıştır.” – Frank Zappa
  11. “Müzik yalnızca bizi rahatlatan ya da alıp götüren bir şey değil, bundan öte bir şey, bir ideoloji. Bir insanın ne tür müzik dinlediğine bak, nasıl biri olduğunu anlarsın.” -Paulo Coelho
  12. “Müzik kalbe güzel, şiirsel şeyler söylemenin İlahi bir yoludur.” – Pablo Casals
  13. “Her şey beni kanatlandırıp özgür hissettiriyor; sanırım bunun nedeni müzik.” – Lauren Oliver
  14. “Mutluluk, trajedi, dram veya hüzün; her müziğin derin bir öyküsü vardır; kültürü anlamak istiyorsan önce onun müzikal öyküsünü öğren.” B. Çiftçi
  15. “Müzisyen olmak için nasıl şair ruhlu olmak gerekiyorsa, büyük müzik eserlerini de şiirsiz, aşksız dinlemek ve anlamak mümkün müdür?” Balzac
  1. “Müzik insan ruhunu dalgalandıran okşayan ve ona ince zevkler tattıran üstün bir sanattır. -Hugo Riman
  2. “Mutluluktan şarkı söylemiyorum, şarkı söyleyerek mutlu oluyorum.” -Willam James
  3. “Çoğu insan, içindeki müzik kilitliyken ölür.” – Benjamin Disraeli
  4. “Müzik hayatın kasvetli gecesinde parlayan ay ışığıdır.” – Jean Paul Friedrich Richter
  5. “Seçtiğimiz müzik gerçekte kim olduğumuzu Müzik İle İlgili Sözlerle yansıtır.” -Jodi Picoult
  6. “Bir milleti tutsak etmek isterseniz müziğini çürütün.” -Confucius
  7. “Müzik; heyecanlı kalplerdeki kederi unutturur.” -Chateaubriand
  8. “Yaşamak, müzikal olmaktır ki, bu damarlarınızdaki kan akışının dansıdır. Yaşayan her şeyin bir ritmi vardır. Müziği hissediyor musun?” – Michael Jackson
  9. “Aşk, müziğe ayarlanmış dostluktur.” – Jackson Pollock
  10. “Müzik, sesler öldüğünde, bellekte titreşen şeydir.” – Percy Bysshe Shelley
  11. “Harika bir şarkı kalbini yüceltmeli, ruhunu ısıtmalı ve kendini iyi hissettirmelidir.” – Colbie Caillat
  12. “Kalpteki fazilet tohumları müzikle yeşerir. -Luther
  13. “Müziğini çalarken seni kimin dinlediğine aldırış etme.” – Robert Schumann
  14. “Müzik, benim kalemin surlarıdır.” – Edna St.Vincent Millay
  15. “Müzik sonsuzluğun anlatımıdır”. -Schelling
  16. “Müzik bize insan ırkının fark ettiğimizden daha büyük olduğunu öğreten şeydir.” – Napolyon Bonapart
  17. “Müzik olsaydın, seni durmadan dinlerdim ve ruhum aydınlanırdı.” – Anna Akhmatova
  18. “Alfabenin tek bir harfini yazmaktansa, 10.000 nota yazmayı tercih ederim.” – Ludwig van Beethoven
  19. Biliyor musun şarkılara neden parça deniyor; ihtiyaç duyduğunda bazıları eksik bir yanını tamamlamış oluyor.” -Duvar Yazısı
  20. “Müzik akışkan bir mimari, mimari ise donmuş bir müziktir.” -Goethe
  21. Müziğin asıl gücü; insanı, bestecisinin hayal dünyasına sürüklemesidir.” -Beethoven

Bestami Çiftçi / Kişisel Gelişim

Hayatımızın vazgeçilmez parçalarından birisi, müzik! Evet, çoğumuzun vazgeçilmezi olan müziğin insan hayatına olan etkileri düşündüğünüzden çok daha fazla. Günlük rutinimiz içerisinde aslında farkında olmadığımız müziğin bu etkileri hayatımızı, psikolojimizi, hatta fiziksel durumumuzu – evet, fiziksel durumumuz da müzikten etkileniyor – önemli ölçüde etkiliyor! Müziğin insan hayatına olan etkileri temelde psikolojik ve fiziksel olmak üzere ikiye ayrılıyor. Bilimsel olarak kanıtlanmış bu etkilere gelin birlikte daha yakından bakalım.

  • Pozitif Enerji Verir ve Stresi Büyük Ölçüde Azaltır

Özellikle son dönemde, tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisi nedeni ile daha çok karşımıza çıkan ve ruhsal çöküşlere sebep olan endişe, kaygı ve stres gibi kavramlardan uzaklaşma noktasında, müziğin etkisi göz ardı edilemeyecek ölçüde fazla. Ruhun gıdası olarak tanımlanan müzik, vücuttaki stres hormonu olan kortizol seviyesinde düşüşe ve dopamin hormonunda artışa neden olur.  Gerçekleştirilen bir çalışmada, müziğin ruh hali üzerinde pozitif yönde etkisi olduğu ortaya koymuştur. Ancak, aynı çalışma müzik türünün de bu noktada önemli olduğunu ortaya çıkarmıştır. Yine aynı çalışmaya göre klasik müziğin, kötü düşüncelerden sıyrılmaya, stresi azaltmaya yardımcı olduğu sonucuna varılmıştır. Eski Yunan mitolojisine kadar uzanan müzikle tedavinin tarihi, tıp tarihi kadar eskiye uzanmaktadır.  Neredeyse çoğu hastalığın ana nedeni olan stres ile başa çıkarken, sizlerin de mutlaka müziğe başvurmanızı tavsiye ederiz. 

  • Daha Rahat Uyumanıza Yardımcı Olur

Hemen hemen herkes, hayatının belirli bir döneminde uyku sorunu ile karşılaşmıştır. Çağımızda oldukça yaygınlaşan uykuya dalamama, uykusuzluk hissetme vb. sorunlar ile baş etme noktasında müziğe başvurabilirsiniz. Özellikle, tüm canlılar üzerinde sakinleştirici etkisi olan klasik müzik uykuya dalmanızı kolaylaştırır, uyku kalitenizi arttırır ve güne daha enerjik başlamanızı sağlar. Yapılan birçok araştırmada, katılımcılara uyku öncesi belirli süre klasik müzik dinlettirilmiştir. Bach, Mozart gibi müzikleri dinleyen katılımcıların, çok kısa bir sürede uyuduğu gözlemlenmiştir. Birçok tedavi yöntemi bulunmasına rağmen, klasik müzik dinlemenin etkili bir yöntem olduğu kanıtlanmıştır. 

  • Motivasyonu Arttırır

Müziğin bir diğer faydası ise motivasyonu artırmasıdır. Yapılan araştırmalara göre müzik motivasyonu ciddi oranda artırmakta ve bireyleri daha fazla çalışmaya teşvik etmektedir. Bunun yanı sıra verimlilikte ve üretkenlikte de artış olduğu kaydedilmiştir. Müziğin, yapmış olduğunuz iş ne olursa olsun, size eşlik etmesine izin verin. Aradaki farka şaşıracaksınız!

  • Beslenme Alışkanlıklarını Değiştirir, Bağışıklık Sistemini Güçlendirir

Müzik, yemek yeme alışkanlıklarınızda da son derece etkilidir. Yapılan bir çalışma bireylerin yumuşak ve sakin müziklerde daha keyifli ve az yediğini, buna karşın hareketli müziklerde hızlı ve daha çok yediğini ortaya koymuştur. Kilo ile ilgili sorun yaşayan bireyler, temposu düşük müzik eşliğinde yemek yiyerek, yemek yeme davranışını kontrol altına alabilmektedir. Bu doğrultuda tercihinizi klasik ya da caz müzikten yana yapabilirsiniz. Tüm bunlara ek olarak müzik bağışıklık sisteminde de önemli bir rol oynar. Hücreleri olumlu yönde etkileyen müzik bağışıklık sistemini güçlendirir. Yapılan araştırmalara göre, çok kısa süre bile olsa, müzik dinlerken mukoza sisteminde kritik değere sahip bir antikor olan immünoglobülin A’da bir artış olduğu gözlemlenmiştir.

  • Hafızayı Güçlendirir

Yapılan araştırmalara göre; müzik dinlemek hafızanın gelişmesinde ve öğrenmede pozitif yönde bir etkiye sahiptir. Bu etkiye çoğu kaynakta Mozart etkisi denir. Özellikle konsantrasyon gerektiren işlerde, klasik müzik dinlemek, söz konusu işe daha iyi odaklanmayı ve konuyu daha hızlı anlamayı sağlar. Kişiden kişiye ve tercih edilen müzik türüne göre bu durum değişkenlik gösterse de, yapılan araştırmalar müziğin hafıza ve öğrenmede büyük ölçüde etkili olduğu gerçeğini desteklemektedir. 

Birçok öğrenci, ders çalışmayı daha keyifli bir hale getirmek adına ders çalışırken müzik dinlemeyi tercih ederler. Ders çalışırken müzik dinlemek yalnızca işleri daha keyifli hale getirmekle kalmayıp, aynı zamanda beyni dinlendirerek, okunanları daha iyi anlamayı, dikkati daha iyi toplamayı sağlamaktadır. Ancak dikkat gerektiren ve sizler için önemli olan işleri yaparken, tercihinizin sakin ve daha dinlendirici türden müzikler olmasını tavsiye ederiz. Ders çalışırken coşkulu ve tempolu müzikler dinlemek, dikkatinizin dağılmasına neden olabilir.

Yalnızca müzik dinlemek değil, aynı zamanda bir enstrüman çalmanın da hayatımıza olan etkisi oldukça büyük. Enstrüman çalmak beynin her iki tarafının da çalışmasına yardımcı olmakta, bu durum da hafızayı ve öğrenmeyi güçlendirmektedir. Beynin sağ lobu müziği deneyimleme ve geliştirmeye çalışırken, sol lob ise notaları ezberleme ve hatırlamada doğru konumları bulmanız için daha verimli çalışacaktır. 

Müzik, hem psikolojik hem de fiziksel olarak sağlığınızı, refahınızı artırabilecek güçte bir yapıya sahiptir. Çoğumuzun yalnızca eğlence aracı olarak gördüğü müziğin hayatımıza inanılmaz etkileri mevcuttur. Siz de eğlenmenin yanı sıra, bu olumlu etkiler için, müziği hayatınızın ayrılmaz bir parçası haline getirmeyi unutmayın!

Sesçibaba

Çocuğun gelişiminde müziğin rolünü
Müziğin çocuğa kazandırdıklarını
Müziğin çocuk gelişiminde sağladığı avantajları
Müziğin akademik performans üzerine etkisi ile ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.
Müzik, merkezi sinir sistemi, konuşma, düşünme, öğrenme, beden kontrolü gibi merkezleri uyarmaktadır. Ve bu alanlar gibi birçok alanda gelişimleri destekler. Ayrıca çocukların bilişsel gelişimini, ses ve dil gelişimini, kendilerini ifade edebilmelerini, yaratıcılık becerilerini, soyut düşünmelerine de katkı sağlar.

Çocuklarda müzik yeteneği doğuştan başlar. Doğumundan itibaren çevreden duyduğu ses uyaranlarına tepki verir. Ayrıca çocuklar bu ses uyaranlarına tepki göstermede yetişkinler ile çok benzerlik gösterirler. Ağlamalar ve gülmeler ile çocuk kendi sesinin farkına varır, ses tonunu alçaltıp yükselterek mutluluğunu mutsuzluğunu gösterir. Çocukların kendilerini ifade edebilme ve iletişim kurabilmeleri için okul öncesi dönemde mutlaka müzik dinletilmelidir.

Müziğin Çocuklara Kazandırdıkları

Müzik, öncelikle okul ve okul öncesi dönemde çocuğa şarkı ve tekerlemeler yolu ile dil gelişimine katkı sağlar. Bunun yanında müzikal etkinlikler de çocuğun yaratıcılığına yaratıcılık katar. Araştırmaların sonucunda çocuğa dinletilmesi gereken müzikler genel olarak klasik müzik ve çocuk şarkıları olmalıdır. Çocuğun kelime dağarcığını olumsuz etkileyecek müziklerden kaçınılmalıdır.

Müzik eğitimi okuma yeteneğini arttıracaktır.

Yapılan araştırmalara göre müzik eğitimi alan öğrencilerin, almayan öğrencilere oranla daha hızlı ve hatasız okudukları açıklanmıştır. Notaları doğru seslendiren çocukların da harfleri doğru seslendirme oranın daha yüksek olduğu görülmüştür.

Motor becerileri gelişir

Çocuklar müziği duyduklarında, işitme, dokunma, ritm tutma, ses taklidi gibi birden fazla fonksiyonu aynı anda gelişir. Ayrıca bilişsel yeteneklerini de geliştiren bir faktördür. İlerleyen zamanlarda da müzikal yeteneğin ortaya çıkmasını ve o alanda daha kolay kavrayıp, ilerlemesini sağlayacaktır. Ayrıca seçilen müzik aletine göre özellikle ince motor becerileri gelişir.

Okulda daha iyi performans sağlar

Hayatında müzik ve müzik eğitimi olan çocuğun matematik ve dil alanında daha başarılı oldukları gözlemlenmiştir. Müzik aleti çalmak, düzenli olarak bu konuda çalısıyor olmak çocuğun hafızasını güçlendirir ve çalışma disiplinini pekiştirir. Müzik aleti çalmak sadece beyini uyarmakla kalmaz, çocuğun stres düzeyini de düşürür.

Dinleme alışkanlığı kazanırlar

Özellikle 3 yaş ve sonrasında dinleme ve sessiz kalma alışkanlığı kazanmasını sağlar.

Sosyalleşme

Özellikle grup ile yapılan eğitimler, çocuğun sosyalleşmesini sağladığı gibi sesi kullanmayı, uyum sağlamayı, denetlemeyi, grup içinde sesini kullanmasını öğretir.

Özgüveni geliştirir

Disiplin, adaptasyon, rahatlama, özgüven, sorumluluk duygusu gibi kişisel özellikleri geliştirir.

Konsantrasyon becerilerini destekler

Müzik beynin birden fazla alanını aktive ettiğinden dikkat süreleri ve dikkat becerileri artar. Bu çocukların uyaranları ayırt edebilme de diğer çocuklara göre daha başarılı oldukları araştırılmıştır.

Solunum yolları için

Şarkı söylerken solunum kontrolü ve sağlıklı akciğer gelişimi oluştuğu gibi zihin kas uyumu da olumlu etkilenir.

Beyin gelişimi

Erken müzik eğitimi, özellikle piyano dersleri çocukların beyinlerindeki işlem merkezlerini geliştirir.

Peki Müzik İlgisini Geliştirmek İçin Neler Yapılmalı?

Çocuğu müzikle tanıştırmak için öncelikle belirli program içinde hareket edilmelidir. Evde zaman zaman televizyon yerine müzik dinleme saatlari, konserlere çocuğu da götürmek, uyumadan önce klasik müzik tarzında şarkılar dinletmek rahat uyumasını sağlayacağı gibi müziğe ilgisini de arttıracaktır. Ayrıca bunları yaparken çocuğun hani müziğe yatkın olduğu, müzik kulağının olup olmadığı dikkat edilmelidir.

Bunun için anne baba çocuğa model olmalı, ilgisi doğrultusunda yönlendirmeli ve ilgi duyduğu müzik aletini çalması konusunda cesaretlendirmelidir.

Psikolog Serpil İLHAN


MÜZİK VE ÇOCUK: MÜZİĞİN FAYDALARI

Geçmişte yapılan birçok araştırma müziğin çocukların zihin gelişiminde büyük rol oynadığını vurgular, yakın dönemde yapılan araştırmalar ise müzik aleti çalmanın beyin gelişimine ve sinir sitemine faydasını ortaya koymuştur. Peki, müzisyen birinin beynindeki farklıklar neler? North Carlolina Müzik Araştırma Bölümü müzik eğitimi verdiği kişiler ile müzik aleti çalmayan kişileri karşılaştırmıştır. Araştırmasının sonucunda müzik yapanların beyinlerinin işitsel ve görsel kısımlarının aktivitesinde artış olduğunu kaydetmiştir. Müzik yapmayan kişilerin beyinde ise sadece işitsel veya sadece görsel kısımda aktivasyon olduğunu belirlenmiştir. Sonuç olarak müzik yapanların beyinlerinin iki alanında aktive olduğu kaydedilmiştir. Küçük yaş çocukların müzik ile ilgilenmelerinin akademik başarılarını da olumlu etkilediği bilinmektedir. Yaşları ilerledikçe de sorumluluk bilinçlerinin geliştiği ve edindikleri düzeni yaşamlarında devam ettirmektedirler. Çocuklara müziğin yararları:

  1. Müzik çocuğun konsantrasyon becerilerini destekler. Müzik beynin birden fazla alanını aktive ettiğinden, çocuğun dikkat becerilerinin gelişmesine ve pekişmesine yardımcı olur. Müzik ile ilgilenen çocukların işitsel becerilerinin ve işitsel dikkatlerinin daha iyi olduğu belirlenmiştir. Bu çocukların uyaranları ayırt etmede de diğer çocuklara göre daha başarılı oldukları söylenmektedir (örneğin sesli bir sınıfta öğretmenin söylediklerine odaklanabilmek).

2. Müzik çocuğun okuma ve yazma becerilerini geliştirir. Müzik ile ilgilenen çocukların işitsel becerilerinin diğer çocuklara göre daha gelişkin olduğu için sözel ifadeleri daha hızla gelişir. Müzik yaparken birçok farklı alana dikkat etmesi gerektiğinden, okuma ve yazma çocuğa daha kolay bir görev olarak gelmeye başlar.

3. Seçilen müzik aletine göre çocuğun motor becerileri, özellikle ince motor becerileri gelişir ve pekişir.Ayrıca parça içinde notları takip etme, ritimi sayma matematiksel becerileri de destekler.
4.Küçük yaşta çocuğun müzikle ilgilenmesi çalışma alışkanlığı için referans oluşturur. Yapılan bir çalışmada müzik ile ilgilenmeyen çocukların, müzikle ilgilenen çocuklara göre okul başarıları ortalamalarının daha düşük olduğunu belirlenmiştir. Küçük yaşta bir müzik aleti çalması ve düzenli olarak bu konuda çalışıyor olmak çocuğun hafızasını güçlendirir, dikkatini daha çabuk odaklamasına yardımcı olur ve çalışma disiplinini, pekiştirir. Ayrıca müzik ile çocuğun kendine güveni artabilir, liderlik özelliği, sorumluluk bilinci ve olumlu davranışlar pekiştirilebilir.

5. Bir müzik aleti çalmak çocuğun yaşam kalitesini olumlu yönde etkiler. Yakın dönemdeki çalışmalar, okul korosunda veya orkestrasında yer alan çocukların şu anki ve ileride yaşamlarında en düşük alkol ve sigara kullanımına sahip grup olduğunu belirtmiştir.

6.Müzik aleti çalmak sadece beyini uyarmakla kalmaz, çocuğun stres düzeyinde de düşüşe yardımcı olur. Müzik ile çocuk kendini ifade edebilir. Çaldığı parçadaki ritimler onu sakinleştirebilir. Yapılan araştırmalarda müzikteki ritimlerin kaygı bozukluklarında ve depresyonda etkili bir ek tedavi yöntemi olduğunu ortaya koymuştur.
7.Müzik aletini çalabilmek bir çok çocuğun bir orkestraya veya küçük bir guruba katılmasına yardımcı olur. Kendi özelliklerine yakın kişiler ile tanışmak, sosyal ilişkilerini kuvvetlendirmek içinde müzik iyi bir aracıdır.

Serkan Yılmaz / Öykü Sanat Merkezi

Okul Öncesi Dönemde Çocuk Gelişiminde Müziğin Önemi

Okul öncesi eğitimin oldukça arttığı günümüzde, eğitimin değişik dallarla desteklenmesi önem kazanmıştır. Hızla değişen ve gelişen dünyada bilginin ezberlenmesinin yerine öğrenmenin uygulamalarla gerçekleştirilmesi kabul görmektedir. Günümüz şartlarında bilim ve bilgiye, dolayısıyla eğitime duyulan gereksinim hızla artmaktadır. Sanat yoluyla çocuğu eğitme konusu, en ehemmiyetli eğitim yollarından biridir. 21. asırda ortaya çıkan eğitim anlayışındaki yeniliklerin, çocuk gelişimi ve eğitiminde kullanılan anlayış ve yollar konusundaki en önemli yansıması, sanat alanında görülmektedir.

Sanat eğitiminin en yaygın alanlarından biri olan müzik eğitimi, bu yeni anlayışın en natürel yansımasıdır. Tarih süresince pek çok filozof, eğitimci ve devlet adamı müziğin eğitimsel işlevine inanmış müziğin gelişmesine yardım ve hizmette bulunmuşlardır.

Eski Yunanda müzik; eğitimin dayandığı temellerden biri, zevk ve ruh terbiyesine yarayan bir araç olarak kabul edilmiş, müzik sanatı genel kültürün ana unsuru olarak devlet tarafından yardım görmüştür. Antik Yunanlılar müziğe bir terbiye, hatta ahlak eğitimi aracı gözü ile bakmışlardır. Yunan filozofları, müzik kelimesine bu sanatın hudutlarını aşan bir mana vermişlerdir.

Eflatun, müziği, eğitimin en ihtiyaç duyulan unsuru olarak görmüş vücuttan önce ruhun gelişmesini üstün tutmuş, eğitimde güzel sanatların kuvvetine inanmış ve ruhun güzelliklerle yükseleceğini belirtmiştir. Eflatun, müziği bir eğlence aracı değil, güzellik ve iyilik için eğitim aracı olarak kabul etmiştir.

Müziğin eğitimsel işlevleri müziğin ferdi, toplumsal, kültürel ve ekonomik işlevlerinin düzenli, sıhhatli, tutarlı, tesirli, randımanlı ve faydalı bir biçimde gerçekleşmesini ve gelişimini sağlayıcı tüm müziksel öğrenme-öğretme etkinliklerini, bu etkinliklere ait tasarılama, tertip etme ve örgütlenmeleri ve bütün bunlara ait yapı ve işleyişleri kapsar. Müzik özü bakımından eğitsel bir nitelik taşır. Herkes müzikle ilişkisinin biçimine, istikametine, kapsamına ve derecesine göre ondan bir şey alır, bir şey edinir, bir şey kazanır. Müziğin insan hayatındaki hemen hemen tüm işlevleri ancak eğitim (müzik eğitimi) sayesinde oluşur, değişir, gelişir ve yetkinleşir. Bu bakımdan müzikle ilişkili herkes, müziğin eğitimsel boyutuyla da az-çok ilişkilidir demektir

Okul öncesi dönemde verilen müzik eğitimi, çocuklara bir takım kavramların ve değerlerin kazandırılmasında oldukça etken bir yoldur. Bunları sırasıyla dile getirmek olasıdır.

1.Ruhsal Bakımdan: Okul öncesi müzik eğitimi, çocuğun psikolojik gelişiminde pozitif rol oynar. Müzik eğitimi yoluyla çocuklara, iyiyi, doğruyu ve güzeli kavratarak toplumsallaşması yolunda küçümsenmeyecek mesafeler alınabilir. Müzik eğitimi yoluyla tinsel bakımdan doyum sağlayan çocuk, hem sıhhatli bir ruhsal gelişim hem de tutarlı bir kişilik yapısı kazanma talihine kavuşmaktadır.

2.Kültürel Bakımdan: Müzik bir anlatım yoludur, anlatım ise dil ile gerçekleştirilir. Müziksel anlatım, ancak müzik diliyle ifade edilebilir. Müziğin, insanın ortak dili olması özelliğinden dolayı çocuğun kendi ülkesi ve başka ülkelerde yaşayan insan topluluklarını ve onların kültürlerini anlayarak global kültürün temelleri oluşturulur.

3.Sosyal Bakımdan: Okul öncesi dönemde müzik eğitimi, çocuğa diğer çocuklarla beraberce mutlu hayata alışkanlığını kazanmada yardımcı olur. Her çocuk çeşitli müzik etkinliklerinde bulunduğunda, gerek bizzat ve gerek sorumlu bir üye olarak yaptığı grup çalışmalarında, bu amaca doğru yönelecektir. Bunun neticesi olarak da çocuk sosyalleşecektir.

Çocukların toplumsal etkinliklere katılma deneyleri oldukça azdır. Müzikal etkinlikler, çocuğa toplumsal ve sosyal bir ortama sokarak ferdi, grup ve toplu iş yapmalarını sağlayacağından, toplumsal etkinliklere katılma deneyleri artacaktır.

4. Zeka Gelişimi ve Anlayışı İtibariyle: Okul öncesinde yapılacak müzik eğitimi, çocuğa hayatı idrak etme, açıklama, yaratıcılık ve düşünme sistemini geliştirme ve eğitme konularında tesirli olacaktır. Okul öncesinde verilecek zengin bir müzik eğitimi, çocukların müzik anlayışlarının ve kabiliyetlerin gelişmesine yardım edeceği gibi, karşılaşacakları problemlerin ve olayların nedenini anlamada kolaylık sağlayacağı kabul edilebilir bir faraziyedir. Müzik, sanat eğitiminin temel ögelerinden biri olup, zihinsel süreçlerin de bir ifadesidir.

Çocuklar, iç dünyalarında yaşadıklarını ara ara sözcüklerle anlatmada güçlük çektiklerinde müziği araç olarak kullanırlar. Müzik dinleyen çocuk, suskun olmayı, dikkatini yoğunlaştırmayı ve müzik dinleyenlere suskun kalarak itibar etmeyi, sesleri tanımayı ve ayırt etmeyi öğrenmektedir. Değişik vakitlerde dinlediği müzikleri anımsaması, dinlediği müzikte konu anlatıldığında konu ile müzik arasında neden-netice ilişkileri kurması, böylelikle bilişsel süreçlerin desteklenmesi sağlanmaktadır.

Müzik etkinlikleri çocuğun psikomotor gelişimini de etkilemektedir. Mesela, müzik aletleri kullanan bir çocuğun büyük ve küçük adale gelişimleri desteklenir. Enstrümanlar çocukların psikomotor gelişimlerinde ehemmiyetli olan koordinasyon, güç ve reaksiyon hızı gibi kavramların gelişimine yardımcı olmaktadır. Çocuğun müziğe, vücut hareketleriyle reaksiyon vermesi, müziğe uygun dans figürleri oluşturmaya çalışması, müziğe sesiyle eşlik ederek, sesini tanıması bilişsel ve psikomotor gelişimine katkı sağlamaktadır.

Yapılan bir takım araştırmalarda, müzik eğitimi ile yaratıcı zeka ve entelektüel görüşün gelişimi arasında paralellikler olduğu, olgunlaşmamış bir beynin müzik aktiviteleri ile zenginleştirildiğinde zeka kapasitesinin geliştiği bilimsel olarak ispat etmiştir.

Diğer bir çalışmada, 10 senelik bir periyotta, 25.000 öğrenci üzerinde, standart testlerin uygulaması ile yapılan ölçümlerde, sosyoekonomik orijini ne olursa olsun, müzikle uğraşan öğrencilerin, müzikle uğraşmayan öğrencilere göre daha başarılı oldukları ortaya çıkmıştır.

Bu görüşler doğrultusunda çocuğun bilhassa okul öncesi dönemde kabiliyetlerinin ortaya çıkarılması, öğretmenin Öğrenciyi çok iyi tanıması ve müzik-resim gibi sanat alanlarında kendini yetiştirmiş olması gerekmektedir.

RÖNESANS MÜZİK AKADEMİSİ

Müzik dinlemek insan davranışları arasında belki de en gizemli olanı. Tarih boyunca insan topluluklarının hepsinde görülen bir etkinlik olan müzik aynı zamanda farklı milletlerden ve kültürlerden insanlar için uluslararası bir iletişim dili. Ancak çoğu insan davranışının belirli bir işlevi varken, insanların neden müzik dinlediği sorusu henüz yanıtlanabilmiş değil.

Müziğin aynı zamanda duygularımız üzerinde de olağanüstü bir etkisi var. Peki, müzik neden mutlu ya da hüzünlü hissetmemize sebep olur?

Ses dalgaları kulağa ulaştığında farklı türde sinir hücrelerinin uyarılmasına sebep olur. Müzik dinlerken ruh halimizde ortaya çıkan değişikliklerin ve ritim tutma gibi davranışların sebebinin bu durum olduğu düşünülüyor. Araştırmalar müziğin beyinde duyguların ortaya çıktığı bölgelerin etkinleşmesine neden olduğunu gösteriyor. Müzik dinlemek ayrıca beyinde hafıza ve ödül mekanizmalarından sorumlu bölgelerin de uyarılmasına sebep oluyor.

Nature Reviews Neuroscience dergisinde yayımlanan araştırmada bilim insanları müziğin sadece duygusal durumumuzu etkilemediğini, müzik dinlemenin duygusal tepkiler (örneğin yüz ifadesinde değişiklik, ritim tutma, şarkı söyleme, ağlama gibi) vermemize de neden olduğunu belirledi.

Bir şarkının bizi hüzünlendirmesini belki sözlerine bağlayabilirsiniz. Ancak sadece melodiden oluşan şarkılar da bizi duygusal olarak etkileyebilir. Farklı tondaki seslerin dizilişleri duyduğumuz müziği duygusal olarak nasıl algıladığımızı belirler. Örneğin hüzünlü melodiler genellikle minör diziliyken, daha eğlenceli melodiler majör dizilidir. Araştırmalar beyinde duyguların ortaya çıkmasından sorumlu olan limbik sistemin, minör dizili melodileri dinlerken daha aktif olduğu gösteriyor. Bilim insanları konuşurken de benzer bir mekanizmanın etkin olduğunu, konuşma sırasında farklı frekanstaki seslerin birbirini takip etme sırasının konuşma tonumuzun öfkeli mi, mutlu mu ya da üzgün mü olduğunu belirlediğini söylüyor.

Fizikist

Bu yazıyı okumadan önce en son ne zaman müzik dinlediniz? Arabadayken, yemek yerken, alışverişteyken, bir yerde öylece otururken, günlük işleri yaparken veya uyumadan önce hayatınızın çoğu kısmında müzik aslında hep sizinledir. Müzik zihni boşaltan, harekete geçiren, anı güzelleştiren, duyguları yoğunlaştıran ve farklı dünyalara gitmeyi sağlayan, hayatın tümünü kaplayabilecek derecede önemli bir araçtır. Müzik bizde güzel duygular uyandırmasının yanı sıra, ruha hayat veren sihirli bir dokunuşa da sahiptir. Çünkü müziğin ritmi, kalp atışlarını düzenleyerek, o kişinin bedensel, ruhsal ve zihinsel açıdan sağlığa kavuşmasını sağlar (Khan, 1994).

Müziğin iyileştirici etkisi çok eski zamanlardan bu yana araştırma konusu olmuştur. Örneğin M.Ö.585-500 yılları arasında yaşayan Yunan filozofu ve matematikçisi Pythagoras, umutsuzluğa düşen veya çabuk öfkelenen hastaları, belirli melodilerle tedavi edebilme olanaklarını araştırmıştır (Özçelik, 2007). Günümüzde yapılan farklı araştırmalarda da müziğin ruhsal hastalıkların oluşumunda etkisi olan ve insanın duygusal durumunu düzenleyen serotonin, dopamin, adrenalin, testosteron gibi hormonları olumlu etkilediği; kan basıncı, solunum ritmi gibi fizyolojik işlevleri düzenlediği ve beyindeki oksijen ve kanlanmanın dengesini sağladığı gözlenmiştir (Brotons ve Koger 2000). Bu durumda müzik, zihin ve beden, duygular ve ruh arasındaki dengeyi sağlayan bir köprü olarak görülebilmektedir. Peki bu köprü olan müziğin sadece bir çeşiti mi vardır? Hayır. Müzik türlerine bakıldığında pop, rock, halk müziği, elektronik müzik, dini müzikler ve bunlara benzer çeşitlilikte türü bulunmaktadır. Yapılan araştırmalara göre pek çok çeşit müzik stres seviyesini azaltabilmektedir. Bu duruma örnek olarak, Marshall ve Tomcala’nın (1981) yaptığı deneye göre, caz, rock, dini, klasik müzik ve fon müziğinden oluşan parçalar deneklerin stres düzeylerinde aynı oranda azalma olduğunu göstermiştir.

Buna ek olarak, Ovayolu ve ark., (2006) göre kolonoskopi tedavisi gören hastaların anksiyete, ağrı gibi psikolojik rahatsızlıklarını gidermeye yönelik yaptıkları çalışmada müzikle terapi işlemine aldıkları hastaların kontrol grubundaki hastalara göre hastalıkları ile ilgili daha az ilaç talebinde bulunduklarını, anksiyete düzeylerinin daha az olduğunu, tedaviden memnuniyet düzeyinin daha fazla olduğunu ve son olarak ağrı şikâyetlerinin azaldığını tespit etmişlerdir. Müziğin insan ruhuna olan etkisi başka alanlarda da incelenecek olursa şu örnekler verilebilir: Eğitim ortamlarında ders aralarında, sağlık kuruluşlarında koridorlarda veya serbest zaman geçirme ortamlarında rahatlatıcı özelliği olan müzik türlerinin dinlenilmesinin verimliliği ve motivasyonu arttırmada fayda sağlayacağı görülebilmektedir. Bu örneklere bakıldığı zaman bedenin kendiliğinden geliştirdiği iyileştirme sisteminde müziğin gücü belirgin bir şekilde görülmektedir.

Sonuç olarak evrenin bir parçası olan insan, yaşamda mevcut olan her şeyi müzikte de bulabilmektedir. Bu yüzden insan yaşamının her alanında müzikten yararlanılmaktadır. Müziğin birçok tanımında olduğu gibi ruhun gıdası olduğu, insanı rahatlattığı, dinlendirdiği ve huzur verici etkilerinin olduğu görülmektedir. Müziği yalnızca eğlence aracı olarak düşünmek yerine, günlük yaşamınıza müziği katmanın bazı zihinsel faydaları olduğunun da bilincinde olmak gerekmektedir. Bunun sonucunda daha motive, mutlu ve rahat hissettiğinizi göreceksiniz. O zaman hayatınıza biraz da olsa müziği dahil etmeye ne dersiniz?

PSİKOLEKTİF

Müzik; insan ruhunun anlayabileceği yegâne dildir. -Bennet

Müzik duygularımızın en açık dilidir. Emil Zeig

Müzik, ruhu kelimelerden daha etkili binlerce şeyle doldurur.

Müzik insanlığın ortak dilidir. Henry Wadsvorth Longfellow

Müzik, ancak hissedebiliyorsam gerçektir. (Ray 2004)

Dijital müzik platformları bizim için ne derece önemli?

Geçmişi tarih öncesi çağlara dayanan, deniz, rüzgar, dalga, hayvanların sesinin taklitleriyle başlayan ve bunu yapabilmek için boş bir kütük ve deriden yararlanılan müziğin günümüzde geldiği alanlardan biri de kurumsallık.  Arz ve talebin piyasa şartlarında hala en önemli değişkenlerden olduğu pazarlama dünyası duygulara ve bilince yönelik strateji çalışmalarında inanılmaz bir yol kat etmeye devam ediyor. Gelinen son noktalardan biri de artık mevsime, saat aralıklarına, profil özelliklerine, bölgeye, mağaza büyüklüğüne, ürün tiplerine ve daha pek çok özelliğe göre markaların kendi kurumsal müzik listelerini oluşturmak ve mağazalarında yayınlamak. Ya da çalışanlarına cep telefonlarına indirebilecekleri müzikle ilgili aplikasyonlar sunmak.

Dijital dönüşümle birlikte git gide çok daha fazla detaylı hale gelen, hizmet ve yeni ürünler oluşturan bu durum insanlar için müziğin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne sermekte. Gelin bunu destekleyen birkaç gelişmenin detayına bakalım:

  • 2013 yılında kurulan Soundtrack Your Brand (SYB), geçmişte birçok yatırım aldı ve bu yatırımcılar arasında, müzik devi Spotify da yer alıyor. Tüm dünyada markalara lisanslı müzik hizmeti veren SYB geçen sene 22 milyon dolarlık bir yatırım daha aldı. (DSDER)
  • Facebook ve Universal Müzik Grup tarafından imzalanan bir anlaşmayla kullanıcılar artık Facebook, Instagram ve Oculus mecralarında oluşturdukları gönderilerde Universal Linsansı’na sahip müzikleri kullanabilecek. Ortaya çıkan bu durum, aynı zamanda Facebook’un Messenger dahil olmak üzere platformlar arası “müzik temelli ürünler” çıkarmasına da olanak sağlıyor.
  • Spotify tanıtım ve büyüme hedefleri için çok sert şartları olan bir anlaşma imzalayarak 1 milyar dolar borç aldı.
  • Müşterilerin yüzde 90’ı müzik çalan mağazaları tercih ediyor ve çevrelerine öneriyor. Yüzde 76’sı müzik sayesinde mağazalarda daha rahat hissederek alışveriş yaptıklarını belirtiyor. Yüzde 63’ü ise müzik çalınan mağazalarda daha fazla vakit ve para harcıyor.

Dijital müzik ve markalar arasında hızla gelişen ve daha da çok büyüyecek olan bu iş birliklerini düşündüğümüzde peki Türkiye’de;

  • Müziğe ilgi ne düzeyde?
  • Ne zaman, nerede, kaç saat müzik dinliyoruz?
  • Hangi tür müzikleri, nerelerden dinliyoruz?
  • Ve belki de en önemlisi
  • Neden müzik dinliyoruz? gibi soruları dikkate alıp, yanıtlarını bulmak üzere bir araştırma kurguladık.

ZENNA Araştırma ve Danışmanlık tarafından gerçekleştirilen Türkiye Dijital Dünya Halk Geneli nezdinde “Müzik Dinleme Alışkanlıkları” araştırması 18 yaş ve üzeri 1200 kişi ile 11-15 Ocak 2018 tarihleri arasında online görüşme yöntemi uygulanarak gerçekleştirildi.

Mutsuz insanların bile mutluluk kaynağı “müzik”

Geçen senenin aynı dönemine göre Türkiye halk genelinde mutsuzluk oranı yüzde 43’ten yüzde 20’ye gerilerken etrafındaki insanların mutsuz olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 60’dan yüzde 39’a gerilemiş durumda.

Araştırma kapsamında mutsuz olduğunu belirten insanların yüzde 71’i müziğin kendilerini mutlu ettiğini belirtiyorlar. Türkiye halk geneli nezdinde müzik ve mutluluk ilişkisi incelendiğinde ise halk genelinin sadece yüzde 5’inin müziğin kendilerine pozitif değer kattığına yönelik ifadelere katılmadığı görülüyor. Araştırma kapsamında Türkiye’de her 4 kişiden biri müziksiz yaşayamayacağını düşünüyor. Bu bölümün detayına baktığımızda 18-24 yaş grubu müziğin “mutlu etme” özelliğini diğer yaş gruplarına göre daha fazla ön plana çıkartırken, 45-65 yaş grubu “birleştirici” özelliğini ön plana çıkartıyor.

Müzik bizim için ne ifade ediyor?

%56 Müzik dinlemek beni mutlu eder

%45 Müzik ruhun gıdasıdır

%26 Müziksiz yaşayamam

%26 Hayatımın her anında müzik vardır

%21 Müzik inşaları birleştirir

%5 Hiçbiri

En çok zevk alınan aktiviteler “internet, müzik ve arkadaşlar”

Halk genelinin büyük çoğunluğu için zevk alarak gerçekleştirilen en önemli 3 aktivite; “İnternette gezinmek”, “Müzik dinlemek” ve “Arkadaş ya da yakınlarla vakit geçirmek” şeklinde baskın bir oranla öne çıkmaktadır.

Zevk alarak yaptığımız aktiviteler

İnternette gezinmek %85

Müzik dinlemek %82

Arkadaşlar ile vakit geçirmek %77

TV seyretmek %64

Spor yapmak %63

Sanatsal aktivitelere gitmek %60

Konsere gitmek %35

Enstruman çalmak  %16

Müzik cebimizde…

Türkiye halkının yüzde 80’i genelde cep telefonundan müzik dinlediğini belirtiyor. Bilgisayar, radyo, televizyon, mp3 çalardan müzik dinleme oranları cep telefonuna göre oldukça geride konumlanıyor.

Müzik dinlemek için tercih edilen araçlarda 18-24 ve 45 yaş üzeri halk geneli arasındaki en büyük farkın dijitalleşmeyle ilgili olduğu ve gençlerin 2000 senesi öncesinin gözdesi olan radyo, televizyon gibi araçlardan müzik dinleme alışkanlıklarının çok düşük olduğu fark ediliyor 18-24 yaş arası gençlerin müzik dinleme oranları, radyodan yüzde 27, televizyondan yüzde 33 iken 45 yaş üzeri halk geneli için bu oranlar radyo; yüzde 61 ve televizyon yüzde 53 şeklinde.

Hangi cihazlardan müzik dinliyoruz?

Cep telefonu %80

Bilgisayar %58

Radyo  %41

TV  %40

MP3 çalar  %18

Pikap  %2

Günde ortalama 1,5 saatimizi müzik dinleyerek geçiriyoruz…

Halk genelinin büyük çoğunluğu müziği genelde cep telefonundan dinlediğini belirtse de bilgisayar, televizyon, radyo gibi değişik araçlardan da müzik dinlediklerini belirtenler var.  18-24 yaş grubu içinse bu araçlar ve müzik dinlemek aynı cümlede pek yer alamamakta. Gençlerin müzik dinlemek için en çok tercih ettikleri araçları incelediğimizde, yüzde 70 ile cep telefonundan sonra gelen bilgisayarın bile yüzde 15 civarlarında kaldığını görüyoruz. Halk genelinin günde ortalama 1,5 saat müzik dinlediği sonucu ile karşılaştığımız araştırma sonuçlarını biraz daha detaylı incelediğimizde, halk geneli nezdinde 4 kişiden birinin 2-3 saat ve daha fazla müzik dinlediği görülüyor.

Müzik her an her yerde…

En fazla hangi saatler arasında müzik dinlemenin tercih edildiği incelendiğinde, öğleden sonra 14:00-24:00 arasının en fazla tercih edilen saat aralıkları olduğu görülüyor. Her ne kadar 24:00-06:00 arası en düşük müzik dinlenme saatleri olsa da özellikle 18-24 yaş arası gençler ve günde 3 saatten fazla müzik dinlediğini belirten insanların bu saatler arasında da müzik dinleme oranının diğer tüm yaş gruplarına göre daha yüksek olduğu görülüyor. Araştırma kapsamında yer almayan 15-17 yaş arası gençlerin internet penetrasyonu dikkate alındığında müziğin tüm ülkede sabaha kadar susmadığını söyleyebiliriz.

10 evden 7’inde sürekli müzik var..

Halk genelinin nerelerde müzik dinlediği incelendiğinde müziğin en yoğun dinlendiği saatlerle de paralel yanıtlarla karşılaşılıyor. En fazla müzik dinlenen yer yüzde 70’le ev olurken, yüzde 59 trafikte, yüzde 43 yürürken, yüzde 40 çalışırken şeklinde.

Hangi ortamlarda müzik dinliyoruz?

Evde  %70

Trafikte %59

Yürürken %43

Çalışırken %40

Sporda %33

Arkadaşlarla %12

Kurumsal müzik alanındaki potansiyel…

Halk genelinin yüzde 95’i için müziğin önemi ve mutluluk vermesi, cep telefonundan müzik dinleme alışkanlığının git gide artması ve özellikle 18-24 yaş grubunun hem dijital yaşam hem müziğin hayatlarındaki yerine yönelik yanıtları dikkate alındığında şu anda yüzde 40 olarak belirtilen çalışırken müzik dinleme yanıtının önümüzdeki senelerde çok ciddi yükseleceğini ön görebiliriz. Bu durum özellikle kurumsal müzik alanını ve çalışanlar için telefonlarına indirilen kurumsal müzik aplikasyonlarının git gide daha fazla önemli olacağının da sinyalini veriyor

18’de olsak 65’te pop müzik ortak zevkimiz…

Türkiye halk geneli nezdinde en fazla dinlenen müzik türünün yüzde 75 ile pop müzik olduğu görülüyor.

Türkü ve arabesk müzik erkekler nezdinde daha fazla dinlenirken, klasik müzik ve caz kadınlarda daha fazla tercih ediliyor. Araştırmanın alt kırılımlarına baktığımızda Türk sanat müziğinin dinlenme tercihinde yaş ilerledikçe tercih edilme oranının da doğru orantılı biçimde arttığı dikkat çekiyor.

Dinlediğimiz müzik türleri

Pop %75

Türkü %53

Türk Sanat Müziği %48

Rock %40

Klasik müzik %38

Arabesk %34

Caz %21

R&B %16

Hip hop  %16

Blues %13

Diğer %3

YouTube’dan müzik dinliyoruz..

Türkiye halk geneli nezdinde müzik dinlemek için en fazla tercih edilen dijital platform çok güçlü bir oranla YouTube olarak öne çıkıyor. YouTube’ı Spotify, Fizy, dijital radyo kanalları ve Google Play Music takip etse de YouTube’a göre henüz oldukça düşük oranda tercih edildikleri görülüyor. 18-34 yaş arası gençler nezdinde Spotify diğer yaş gruplarına göre çok daha yüksek oranda tercih edilirken, 45-65 yaş arası kişiler nezdinde de dijital radyo kanallarının ön plana çıkması dikkat çekiyor. Müzik dinlemek için tercih edilen genel müzik platformlarında elde ettiği yüzde 82’lik tercih oranına göre düşüş gösterse de “en yoğun kullanılan dijital müzik servisleri” içerisinde YouTube oranı yine en yüksek oranla diğer seçeneklerden ayrışıyor.

Kullandığımız dijital müzik servisleri

YouTube %82

Spotify %26

Fizy %24

Dijital radyolar %22

Google Play Music %20

Dailymotion %16

Apple Music %14

Deezer %7

Muud %4

Soundcloud %4

Radyo sadece müzik için tercih edilmiyor…

Tercih edilme nedeni en fazla müzik dinlemek amacıyla da olsa, haberleri takip etmek için de en fazla tercih edilen iletişim kaynakları arasında radyo yer alıyor. Radyo dinleme tercihleri arasında kadınlar ve erkekler arasındaki en önemli tercih farkı “sohbet programları” tercihinde dikkat çekmekte. Sohbet programları erkeklerin %23’ü tarafından dinlenirken, kadınlarda bu oran %33’e çıkıyor. Son senelerde daha az radyo dinliyoruz denilse de, 3 erkekten biri son yıllarda daha fazla radyo dinlediğini belirtiyor.

Radyo dinleme alışkanlıkları

Müzik dinlemek %90

Haberleri takip etmek %61

Yol durumu bilgisi almak  %30

Sohbet programları dinlemek  %28

Her 4 kişiden sadece biri dijital müzik servisleri için aylık ödeme yapıyor!

Araştırmaya göre 4 kişiden 3’ü kullandığı dijital müzik servislerine aylık para ödemediğini belirtmekte. Bu hizmete aylık para ödeme eğilimi gösteren grupların, günde 2-3 saat ve daha fazla süre müzik dinleyenler ile 25-34 yaş arası grupta yer alan kişiler olduğunu görüyoruz.

  • 18-24 yaş grubunun öğrenci ya da işe yeni başlayanlar olduğu,
  • 25-34 yaş grubunda ödeme eğilimin arttığı
  • Spotify dinleme oranının 18-35 yaş arası grupta diğer yaşlara göre ciddi oranda yüksek olduğu

dikkate alındığında önümüzdeki senelerde dijital müzik servislerinin oluşturduğu sektörde ciddi rekabet oluşacağını tahmin etmek çok da zor değil.

Müzik dinleyen her 10 kişiden 7’si kulaklık kullanıyor

Evde, işte, trafikte, yürürken her yerde ve günün her anında müzik dinlediğini belirten halk genelinin müzik dinlerken genelde kulaklık kullandığı görülmekte. 10 kişiden 7’si müzik dinlerken kulaklık kullandığını belirtiyor. Kulaklık kullanma eğiliminin 35 yaş ve üzeri yaşta düşmeye başladığı dikkat çekmekte. Kulaklıkla müzik dinlemek tahmin edileceği üzere 18-24 yaş grubu arasında çok popüler. Kulaklık tercihini etkileyen en önemli 2 özellik ses kalitesi ve kulak içi olması şeklinde öne çıkıyor. Marka tercihi üçüncü sırada gelse de tercihi etkilemedeki oranı %32 ile ilk 2 özelliğe göre çok daha geride konumlanıyor.

Kulaklık tercihlerinde öne çıkan etkenler

Ses kalitesi %65

Kulak içi olması %58

Markası %32

Fiyatı %27

Kablosuz olması %18

Gürültü önleyici özelliğinin bulunması %18

Digital Age

Müzik dinlemek daha az atıştırmalık yemenizi sağlayabilir. İngiltere’de yapılan bir araştırma, müziğin beslenme alışkanlığı üzerindeki etkisini ortaya koydu. Stresli olduğunda sevdiği müzikleri dinleyen katılımcıların, diğerlerine oranla daha az atıştırmalık yediği gözlemlendi. Uzmanlar, sevilen müziği dinlemenin serotonin ve dopamin düzeyini artırarak daha az yemeye yardımcı olabileceğini söylüyor.

Herkesin stresle başa çıkma yöntemi başka. Kimi üzgün olduğunda abur cubura yöneliyor, kiminin tercihi ise çikolatadan yana. Şimdi, elinizdeki çikolatayı bırakın ve favori müzik listenizi açın. Zira stresli olduğunuzda sevdiğiniz müziği dinlemek, sizi en az çikolata yemek kadar mutlu edebiliyor. Müziğin insan beyninde yarattığı etkiden yola çıkıldı ve beslenme üzerindeki etkisi araştırıldı. İngiltere’de yapılan araştırmaya göre, mutsuz olduğunuzda sevdiğiniz müzikleri dinlemek aşırı yemek yemekten kaçınmanın bir yolu olabilir.

Uzmanlara göre mutlu hissetmek daha az yemeye yardımcı oluyor

120 kadınla yapılan çalışmada, bütün katılımcıların yaşadıkları üzücü bir olayı anımsamaları istendi. Ardından bir kısmına sevdikleri türde müzik dinletildi. Müzik dinletilmeyen katılımcıların, kendilerini yatıştırmak için diğerlerine göre iki kat daha fazla atıştırmalık yediği gözlemlendi. Kişi stresliyken sevdiği müziği dinlediğinde serotonin ve dopamin seviyesi artıyor.

Mutluluk hormonlarındaki artışın müzikle sağlanmasının ise daha az yemeye yardımcı olabileceğine dikkat çekiliyor.

TRT HABER

Müzik; heyecanlı kalplerdeki kederi unutturur. -Chateaubriand

Müzik mağrur, sağı solu belirsiz bir kadın gibidir. Ona hak ettiği zamanı ve ilgiyi verirseniz sizin olur. Ama onu hiç sayarsanız gün gelir çağrınıza cevap vermez. Patrick Rothfuss

Bence müzik, kendi başına bir ilaç ve hangi kültürden olursak olalım insanlığın kendini anlatabilmesinin en iyi yoludur. Billy Joel

Kardiyovasküler Hastalıklarda Müzik ile Terapi

Kalp ve damar hastalıkları dünyada en yaygın hastalıklardandır ve kardiyovasküler hastalıklar en yaygın ölüm sebeplerinden olmayı sürdürmektedir. Kalp yetersizliği problemleri hızla büyümektedir, nedenlerin en önemlisi koroner arter hastalığıdır. Hipertansiyon kardiyovasküler hastalıklardaki çekinceli durumları arttırmak yanında ek kardiyovasküler hastalıklara da risk zemini hazırlamaktadır. Bazı obstrüktif uyku apnesi hastalarında önemli derecede pulmoner hipertansiyon da görülebilmektedir. Kardiyak rehabilitasyondaki standart programların yanında müzik ile terapi sayesinde tamamlayıcı tıp desteği alan hastalarda depresyon ve anksiyetenin azaldığı gözlemlenmiştir. Müzik sağlığımız üzerinde hem psikolojik hem de fizyolojik güçlü bir etki sağlamaktadır. Müzik, hastaların fiziksel, duygusal, bilişsel, sosyal ihtiyaçlarını karşılamada terapötik ilişki içinde sistematik şekilde müzik terapisti tarafından kullanılır. Yapılan araştırmalarda müzik terapinin hastaların duygusal durumunu düzenleyen serotonin, dopamin, adrenalin, testosteron gibi hormonları olumlu etkilediği; kan basıncı, solunum ritmi gibi fizyolojik işlevleri düzenlediği; beyindeki oksijen ve kanlanmanın dengesini sağladığı; anksiyete düzeyini, ağrı seviyesini ve analjezik kullanım miktarını azalttığı; uyku bozukluklarındaki olumlu etkisi gözlenmiştir. Bu makalede kardiyovasküler hastalıklarda müzik ile terapinin fizyolojik, psikolojik, davranışsal durumlara etkileri vurgulanmaya çalışılmıştır.

Müzik ile terapi, hastayı ihtiyaçları doğrultusunda beden-zihin-ruh bütünselliği içerisinde ele alan, kanıta dayalı olarak tedavi sürecini kolaylaştıran, hastanın sıkıntılarını gidermeye yönelik yolda, terapötik ilişki içinde müziğin tüm yönlerinin ve araçlarının bir sistem dahilinde profesyoneller tarafından kullanıldığı uzmanlık dalıdır. Eski çağlardan beri tedavi yöntemlerinin içinde yer alarak olumlu etkileri olduğu görülmüştür. Türk-İslam medeniyetinde de müzikle tedavi merkezleri kurulmuş ve hastalara ilaç tedavilerinin yanında müzikle de tedavi yapılmıştır. Depresyon stres hormonları düzeyini yükselterek kalp hızında artışa neden olur, solunum hızları ve oksijen gereksinimleri dengesi bozulur ve kalp krizi riski artar. Ayrıca uyku durumunda da düzensizlikler ve ağrı algısında rahatsızlıklar yaratmaktadır. Yapılan araştırmalarda müziğin sinir ve endokrin sisteminde olumlu etkileri yaratarak beden-zihin-ruh üzerindeki dengeyi sağladığı gözlemlenmiştir. Bu derlemede kısaca Türk İslam medeniyetlerindeki müzikle tedavi merkezleri, psikoloji ve sağlık ilişkisi, müzik ile terapinin stres, depresyon, koroner hastalıklar, hipertansiyon, ağrı, uyku bozukluklarının kardiyak fizyoloji sürecine etkisi, ameliyat öncesi ve sonrasındaki ruhsal ve fiziksel tepkilere etkisi, kardiyak rehabilitasyon ve müzik ile terapi konuları yer almaktadır.

TÜRK-İSLAM MEDENİYETİNDE MÜZİKLE TEDAVİ MERKEZLERİ

Selçuklu Türkleri, İslam aleminin pek çok kentinde Bimarhaneler, maristanlar ve darüşşüfalar kurmuşlardır. Musiki ile tedavi İslam aleminde öteden beri bilinen bir husustur. 707 senesinden 1616 senesine kadar Emevi, Abbasi, Selçuklu, Memluklu; İlhanlı, Timur, Akkoyunlu ve Osmanlı Devirlerinde Hindistan’dan İspanya’ya kadar uzanan sahada kurulan Türk-İslam hastaneleri, hastalıkların tedavisinde bugünkü anlamıyla ilk klinik müesseseler olarak dünya hastaneciliğinin gelişmesine öncülük ettikleri söylenebilir. Nureddin Hastanesi (1154-Şam) dünyanın ve Türklerin en eski Tıp Fakültesi, Fatih Darüşşifası (1470-İstanbul), Edirne Darüşşifası (1484), Yıldırım Bayezıd Hastanesi (1390-94, Bursa) Yukarıda adı geçen hastanelerden başka Sivas İzzeddin Keykavus Darüşşifası (1217-1218), Divriği’de Turan Melik Şifahanesi (1228), Kayseri’de 1204’de Gıyaseddin Keyhusrev ile kız kardeşi Gevher Nesibe Hatun’un yan yana yaptırdıkları tıp medresesi hastane kompleksi, Selçuklular’ın son döneminde Amasya’da kurulan Amasya Darüşşifası (1309), Süleymaniye Külliyesinde Şifahane ve tıp medresesi (1550-1557), Atik Valide Hastanesi (1538-1587, İstanbul)(2). Bunlar ve adını sayamadığımız tıp merkezlerinde IX. yüzyıldan XVIII. yüzyıla kadar yaklaşık 900 yıl Türk hekimler tarafından müzikle tedavi, birçok farklı hastalıklara uygulanmış.

PSİKOLOJİ ve SAĞLIK İLİŞKİSİ

Psikoloji ve fizyoloji arasındaki etkileşim değerlendirilmesi örneğin; stres yaşantısı değerlendirme, baş etme ve sosyal destek ile ilgilidir. Stres fizyolojik değişikliklere yol açar; bu da hastalığı tetikleyebilir ya da arttırabilir. Ağrı algısı kaygı ile şiddetlenebilir ve dikkati dağıtma ile azalabilir. Stresi azaltmak başka bir kalp krizi ihtimalini azaltabilir.

MÜZİĞİN TERAPİ FAKTÖRÜ

Müzik gerçek ruh halini yükseltip doruk noktasına getirebildiği gibi, onu silip giderebilmektedir. Dolayısıyla müzik, kişinin bunalımlarını, kaygılarını, çağın gerilimlerini yansıtabilir ya da kişinin kaygılarının giderilmesinde sağaltma işlevini görebilir. İşte müziğin bu özellikleri terapi faktörü olmaktadır. Müzikle terapi, insanın karşılaştığı çeşitli psikolojik güçlükler, somatik (bedensel), psikosomatik (ruhsal ve bedensel sorunlarla ve nörotik hastalıklarla duyumsal bir yaklaşımla ilgilenir.

STRES HASTALIĞA NASIL YOL AÇAR?

Fizyolojik, davranışsal ve psikolojik faktörlerin uzun süreli etkileşiminden dolayı stresin hastalıklara yol açtığı ileri sürülmektedir. Stres hem katekolamin üretimi yoluyla sempatik sistem aktivasyonunda (örn. kalp atışı, terleme ve kan basıncı) hem de kortisol üretimi yoluyla hipotalamus-hipofiz bezi-adrenokortikal (HHA) aktivasyonu ile vücutta değişikliklere yol açmaktadır. Bu değişiklikler ise sağlık ve hastalıkların ortaya çıkışını direkt olarak etkilemektedir.

MÜZİĞİN TEDAVİ EDİCİ GÜCÜ

Ritm ve tonun doğru oranlarda ayarlanmasıyla, kişinin hastalıklardan kurtulma şansı da yükselir. Müziği tedavi amacıyla kullanabilmemiz için, vücudun ve ruhun ne istediğini çok iyi bilmemiz gerekir. Örneğin vücutta hangi maddenin azaldığını veya hastalık anındaki zihinsel durumu dikkatlice takip etmek önemlidir. Aslında bedenimizde ortaya çıkan hastalık, zihnimizde yarattığımız bu hastalığın bir gölgesidir. Bu gölge ya da yansımayı yok edebilecek tek güç ise müziktir.

STRES ve KORONER KALP HASTALIĞI

İnsan ister bedensel, ister psikolojik bir tehdit karşısında kalsın, buna sonuç olarak kalp-damar sistemiyle cevap verir. Bu sırada bedenin bütün temposu değişir. Nabız hızlanır, kan basıncı yükselir, eller serinler, kan beden yüzeyinden içeri çekilir vb. 1628’de W. Harvey, her tür duygunun kalbe uzanan etkileri olduğunu yazmıştır. 18.yy.’da yaşayan İngiliz hekimlerinden Heberden, Parry ve Hunter da duygusal hayatın angina pectoris’i etkilediğini fark etmişlerdir.

KALP HASTALIKLARININ NEDEN OLDUĞU STRES ve DEPRESYON

Bireylerin kalp hastası olduklarını öğrendiklerinde strese girdikleri kesindir. Hastalığın etkilerinden korkmak, olası maddi ve yaşam tarzı değişiklikleri konusunda kaygılanmak, ölüm korkusu ya da başkalarına muhtaç olmaktan korkmak da çok can sıkıcıdır. Hastaların bir kalp krizinden ya da kalp ameliyatından sonra depresyona girmeleri çok sık rastlanan bir şeydir. Ruh halinde değişiklikler, enerji kaybı, iştahsızlık ve uyku düzeninde bozukluklar depresyonun en sık rastlanan semptomlarıdır. Bazı olgularda semptomlar, özellikle de bir kalp ameliyatı ya da kalp krizinden sonraki 30 ile 120 gün arasında değişebilen süre içinde daha şiddetli olabilir.

Duygular gerçekten de hastalıkları etkiler mi?

Stres ve öfkenin, hastalık ortaya çıktıktan sonra da hastalığın ilerlemesine yol açtığı belirlenmiştir. Bu konuda yapılan değişik çalışmalar koroner arter hastalarında stres döneminde anjina semptomları gösterdiklerini ve bu dönemlerde kalp krizi geçirme olasılıklarının daha yüksek olduğunu kanıtlamıştır. Aynı şekilde, konjestif kalp yetmezliği olanların stresli dönemlerdeki semptomlarında ciddi derecede artış görülmektedir. Depresyonla, hem koroner hastalığının, hem de konjestif kalp yetmezliğinin arasında yakın bir ilişki olduğu düşünülmektedir(8). Açık kalp ameliyatı geçiren hastaların iyileşmesi çoğu kez, hayatlarının kaynağı olan kalpleri tarafından kendilerini terkedilmiş hissetmeleri, bu nedenle de duygusal bakımdan ve bedenen kolay incinebilir olarak kalmaları yüzünden engellenmektedir.

STRESLE MÜCADELEDE MÜZİĞİN ETKİLERİ

Eğer stres kronikleşirse vücuttaki tüm sistemlerin çalışmasını da etkileyebilir. Müziğin, hastanın subjektif sağlık durumunu da düzelttiği ve hipertansif (yüksek tansiyon) bir hasta için çok önemli olan iç dengesini düzenleyerek hastanın kendine olan güvenini de arttırdığı söylenebilir. Hastalık, psikolojik stres şeklinde karşımıza çıkar. İşte bu evrelerde müziğin devreye girmesi, stresin ortaya çıkardığı sonuçları azaltmada yararlı olur. Müzik, beynin serotonin düzeyine etki ederek azalmanın neden olduğu ‘‘affectif’’ agresyon (saldırgan duygu) artışının yol açtığı depresyonu ortadan kaldırabilir.

KORONER CERRAHİ OPERASYONU SONRASI HİPERTANSİYON

Hipertansiyonun baskılanmış duygulara karşı bir tepki, bir uyum ve savunma mekanizması olduğu kabul edilmektedir. Kan basıncı yüksek olan kişilerde kalp yetmezliği, serebrovasküler hastalık, periferik arter hastalığı, renal yetmezlik ve artrial fibrilasyon için risk faktörü olduğu birçok çalışmayla gösterilmiştir. Hipertansiyon görülen olguların yarısından fazlasında sol ana koroner arter obstrüksiyonu vardır. Bu komplikasyon kalp yetmezliğini, çeşitli aritmileri ve öldürücü kanamaları davet edebilir.

MÜZİĞİN ETKİSİ

Müzik kalp atışını, nabız ve kan basıncını etkiler. İnsan kalbi sese ve müziğe göre ayarlanmıştır. Nabız, müzikle ilgili frekans, tempo ve yükseklik gibi niteliklere karşı gelir ve sesin ritmine ayak uydurmak için hızlanır ya da yavaşlar. Nefes alışveriş hızı gibi, daha düşük bir kalp atışı daha az fiziksel gerilim ve stres yaratır, bedenin kendi kendini iyileştirmesine yardımcı olur. Müzik doğal bir kalp atış düzenleyicisidir. Yaşayan her şey gibi müziğin de bir nabzı vardır. Müziğin nabzı dinleyenin nabzını belirler.

MÜZİĞE FİZİKSEL TEPKİLER

Müziğin başlangıçtaki etkisinin fiziksel olması nedeni ile müziksel vurumlar karşısındaki fizyolojik cevapları ölçebilmekte veya miktarını tayin edebilmekteyiz. Almanya’da 1880 yılında Rus doktor Dogiel tarafından yapılan uygulamada, duyu organlarının uyarımı sırasında kan dolaşımının değişimi incelendi. Dogiel uygulama yapılacak birey için Cosso’nun pletizmoğraf (venografi, toplardamar grafisi) denilen cihazını kullandı. Çıkan sesin yüksekliğine, şiddetine, perdesine ve aynı zamanda çalgının çeşidine göre kan dolaşımında değişiklikler gördü. Bazı bilimsel aletlerin kardiyak ve solunum sistemi faaliyetleri ölçebilmesinden beri bazı fizikçiler solunum sistemi veya kalp üzerindeki seçilmiş müziğin etkilerini araştırmakta başarılı olmuşlardır. Douglas Ellis ve Gilbert Brighouse müzik tarafından üretilen kalp atım oranlarında değişiklikler hususunda çeşitli deneyler yürütmüşlerdir.

AĞRI NEDİR?

Acı; ağrı, korku, tedirginlik, stres, sevilen bir kişinin yitirilmesi ve diğer psikolojik durumlara karşı beynin verdiği bir yanıttır. Kişinin fiziksel ve psikolojik bütünlüğünün, benliğinin tehdit altında olmasına bağlıdır. Bu anlamda ağrı da bir acıdır. Ağrılı hastada ağrıdan kaçma, kurtulma, bağırma, ağlama biçiminde seyreden, ağrının uzun bir döneme yayılması yani kronikleşmesi ile psikolojik dengeyi de etkileyen, hastada tedirginliğe, umutsuzluğa ve depresyona yol açan duysal boyutudur. Korku, yalnızlık, uykusuzluk, üzüntü, depresyon gibi durumlar ağrı eşiğini düşürür. Endişe, korku ve stres, çaresizlik, uykusuzluk, iştah kaybı ve hareketsizliğe; bu da ağrı eşiğinin düşmesine yol açar. Ağrının yanı sıra öfke, depresyon, bürokratik engeller, sosyal ilişkilerde azalma ya da tümüyle kaybolma, arkadaşların artık eskisi kadar aramaması, iş ve prestij kaybı, kronik yorgunluk, çaresizlik, tedirginlik, ağrı korkusunun gittikçe artması, ailevi kaygılar, ölüm korkusu ve maddi sorunlar ağrıyı daha da arttırır.

Stres

Ağrı vücutta stres yanıt adını verdiğimiz kimyasal, elektriksel değişikliklere yol açtığı gibi insanın düşünce biçimini de değiştirir ve başlı başına bir hastalık haline gelir. Strese bağlı olarak kan basıncı yükselir, oksijen tüketimi artar, immün sistem harekete geçer. Ancak stresin devam etmesi halinde başta hipotalamus olmak üzere beyin hücreleri yani nöronlara aşırı yüklenme başlar. İmmün sistem zayıflar, başka hastalıklar baş gösterir. Kalp, böbrek ve diğer organların hastalıkları için risk faktörü oluşturur.

AĞRI TEDAVİSİNDE MÜZİK

Ağrı yönetiminde müzik dinleme, anestetik ve analjezik ilaçların etkisini arttırır, anestezi olmadan ağrıya karşı duyarsızlaşmayı sağlar, ağrıyı azaltır ya da kontrol eder, ağrıyla ilişkili kaygıyı düşürür. Ağrı, kişinin duygulanımını olumsuz etkilemekte, uyku kalitesini bozmakta, fiziksel işlev bozukluğuna da neden olarak yaşam kalitesini düşürmektedir. Bazı hastalarda ağrı kesici ilaçların kullanılmasına rağmen ağrıda kayda değer bir rahatlama sağlanamamaktadır. Bu noktada müzikle tedavi, ağrı hafifletilmesinde önemli bir tedavi modalitesi olarak görülmüş ve birçok ağrı tipinde deneysel olarak kullanılmıştır. 2006 yılında yayımlanan bir meta-analizde ağrı tedavisinde müziğin kullanıldığı toplam 51 bilimsel araştırma saptanmış, bu çalışmalarda toplam 1867 hastada ağrıyı azaltmak için müzik kullanılmıştır. Bu analize göre müzik, ağrı şiddetini ve hastanın ihtiyaç duyduğu ağrı kesici miktarını azaltmaktadır. Ağrı tedavisinde müziğin kullanılması, güvenilirlikli ve ucuz oluşunun yanı sıra yan etkisinin olmaması gibi avantajlara sahiptir. Ağrı şiddetindeki azalma bakımından incelendiğinde 0 ile 10 arasında değerlendirmenin yapıldığı bir ölçekte müzik tedavisi uygulananlarda, uygulanmayanlara göre ortalama 0.4 birimlik bir azalma bildirilmiştir. Ameliyat sonrası ağrılarda, ağrı şiddetindeki ortalama azalma 0.9 birime kadar çıkmaktadır. Ayrıca ameliyat sonrasında ağrı kesici olarak kullanılan morfin dozundaki ihtiyacı ilk 24 saat içinde yüzde 30-50 oranında azaltmaktadır. Bu çalışma, ameliyat geçiren hastalarda ağrı kesicilere ihtiyacın, müzik uygulamasıyla azaltılabileceği yönünde önemli kanıtlar sunmaktadır.

AMELİYAT OLACAK OLAN KİŞİLERİN RUHSAL DURUMU

Operasyon uygulanacak hastalarda genelde iki gün önceden anksiyete başlar. Korku, çaresizlik, endişe hisleriyle beraber anksiyete operasyon odasında daha da artar. Ameliyat olacak olan kişiler genellikle ambivalan duygular içindedirler. Bir taraftan kendilerini rahatsız eden hastalıklarından kurtulma umudu, diğer taraftan bedeni üzerindeki kontrolünün kaybı, ölme korkusu, anestezi korkusu, doku kaybı korkusu yaşanmaktadır. Cerrahi girişimin söz konusu olduğunun hastaya bildirilmesi dahi kişinin kendini bir fiziksel tehdit altında hissetmesine neden olabilmektedir.

AMELİYATTAN SONRA ORTAYA ÇIKABİLECEK RUHSAL DURUMLAR

Daha önce psikiyatri hastalığı olmayan kişilerde ortaya çıkan ilk ruhsal tepki delirium olmaktadır. Duygusal labilite, halüsinasyon ve ilüzyonlar, impulsif ve saldırgan davranışlar görülür. Delirium herhangi bir nedenle hastanede yatan hastalarda %10, yoğun bakım hastalarında %30 oranında gözlenmektedir. Ameliyat sonrası hastalarda görülen diğer psikiyatrik sorunları anksiyete bozuklukları, depresyon, somatizasyon ve psikotik tablolar olarak görebiliriz.

MÜZİĞİN ETKİSİ

Müzikle gevşemede müzik dinleme stres ve gerginliği azaltır, karşı şartlandırma kaygısını azaltır, bedenin gevşemesine yardım eder, değişik bilinç durumlarına girmeye olanak sağlar. Merkezi Almanya’da bulunan Uluslararası Tıpta Müzik Kullanma Birliği’nin idari müdürü olan Doç. Dr. Ralph Spintge müziğin ameliyattan önceki, ameliyat sırasındaki ve ameliyat sonrasındaki etkilerini yaklaşık 97.000 hasta üzerinde araştırdı. Hastaların yüzde 97’si nekahat döneminde müziğin gevşemelerine yardımcı olduğunu bildirdi. Pek çoğu da buna ek olarak ameliyattan önce daha az narkoza ihtiyaç duyduklarını söyledi. Ameliyattan günlerce önce müzik dinlemek ve bu müzikleri yoğun bakım odasında tekrar duymak hastaların ameliyat sonrası sıkıntılarını azaltıyordu. Perioperatif dönem olarak adlandırılan girişimden hemen öncesini ve sonrasını kapsayan dönem hasta için sadece fiziksel anlamda travmatik değil aynı zamanda psikolojik açıdan da travmatiktir. Perioperatif dönemde farmakolojik olmayan bir girişimle hastanın rahatlatılması başta anestezist olmak üzere herkesi rahatlatacaktır. Bu amaçla yapılan bir çalışmada Lepage ve arkadaşları, 50 hastayı iki gruba ayırarak, perioperatif dönemde müzik dinletilen grupta hastanın gereksinim duyduğu sedatif ilaç miktarının daha az olduğunu göstermişlerdir. Müzik terapi koroner arter baypas greft cerrahisinde preoperatif ve postoperatif dönemlerdeki stresli durumlarda (fizyolojik, psikolojik, metanolik) hastanın dikkatini negatif uyaranlardan uzaklaştırarak, anksiyetesini azaltır. Emosyonel durumun dengelenmesiyle, kardiyovasküler ve solunumsal aktivite de düzenlenir. Genel anestezi altında koroner arter baypas veya aort kapak replasmanı uygulanan hastaları içeren bir çalışmada posteoperatif müzik tedavisi ile strese yanıt olarak artan serum kortizol düzeylerinde azalma izlenmiştir.

Byers ve Smith (1997) kardiyak cerrahi geçirmiş postoperatif 1. gündeki hastalara 30 dakika müzik dinlettiklerinde hastalara uygulanan müzik terapi sonunda hastaların kan basıncı ve nabız hızı değerlerinin azaldığını saptamışlardır. Davis ve Cunninghan (1985) koroner yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan hastalara 37 dakika klasik müzik dinlettiğinde müziğin hastaların anksiyetesini azalttığı saptanmıştır(18). Guzetta (1989)’nın yaptığı çalışmada; müziğin hastaların anksiyetesini azalttığı ve gevşemeyi sağladığı saptanmıştır. Sullivan (1991) tarafından koroner ve cerrahi yoğun bakım ünitelerinde yatmakta olan hastalarda yaptığı çalışmada; has talara klasik müzik dinlettirilmiş ve kan basıncı, nabız hızı, arteriyel kan basıncı değerlerinin müzik terapiden sonra azaldığı saptanmıştır. White (1992) koroner yoğun bakım ünitesinde çalışma yaparak; klasik müziğin hastaların anksiyetesini azalttığını, solunum sayısının ve nabız hızının müzik terapiden sonra azaldığını bulmuştur. Twiss ve arkadaşları (2006) kardiyovasküler cerrahi geçirmiş 65 yaş ve üstü hastalara operasyon sırasında ve sonrasında kendi seçtikleri müzikler dinlettirilmiş ve ortalama değerler alınarak yapılan sonuçlarda, müzik terapi uygulanan hastaların anksiyete puanlarının uygulanmayan hastalardan daha düşük olduğu, müzik terapi uygulanmayan grubun entübasyona bağlı kalma süresinin ortalama olarak daha uzun olduğu saptanmıştır. Ölüm tehdidi “zihinsel yaralara” sebep olmaktadır. Müzik güzel duygular oluşturarak ve dikkati olumsuz duygulardan uzak tutarak ruhsal bir dezenfektan etkisi göstermektedir.

UYKU SIRASINDA FİZYOLOJİK SÜREÇLER

Kardiyak Fizyoloji

NREM uykuda kalp hızı, inspiriyumda venöz dönüşü normal hale getirmek için, artar. Ekspirasyon sırasında kalp hızında belirgin olarak düşme vardır. Kardiyak ritimdeki bu değişiklilik, kalp sağlığının belirteci olarak kabul edilir. REM uykusu sırasında kalp hızında taşikardi ve bradikardi epizodları olur. Fazik REM uykusunda, sempatik aktivitenin artmasına bağlı, kalp hızında belirgin artış olur, bu durum belirgin kardiyak aritmilere neden olur. Obstrüktif uyku apnesinde kardiyovasküler gevşemenin uyku ile ilgili aşaması karışıktır. Hipoksemi, hiperkapni, artan sempatik aktivite ve apneik olaylar esnasında intratorasik basınçta gelişen dramatik dalgalanmalar, hem akut hem de kronik kardiyovasküler yan etkilere sebep olabilmektedir.

UYKU SORUNLARINDA MÜZİĞİN ETKİSİ

Uyku sorunları müzikle giderilebilir. Uyku homojen bir süreç değildir. Uykuda meydana gelen nefes durmaları hem derin uykuya dalmayı zorlaştırarak uykunun beyin için dinlendirici bölümünün kalitesini bozar hem de kandaki oksijen düzeyinin düşmesine neden olarak ikincil hastalıklara neden olan çeşitli fizyopatolojik süreçleri tetikler. Bu hastalarda uyku halini açmak ve beyni uyarmak için standart tedaviye ek olarak müzik tedavisi kullanılabilir. Uyku bozuklukları içinde müzikle tedavinin kullanılabilirliği bakımında en uygun grup uykuya dalma ve uykuyu sürdürme zorluğuyla şekillenen insomnia (uykusuzluk) grubudur. Müzik, çeşitli çalışmalarda sempatik sinir aktivitesini ve endişeyi azaltmıştır. Bu çalışmalarda göze çarpan ortak özellikler, müzik tedavisi alan kişilerin daha rahat uykuya daldıklarını ifade etmeleri dir. Hastalar müzik dinlemenin uyku sıkıntılarını olumlu yönde etkilediğini bildirmişlerdir. Yavaş tempolu (45-65 vuru/dakika) sedatif müzik gevşeme oluşturmakta, nöroendokrin sistem aktivitesini, kalp hızını ve kan basıncını azaltmaktadır. Depresyonda uyku-uyanıklılık döngüsünün bozulduğunu çok sık görürüz. Bunun kortizol adlı stres hormonunun artmasına bağlı olduğu düşünülmektedir. Müziğin, özellikle stres esnasında artan kortizol seviyesini düşürdüğünü doğrulayan çalışmalar vardır. Hem kortizolün düşmesi, hem müziğin teskin edici ve gevşetici etkisi uykuya dalmayı ve kaliteli uyumayı kolaylaştırmaktadır.

KARDİYAK REHABİLİTASYON ve MÜZİK TERAPİ

Kardiyak rehabilitasyon programları hastalığın meydana getirdiği fizyolojik ve psikolojik etkileri azaltmak, kardiyak semptomları kontrol altına almak, ateroskleroz sürecini stabilize etmek veya geri dönüşü sağlamak, hastalığa bağlı ani mortalite ve re-enfarkt riskini azaltmak, hastaların iş uğraş ve psikososyal durumlarını geliştirmek amacı ile tasarlanmıştır. Müzik terapi; psikolojik, zihinsel ve fizyolojik sağlığın yeniden kazanılması, korunması, geliştirilmesi ve davranışsal, gelişimsel, fiziksel ve sosyal becerilerin uygun hale getirilmesi, rehabilitasyonu ve sürdürülmesi için müziğin terapötik bir amaçla kullanılmasıdır (Boxill). Müzik, otonom sistemin uyarılması ve sakinleştirilmesi için kullanılabilir. Müzik dinlemek nabız, kan basıncı, solunum, beyin faaliyetleri, kas gerilimi, hormon salgılama, bağışıklık, galvanik deri tepkisi, sıcaklık, nörolojik işlevler gibi vücut yapıları ve işlevlerini doğrudan etkileyebilir. Dahası, vücudun bu yapıları ve işlevleri doğrudan etkilenirken psikolojik durum ve süreçlerde de değişiklikler oluşabilir.

SONUÇ

Müziği işitiriz, dinleriz ve bilinç düzeyinde fark etmediğimiz anlamlandıramadığımız bir duygunun içine gireriz. Çok etkilendiğimiz bir müzik dinlerken bundan daha fazlası olur, müziği bedensel olarak duyarız. Sözlerin olmadığı en erken dönemler ait algısal düzeylere gerileriz. Tıbbi müzik terapi, beden, akıl ve ruh anlamında kişiyi bir bütün olarak ele alır. Müzik dinlemek, fiziksel bir deneyimdir. Müziğin içinde barındırdığı titreşimler ve sesler, temas ettiği herkesin vücudunun tüm kısımlarına işler. Kulaktan girip işleneceği ve bütün sinir sistemine dağıtılacağı beyine kadar gitmekle kalmaz, ayrıca diğer duyulardan ve deriden bütün kemiklere, dokulara, iç organlara ve kaslara da dağılır. Titreşim ve seslerin fiziksel özellikleri (örn. frekans, genlik) ve bu özelliklerin zamana göre nasıl düzenlendikleri, vücudun vereceği tepkiyi belirler. Kardiyak rehabilitasyon (KR), kardiyovasküler risk azaltımını optimize etmeyi, sağlıklı davranışlara adaptasyonu ve uyumu kolaylaştırmayı, engelliliği azaltmayı ve aktif bir yaşam tarzını teşvik etmeyi amaçlayan kalp hastalığı yönetiminin önemli bir parçasıdır. Dünyanın özünde müzik vardır ve bütün hayat türleri buna tepki verir. Müzik iyileşme sürecinde güçlü bir hızlandırıcı görevi görebilir. Tamamlayıcı Tıp, geleneksel ve günümüz batı tıbbıyla birlikte, onun etkisini azaltmadan, hastanın durumunu iyileştirmek üzere kullanılır. Müzik terapi; önerilen müziğin eğitimli terapistler tarafından doğru bir şekilde kullanıldığı bir tamamlayıcı tıp tekniğidir. Programlar, hastaların fiziksel, duygusal, entelektüel ve toplumsal zorlukları aşmalarına yardım edecek şekilde tasarlanmıştır (Free Dictionary).

Müzik terapi; (ritim, armoni, melodi, tını, dinamikler vb.) gibi müzik öğelerinin (görüşme esnasındaki) bireysel olarak belirlenen etkileşim amaçları için merkezi olarak kullanıldığı bir rehabilitasyon ve tedavi türüdür. Müzik terapi hem diğer terapi türleri ile birlikte hem de tek başına temel tedavi olarak uygulanabilir. Müzik terapi vasıtasıyla hem fiziksel hem de zihinsel rahatsızlıklar pozitif sonuçlar elde edecek şekilde tedavi edilebilir (Fin Müzik Terapi Derneği, 2009). Müzik terapi; ses ve müziğin terapi ve şifa amacıyla bilinçli bir şekilde kullanılmasıdır (Hesser). Günümüzde her konuda olduğu gibi kardiyak kaynaklı hastalıkların tedavisinde ve rehabilitasyonunda klasik tedavilerle beraber tedavi etkinliğin artması, hasta konforu ve sağlığının iyileştirilmesi amacıyla Tamamlayıcı Tıp (TAT) uygulamaları kullanımı hekimler arasında artmaktadır.

Neslihan Karamızrak

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı, Piyano Bölümü, İstanbul, Türkiye

Stres Gidermede Müziğin Gücü: Müzik, birçok insanın dinlemekten hatta çalmaktan hoşlandığı bir şey. İster bir mağazada, ister bir restoranda, bir arabada veya başka bir yerde, o anda çalınan müzik gittiğimiz her yerde bizi resmen kendine çeker. Müzik eğlenceden ziyade, mental sağlık açısından da inanılmaz faydalı. Aslında müzik; stresi yönetmek,  motivasyonu ve odağı uyandırmak, hafızayı geliştirmek ve hatta daha fazlasını başarmak için kullanılan güçlü bir araçtır.

Stres ve Kaygı: İkisi aynı anda olmasa da, bu duygulardan herhangi birini deneyimleme şansınız çok yüksektir. Stres, vücudun beyne veya fiziksel bedene olan herhangi bir talebe tepkisidir. Örneğin, insanlar bir görevi tamamlamak, bir iş bulmak veya bir işi bitirmek zorunda kaldığında genellikle strese giriyorlar. Anksiyete, endişe veya tedirginlik hissidir ve yoğun strese bağlı bir tepki olabilir. Bu gibi durumlarda, müzik dinlemek, en büyük motivasyon kaynağınız olacaktır.

Müziğin Duygulara Etkisi: Müzik, farklı duyguları tetikleme yeteneğine sahiptir. Birçok sanatçı kişisel deneyimlere ve duygulara dayalı şarkılar oluşturur ve böylece onları dinlerken aynı duyguları hissedersiniz. Bazı şarkılar iyimser ve heyecan duygularını tetiklerken, diğerleri yavaş ve sakin, üzüntü veya rahatlatıcı duygulara neden oluyor. Anksiyete ile başa çıkmanın ve müziği stres gidermek için kullanmanın birçok farklı yolu vardır. 

1- Kendiniz oluşturun

Müzikal olarak bir eğiliminiz varsa neden kendi ritminizi yaratmıyorsunuz ya da kendi şarkı sözlerinizi yazmıyorsunuz? Bu sizin işiniz değilse bile, fakat bir enstrümanı nasıl çalacağınızı biliyorsanız, en sevdiğiniz şarkılardan bazılarını çalmayı öğrenin. Zihninizi bir şeylerden uzaklaştırmak ve sadece tek bir şeye odaklanmak size iyi gelecek.


2- Ders çalışırken veya iş yerinizdeyken

İster kamusal alanda ister odanızda ders çalışıyor olun, etrafınızdaki şeyler kolayca dikkatinizi dağıtabilir.  Ayrıca, çalışırken beyninizde olumsuz düşüncelerin yer almasına izin vermek de kolaydır. Bu olumsuz düşüncelerle; yaklaşan bir sınavı veya devam eden görevleri düşünmekten bahsediyoruz. En sevdiğiniz şarkıların çalma listelerini oluşturun veya şarkı sözleri olmadan enstrümantal olarak dinleyin ve stresinizi minimalize edin.  Bu, olumsuz duygulara odaklanmanızı azaltmaya yardımcı olacaktır.


3- Evinizin şeklini değiştirin

Çalışma masanızı, odanızı temizlemek, genellikle stresi azaltmaya yardımcı olur. Ancak temizliğin enerji gerektiren bir iş olduğu gerçeğini unutmamalıyız. Arka planda ritimli, canlı bir müzik açarsanız, enerjiniz kesinlikle artacaktır. Temizlik esnasında açacağınız hareketli bir müzik ile stres içeren duygularınızı azaltabilirsiniz.


4-  Sabah rutininiz sırasında

Çoğumuz sabah, o yumuşacık yatağımızdan kalkmakta zorlanırız. Sabah rutininize canlı bir müzik ekleyerek o günkü ruh halinizi pozitif yönde ayarlayabilirsiniz. Ya da sakin ve rahat bir tempoda çalıştığınızdan emin olmak için akustik müzik veya caz gibi pürüzsüz bir seçim yapabilirsiniz. Kararınız ne olursa olsun müzik faktörü  stresi azaltmak için harika bir yoldur.

Univerlist

Müzik dinlemek pek çoğumuza eğlenceli gelebilmektedir. Bazı araştırmalar bireyler üzerinde daha fazla etkiye sahip olduğunu ifade etmektedir. Hatta bireyleri daha sağlıklı hale getirebileceği öne sürülmektedir. Ağrı şikâyetlerinde azalma, ameliyat öncesi ve sonrasında hastalara sağladığı rahatlatıcı etki, Alzheimer hastaları için yarattığı pozitif etki, felç geçiren hastalarda iyileşme süresinin hızlandırılması ve beyin sağlığını koruma gibi müzik dinlemenin insan sağlığına faydaları bulunmaktadır.

Müzik bir zevk ve memnuniyet kaynağı olabilmektedir ancak başka psikolojik faydaları da bulunmaktadır. Zihni rahatlatabilmekte, vücuda enerji verebilmekte ve hatta insanların acıyı daha iyi yönetmesine yardımcı olabilmektedir. Müzik dinlemenin zihin sağlığını iyileştirdiği ve fiziksel sağlığı şaşırtıcı şekilde iyileştirdiği uzmanlar ve yapılan çalışmalar tarafından belirtilmektedir.

Müzik Dinlemenin İnsan Sağlığına Faydaları Nelerdir?

Birçok araştırma müzik dinlemenin bireylere pozitif katkılarını ortaya koymuştur. Bunlardan bazıları şu şekildedir;

Kalp sağlığını artırmaktadır. Araştırmalar, müzik dinlemenin, kalp atış hızını azalttığı veya kan akışını vücutta dengelediğini belirtmektedir. Ayrıca, kan basıncını düşürdüğü, kandaki serotonin ve endorfin seviyelerini yükselttiği de çalışmalarda vurgulanmaktadır.

Stresi azaltmaktadır. Biyokimyasal stres azaltıcıları tetikleyerek stresin azaltılmasını sağlamaktadır.

Acıyı hafifletmektedir. Ağrı konusunda önemli bir yeri bulunmaktadır. Yaşlı bakımı, yoğun bakım veya palyatif bakımda ağrı yönetimi için kullanılmaktadır.

Hafızayı geliştirebilmektedir. Müzik dinlemenin ezber yeteneğine katkı yaptığı araştırmalar tarafından ortaya konulan diğer bir faydadır.

Mental problemlerin tedavisinde etkilidir. Müzik dinlemenin, beyin fonksiyonu ve mental sağlıkta rol oynayan çeşitli nörokimyasalların salınımını tetiklediği çalışmalarda vurgulanmaktadır.

Egzersiz performansı artırmaktadır. Araştırmalar, müziğin, egzersiz performansını geliştirebileceğini belirtmektedir. Bununla beraber, zihinsel veya fiziksel uyarımı da artırabileceğini vurgulamaktadır. Ayrıca, genel performansı artırabileceği de vurgulanan diğer bir faydasıdır.

Otizmli çocuklara yardımcı olmaktadır. Müzik terapisi alan otizmli çocuklar, sosyal tepkilerde, iletişim becerilerinde ve dikkat becerilerinde gelişme göstermektedir.

Bebekleri sakinleştirmektedir. Müzik ve ninniler, yaşamsal belirtileri etkileyebilmektedir. Bebeklerde beslenme davranışlarını ve emme düzenlerini iyileştirebilmektedir. Ayrıca, uzun süreli sessiz kalmayı sağlayabilmektedir.

Daha fazla mutlu olmayı sağlamaktadır. Araştırmalar, sevilen müziklerin dinlendiğinde beynin “iyi hissettiren” bir nörotransmitter olan dopamin salgıladığını ifade etmektedir.

İyi bir uyku sağlamaktadır. Müzik dinlemek iyi bir uykunun anahtarı olabilmektedir.

Daha az yemek yemeyi sağlamaktadır. Araştırmalar, insanların yemek yerken ışığı ve müziği yumuşatmanın onları daha az kalori tüketmelerine neden olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca, bireylerin yemeklerinden daha fazla keyif aldıkları çalışmalarda vurgulanmaktadır.

Akademik performansı artırmaktadır. Araştırmalar, müzik dersi almanın küçük çocuklarda daha yüksek akademik performans veya IQ öngördüğünü ortaya koymaktadır.

Müzik… Her bilgelik ve felsefeden daha yüksek esin verir. (Beethoven)

Müzik, ruhu günlük hayatın tozlarından siler. (B. Auverbach)

Müzik erkeklerin kalbini alevlendirmeli kadınların ise gözünü yaşartmalıdır. Ludwig van Beethoven

Müzik Terapinin Beyin ve Ruh Hâli Üzerine Etkileri

Ses, maddelerin titreşimiyle ortaya çıkan mekanik dalgalardır. Var oluşu ne kadar basit olsa da insanoğlu üzerine etkisi şaşırtıcı düzeyde. Özellikle ruh halini ve duyguları anlık olarak nasıl değiştirdiğine hepimiz şahitlik etmişizdir. İnsanın babasının söylediği ne olursa olsun sesini duyması kendini güvende hissettirir. Annenin sesi merhameti ve kucaklandığı hissini verir. Ve her ikisi de bizi rahatlatır öyle değil mi?

En basit sesin bile duygu durumumuzu böylesine değiştirmesi, kişiler üzerinde derin tesirler bırakışı, anlamları yoğunlaştırması insanı; müziğin olağanüstü gücünü kullanarak hastalığın ve sağlığın iyileştirmesine itmiştir. Müzik terapinin geçmişi çok eskilere dayanır ki bu insanlar için geçerli bir yargıdır. Bence müzik terapi insan olmadan önce evrenin kendi ritmi içinde yine kendini etkilemesiyle var olagelmiştir. Bizlerin işittikleri ağaç hışırtısı, kuşların cıvıltısı, akarsuların şırıltısı, rüzgârın uğultusu gibi ritimlerin yanında işitemediğimiz en devasa galaksilerden görülmesi mümkün bile olamayan elektronların da bu muazzam evren korosunda bir yerinin olduğu inkâr edilemez bir gerçektir.

Şaşırtıcı güce sahip olan müziğin ilmi göründüğü kadar basit değildir. Türk müziğinden örnek verecek olursak her bir müzik makamı ve faslının faydalanıldığı rahatsızlıkların farklı olduğunu belki birçoğumuz tahmin edebiliriz. Bununla beraber makamların ayrıca günün hangi saatinde daha etkili olduğu, farklı uluslar üzerinde farklı etkilerde bulunduğunu gibi çeşitli varsayımlarda mevcuttur. Bu nedenle eski Türk hekimlerce örneğin Buselik makamı daha çok Rumlar için kullanılırken, Uşşak makamı daha çok Türkler için kullanılmış.

Büyük İslam âlimlerinden ve tıpta yaklaşık 700 senelik başucu kitabı olarak kullanılan bir yapıt ortaya koyan İbn-i Sina, Farabi’nin musiki eserlerinden faydalanmış, müzik terapiyi tıpta uyguladığını şöyle ifade etmiştir: “Tedavinin en iyi yollarından, en etkililerinden biri hastanın aklî ve ruhî güçlerini artırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele etmek için cesaret vermek, hastanın çevresi sevimli, hoşa gider hale getirmek ona en iyi musikiyi dinletmek ve onu sevdiği insanlarla bir araya getirmektir.”

Hadi o halde modern müzik terapisinin mucizelerini görelim.

Otizm’de Müzik Terapi

Kim, Wigram ve Gold tarafından yapılan 2009 tarihli bir araştırmada otistik spektrum bozukluğu olan çocuklarda müzik terapisiyle yapılan oturumlarda çocukların, müziksiz oturuma göre daha çok sosyal katılım ve duygusal ifadeler gösterdiği bildirilmiştir. (1)

2012 yılında See adlı bir araştırmacının 41 otizmli çocuk üzerinde 10 ay süren araştırmasında, çocukların davranışlarının iyileştiğini ve saldırganlık, huzursuzluk gibi derecelendirdiği davranışların 1 ya da 2 puan düzeldiğini göstermiştir. (2)

Otizmli çocuklar diğer çocuklara göre kaygı veren uyarılara karşı daha duyarlıdırlar. 2006’da Wisconsin Üniversitesi La Crosse’de yapılan 4 hafta boyunca 20’şer dakikalık 16 seans sonucunda otizmli çocuklarda anksiyetenin(endişe) azaldığı görülmüştür.

Otizm iletişimi zorlaştıran bir bozukluktur. Wan ve arkadaşlarının 2004 yılındaki çalışmasında beynin işitsel ve motor bölümlerini bağlayarak, sözlü komutların anlaşılmasının geliştirilmesine yardımcı olabilecek seslerin harekete geçirilmesini geliştiren bir müzik terapi uygulamış ve müziği eylemlerle eşleştirerek ve tekrarlayan eğitimle konuşmaya ihtiyaç duyan beyin yolları güçlendirilebilir ve geliştirilebilir sonucuna varmışlardır. (3)

Dikkat ve Hiperaktivite Bozukluğunda(DEHB) Müzik Terapi

Araştırmalar, zevkli müziklerin beyindeki dopamin düzeylerini arttırdığını gösteriyor. Dikkat, çalışma belleği ve motivasyonun düzenlenmesinden sorumlu olan bu nörotransmitter – DEHB sahip kişilerde düşük salınıma sahip. O halde DEHB olan çocuklar için, müzik terapisi dikkat ve odaklanmayı artırdığı, hiperaktiviteyi azalttığı ve sosyal becerileri güçlendirdiği söylenebilir.

Depresyonda Müzik Terapi

İngiliz Psikiyatr Dergisinde yayınlanan 2011 tarihli bir araştırmada, Finlandiyalı araştırmacılar, 18-50 yaş arası 79 kişiyi depresyon tanısıyla değerlendirdi. Kırk altı katılımcı, merkezi Finlandiya Sağlık Bakanlığı’na (çalışmanın yapıldığı yere göre) beş ila altı psikoterapi seansı, antidepresan ve psikiyatrik danışmanlık içeren standart bakımı aldı. Diğer 33 katılımcı aynı standart tedaviyi aldı ancak her biri 60 dakikalık iki haftada bir toplam 20 müzik terapisi seansı aldı. Oturumlardaki müzikal anlatım, bir palet aleti, bir vurmalı çalgı ve bir akustik djembe davul da dahil olmak üzere bir dizi müzik aletine dayanıyordu. Terapistin ve hastanın aynı enstrümantasyonu vardı ve tüm doğaçlamalar daha ileri işlem ve tartışma için kaydedildi. Depresyon skorları başlangıçta, müdahale sonrası üçüncü ve altıncı ayda ölçülmüştür. Üç ay sonra, müzik terapisi artı standart bakım alan katılımcıların, depresif belirtileri sadece standart bakım görenlere göre belirgin düzelme göstermiştir.

İnsanoğlunun varoluşundan beri sesler ve müzik, insanların iç dünyalarıyla ve birbirleriyle iletişimlerinde köprü rolü üstlenmekte… Müziği genelde duygu ve düşüncelerini ifade etmenin bir yolu olarak gören insanoğlu, çağlardır önemli bir şeyin daha farkında… Müziğin iyileştirici gücü…

Çağlardır şifa kaynağı: Kadim halkların kültürleri incelendiğinde, müziğin insanlar üzerindeki etkisi açıkça görülür. Şamanlar, insanları şifalandırmak için müzik ve danstan oluşan ritüeller uygular; şifacılar, bitkilerden elde ettikleri ilaçların etkisini güçlendirmek için müziği kullanırlardı.  Yunan mitolojisinde Apollo Müzik ve Şifa Tanrısı’dır; Mısır ve Yunan gizem okullarında, sesler ve tedavi oldukça gelişmiş kutsal bir bilim dalı olarak kabul görmüş; insanlar müziğin, gezegensel ve semavi güçleri bütünleştirdiğine inanmışlardır. Kısacası müzik ve dans çağlardır birçok ritüellin parçası olagelmiştir. Müziğin şifa etkisi ile ilgili rasyonel ve bilimsel görüşlerin temelleri ise filazoflar tarafından atılmıştır. Pisagor, öğrencilerine belirli melodilerin insan bedeni üzerinde yarattığı belirli tepkileri öğretmiş; doğru düzendeki seslerin iyileşme sürecinde yarattığı hızlanmayı göstermiştir. Eflatun, Aristo ve Sokrat, müziğin şifa gücünü araştıran diğer filazoflardır. Sokrat, müzikal tonların altındaki bilinçaltı etkisini, Aristo müziğin duyguları açığa çıkarmadaki gücünü tanımlamış; Eflatun ise ritmin ve enstrümanların, insan psikolojisi üzerindeki etkilerini araştırmıştır.

Bilimsel araştırma sonuçları müziğin gücünü destekliyor

Müziğin, psikoterapi alanında tanınması ise 13.yy’da gerçekleşti. Rönesansın etkisiyle, müzik terapi, psikoji terimleri arasında yer almaya başladı. Bu kapsamda müzik, psikolojik sorunları olan insanların kendini ifade edebilmesi amacıyla kullanılıyordu. Fakat müziğin terapisel etkisinin gücü İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar tam olarak anlaşılamadı. İkinci Dünya Savaşı sırasında ve savaşın sonunda müzisyenler yeteneklerini hastanelerde yatan insanlara moral vermek amacıyla kullanmaya başladılar. Bu durum, müziğin yarattığı etkilerin açıkça görülmesini sağladı ve müzik terapi klinik çalışmalarda kullanılmaya başlandı. 1977 yılında Amerika, müzikle terapiyi bir bilim dalı olarak kabul etti.

Müziğin tedavi gücünün bilimsel olarak kabülünden sonra yapılan birçok araştırma bu fikri destekler nitelikte ve tıpta müzik terapinin kullanımı giderek yaygınlaşmakta. Araştırma sonuçlarına göre müzik, endorfin düzeyini yükseltebilir. Beynin kendi uyku ilacı olan endorfinler, yeni biyomedikal araştırmaların konusu haline gelmiştir ve yakın zamanda yapılan birçok çalışma endorfinin ağrıyı azaltıp, doğal bir sarhoşluk yaratabileceğini öne sürmektedir. Aynı zamanda, müziğin strese bağlı hormonları da düzenleyebildiği de belirtiliyor. Anestezi uzmanları rahatlatıcı, yemek müziği gibi müzikler dinleyen kişilerdeki kandaki stres hormonlarının büyük ölçüde düştüğünü, bazı durumlarda ilaç alımının bile gerekmediğini söylüyorlar. Müzik ve ses bağışıklık sistemini de güçlendirebiliyor. Bunu ise bedenin uyum içerisinde çalışmasını sağlayarak gerçekleştiriyor.

Müziğin şifa gücü nasıl açığa çıkıyor?

Varolan herşeyin, her atomun, her molekülün ve dolayısıyla vücudumuzdaki her hücrenin de titreşmekte olduğu biliniyor. Ses ise titreşim niteliğini belirgin bir biçimde hissettiriyor. Ses, bizim işitme duyumuzla algılayabileceğimiz frekans aralığında ise onu duyabiliyoruz. İnsan kulağı 16Hz ve 20KHz aralığındaki saf sesleri duyma kabiliyetine sahip. Bunun altındaki ya da üstündeki frekanslar ise işitme duyumuz tarafından algılanamıyor fakat yine de titreşimsel nitelikleri nedeniyle üzerimizde belirgin bir etki yaratıyor.

Ses ve müziğin şifa niteliğinin temeli rezonans prensibinde yatıyor. Bedenimiz, belli bir düzeyde bir titreşime sahip. Aynı zamanda dışsal bir kaynaktan yayılan ses, iç organlarımız, kaslarımız, kemiklerimiz kısacası tüm bedenimizde bir titreşim yaratıyor. Dışsal seslerin yarattığı titreşim ile bedenimizin titreşimi arasında bir uyum sağlandığında, yani rezonansa girdiklerinde müziğin şifa gücü ortaya çıkıyor. Bu durum ise fizikteki “sarkaç prensibi” ile açıklanıyor. Buna göre, birbirinden farklı salınımlar yapmaya başlayan iki sarkaç, dereceli bir biçimde birbirinin hareketine yaklaşmaya başlıyor. Bir müddet sonra ise sarkaçlar aynı hızda ve aynı yönde hareket etmeye başlıyorlar. Müzikle şifada bu durum, beden titreşimimizin ve müziğin yaydığı titreşimin rezonansa girmesi şeklinde gerçekleşiyor.

Uyumsuz titreşimler yayan seslere maruz kalındığında ise, bu sesler başta stres olmak üzere çeşitli sorunlara yol açabiliyor.

Bedenimizin de ritmi var

Bedenimiz belirli bir ritme sahip. Kalp atışımız, soluk alıp verişimiz, nabzımız bedenimizin ritmini oluşturuyor. Ritmimiz, günlük yaşantımızda belirli bir seviyedeyken, acı, ağrı vb. durumlarda bir artış gözleniyor. Ritmin yeniden kontrol altına alınmasıyla da rahatsızlıklardan kurtulabiliniyor. Müziğin dengeleyici gücü de burada açığa çıkıyor.

Müzik terapistleri, bunun için müziğin ritmi ile insan bedeninin ritmi arasında uyumu yakalamayı temel alan egzersizler kullanıyorlar. Müzik terapinin etkilerini araştıran Don Campell, “Mozart Etkisi” adlı kitabında beden ritmimizi dengeleyebileceğimiz şu egzersizi öneriyor: “Rahatça sandalyeye oturun, elinizde uydurma davulunuzu (davul olması şart değil, ritim tutabileceğiniz herhangi birşey olabilir) ve çubukları tutun. Gözlerinizi kapatıp, bedeninizin derinliklerindeki kalp atışlarının yerini belirleyin.

Şimdi çubuğu elinize alın ve kalp atışlarınıza ayak uyduran bir ritim tutturmaya çalışın. Birkaç dakika devam edin ve sonra da vuruş hızınızı kalp atışınızın iki katı olacak şekilde arttırıp artttıramaacağınıza bir bakın. Üç dakika sonra kalp atışlarınızla uyumlu olan ritme geri dönün ve daha mı yavaşladığına yoksa daha mı hızlandığına bir bakın. Davula vuruşlarınızın sayısını kalbinizin her atışına uyacak şekilde azaltın. Bu egzersizi birkaç defa yaptıktan sonra kolay bulmaya başlayacaksınız ve siz de pek çok ritmik çeşitlemeler deneyebilirsiniz. Tam bir davul egzersizi on dakika sürer ama bunun yaptığı canlandırıcı etkiler bütün gün devam eder.”

Doğru enstrümanı seçmek etkili

Psikolojik ve fiziksel rahatsızlıkların kökeni ve vücudumuzda etkilediği bölgeler değişken. Bununla bağlantılı olarak, oluşan rahatsızlıklar için uygun olan enstrümanın seçilmesi oldukça yarar sağlayabiliyor. Bunun nedeni ise enstrümanların yaydığı tınıların ve frekans aralıklarının farklılık göstermesi.

Müziğin şifa alanında kullanılmasında arpın özel bir yeri var. Arp, yüzyıllardır şifa için kullanılmış bir enstrüman; insanlar üzerinde sakinleştirici ve olumlu duygular uyandırıcı özelliğe sahip. Sahip olduğu ses aralığı (Do–32.703 Hz – Sol–3136,0 Hz frekans aralığı), insan bedeninin sadece bir bölümüne değil, tümüne titreşim yayma özelliğine sahip. Özellikle arpı çalan kişinin, bağışıklık sistemi için önem taşıyan timus bezi üzerinde güçlü bir etkisi olduğu belirlenmiş. Yapılan araştırmalar sonucunda, arpın kronik acı ve ağrı üzerinde de etkili olduğu gözlenmiş. Aynı zamanda stres ve depresyon gibi psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde de önemli bir etken olduğu bildiriliyor.

Flüt de yüzyıllardır insanların şifa ritüllerinde yer verdikleri önemli bir enstrüman.

Bazılarına göre flütün insan üzerinde etkisinin bu kadar güçlü olmasının nedeni insan sesine benzemesi. Bu düşünceye göre flüt sesi, titreşimsel özellikleri nedeniyle insana diğer enstrümanlardan daha yakın ve insan zihni üzerinde daha kolay etki sağlıyor. Yine yapılan araştırmalara göre flüt; stres, uyku sorunları, depresyon, acı ve anksiyete gibi rahatsızlıkların giderilmesinde etkili. İnsanlar üzerinde zindelik sağladığı ve berrak düşünebilme yeteneğini tetiklediği biliniyor.

Yaylı enstrümanlar ise titreşimsel nitelikleri nedeniyle tedavi sırasında en çok kullanılan enstrümanlardan. Keman, ulaşabildiği yüksek frekans düzeyi nedeniyle, müzikle şifa çalışmaları için oldukça önem taşıyor. Yaylı enstrümanlar, psikolojik birçok rahatsızlığın yanısıra hiperaktivite tedavisinde de kullanılıyor.

Klasik müziğin vazgeçilmez enstrümanı olan piyanonun, insanlar üzerinde rahatlatıcı etkisi olduğu biliniyor. Klasik müzik ise günümüzde tıp tarafından terapi amaçlı olarak kullanılan müzik türlerinin başında geliyor. Bazı hastanelerde, yeni doğan bebeklere klasik müzik dinletiliyor. Mozart Etkisi olarak adlandırılan müzikle terapi, bebeklerin uyum ve iletişim yeteneğini güçlendiriyor.

İnsan sesi ise, iyileştirme için en olağanüstü enstrüman, en kolay kullanabileceğimiz ses aygıtı… En ufak bir ses çıkarmamız bile bedenimizin üst bölümündeki kas dokusuna masaj yapıyor ve onu titreştiriyor. Aynı şekilde bedenimizle yaptığımız her hareket nefes alış verişimizi etkiliyor ve dolayısıyla sesimiz üzerinde etkisini gösteriyor. İnsan sesinin titreşimsel niteliği diğer enstrümanlardan da güçlü ve sağlık üzerinde oldukça güçlü etkiler yaratabiliyor.

Müzikle şifa alanında modern enstrümanların kullanımının yanı sıra, birçok geleneksel enstrüman da kullanılıyor. Geleneksel enstrümanlar genellikle sade yapıları ile dikkat çekiyorlar. Fakat ses nitelikleri oldukça çeşitli olduğundan, birçok rahatsızlığın tedavisi için alternatif oluşturuyorlar.

Vurmalı çalgıların tedavideki yeri büyük

Vurmalı çalgıların müzikle tedavideki yeri oldukça önemli. Vurmalılar, yüzyıllardır ritüeller, seramoniler ve kutlamalarda insanlar tarafından en çok kullanılan müzik aletlerinden… Buna rağmen vurmalı çalgıların iyileştirici nitelikleri ile bilim arasındaki bağ yeni yeni kuruluyor. Yapılan çalışmalarda, stres ve stresin sebep olduğu psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde ritim egzersizlerinin oldukça etkili olduğu gözlenmiş. Egzersizler, Alzheimer hastalarında, kısa süreli hafızayı ve hastanın sosyal ilişkilerini geliştirmek amacıyla kullanılıyor. Parkinson hastalarında ise hareket kontrolünü daha iyi sağlamaya yardımcı olarak kullanıldığı biliniyor.

“Davulun İyileştirici Gücü” (The Healing Power of Drum) kitabının yazarı, terapist Robert Lawrence Friedman ise davulla yaptığı çalışmaların sonucunda şunları belirtiyor: “Vurmalı çalgıların gerginliği rahatlattığını, yorgunluğu azalltığını ve duygusal sorunları iyileştirdiğini gözlemledim. Aynı zamanda perküsyonun olağandışı bir şekilde insanlarda ofori( kendini aşırı derecede zinde hissetme hali ) yarattığını, öfkeden arındırdığını, duygusal gelişme sağladığını ve birlik duygusunu geliştirdiğini gözlemledim. Umudum, bu çalışmalar sayesinde ritim uygulamalarının, beden, zihin ve ruhsal iyileşmeyi sağlamadaki yeteneğinin birbirine bağlı olduğunun farkına varılması.”

Müzik terapisi hiperaktif ve otistik çocuklar üzerinde etkili

Müzik, çocuklarda son zamanlarda sıklıkla görülmeye başlanan ADD (dikkat eksikliği) ve hiperaktivite gibi sorunların tedavisinde de etkili. Günümüzde birçok İndigo ve Kristal Çocuğa bu tanıların konulduğu biliniyor. Yapılan araştırmalara göre müziğin, hiperaktif çocuklarda zihin performansını artırdığı saptanmış. Bu gibi sorunlarda müzik, dikkati yoğunlaştıran ve odaklayan bir etken olarak kullanılıyor. Bu tür rahatsızlıklara sahip olan çocukların hayatlarının her alanında müziğin kullanılmasıyla, beyin fonksiyonlarının normale dönmesi, davranış bozukluklarının kontrol edilebilmesi, sosyal uyumlarının artırılabilmesi mümkün hale geliyor. Aynı zamanda hiperaktif çocuklar, müziğin gücü ve müzikle tedavi sırasında kullanılan beden dili sayesinde, yanlış anlaşılan ve sözle ifade edemedikleri duygularını anlatmayı, kendilerinin farkına varmayı ve özgüven kazanmayı öğrenebilmekteler. Müzikle tedavi, hiperaktif çocuklarda tedavi başarısını arttıran en önemli yöntemlerden biri haline geliyor. Tedavi sırasında kullanılan çalgıların ise öncelikle nefesli ve yaylı olması tercih ediliyor, çünkü bu tür çalgıların gerilimi azaltıcı ve dikkati düzenleyici etkisinin olduğu tespit edilmiş.

Müziğin tedavi gücünü gösterdiği diğer bir rahatsızlık ise otizmdir. Bilimsel kaynaklarda sıklıkla, otistik çocukların dikkat çekici bir biçimde müziğe karşı duyarlı ve dikkatli olduklarından bahsedilmektedir. Müziğin bu çocuklar için motive edici olması ve çoğu otistik çocuğun müzikal etkinliklere başarılı bir şekilde katılabilmesi, otizmde müzikle tedavinin önemini artırıyor. Yapılan tedavi çalışmalarında, otistik çocukların sosyal davranışlarının ve ilişkilerinin müzikle tedavi sonrasında daha iyiye gittiği belirtiliyor. Hareket uyumunun ve beden algısının artması da başka önemli bir sonuçtur. Ayrıca, iletişim davranışlarının ve dil becerilerinin de müzikle tedavi sonucunda daha iyiye gittiği tespit edilmiş. Aynı zamanda müzikal aktivitelerin, müzikal olmayan bilgilerin öğrenilmesinde güçlendirici etkisi olduğu saptanmış.

Geleneksel yöntemler de kullanılıyor

Günümüzde, modern müzik terapi tekniklerinin kullanılmasının yanı sıra, geleneksel yöntemler de varlığını sürdüyor. Müzik, hala yerli halkların şifa ritüellerinin önemli bir parçası. Yeli halklar, ritüellerinde birbirinden farklı teknikler kullansalar da ortak amaçları, insanın iç dünyasıyla ve evrenle birleşmesini sağlayarak kişiyi arındırmak ve kendi özünden gelen sağlıklı hali ortaya çıkarmak. Günümüzde, geleneksel yöntemlerin modern zamana uyarlanması üzerinde çalışan müzisyen, doktor ve şifacılar da bulunuyor.

Bu müzisyenlerden biri, Çin müziğinin etkileyici karakterlerinden, ritmi, Qi-Gong egzersiz hareketlerini ve lirik yazını birleştiren, Kung Tai. Batılı çağdaşları gibi Kung Tai de eski zamanlardan kalma müzikle tedavi sanatını çağdaş dünyanın ihtiyaçlarına uyarlıyor. Kung Tai, şifa müziğinin gücünü bir meditasyonu sırasında keşfetmiş. 1986’da meditasyon yaparken, bedenin yok olduğunu hisseden; sonrasında nilüfer şeklindeki bir sahneden yayılan altın sarısı bir ışık gören Kung; ardından bir insan sesinin berrak, semavi bir şarkı söylediğini duymuş. Bu şarkı sonraları çalışmalarının temeli olan “Rahat Bir Yolculuk” (A Leisure Journey) adını verdiği bir motif olmuş. Kung 1991’de, Pekin Müzikholü’nde iki binden fazla kişiye bir halk konseri verdikten sonra dinleyiciler arasında pek çok ani iyileşme vakası olduğu bildirilmiş. O zamandan beri Kung, Pekin Televizyonu’nda canlı yayın yapmaya başlamış…

Geleneksel Türk Müziği de müzikle şifa alanında oldukça önemli bir konuma sahip. Bu konuda oluşan birikim dikkat çekici nitelikte ve dünyada Türk Müziği’nin şifa alanında kullanımı giderek yaygınlaşmakta…

Araştırma sonuçları incelendiğinde, müziğin doğal yollardan gerçekleştirdiği iyileşme vakalarının azımsanmayacak kadar çok olduğu görülüyor. Bu, insan sağlığı açısından oldukça önemli bir gelişme… Yine de belirtmek gerekir ki, birçok rahatsızlık için öncelikle tıbba başvurmak gerekli. Fakat günlük yaşantımızda oluşan stres ve buna benzer rahatsızlıkların çözümünde ilaç almadan önce kullanabileceğimiz böylesine güçlü bir kaynağımız olduğunu bilmek gerçekten umut verici…

Bu çalışmada, müziğin insanlar ve çeşitli canlılar üzerine etkileri ile müzikle tedavi konusuna değinilmiştir. Müziğin insanlar üzerinde bilinen etkilerinin yanı sıra, daha az bilinen hayvanlar üzerindeki etkilerinin de tartışıldığı bu çalışma, müziğin evrensel boyutunun sadece insanlar arasında sınırlı kalmadığını, bazı canlıların da bu manada değerlendirmeye alınması gerektiğini göstermektedir. Müziğin olumlu etkilerinden faydalanan Çin, Hint, Yunan, İbrani ve eski Türk toplumlarının yanı sıra bugün, dünya genelinde müziğin önemi ve gücü fark edilmiştir (Birkan, 2014: 37- 38). Ayrıca, müziğin bazı karasal ve sucul canlıların stresi azaltmaya yardımcı olduğu, bu sayede verim artışı sağlandığı çeşitli araştırmalarda bildirilmiştir (Demir ve Sağlamtimur, 2013: 49). Türk folklorunda ve Orta-Asya Türk kültüründe “Müzik-Hayvan” ilişkisini konu alan birçok rivayet, efsane ve hikâyeler, müziğin hayvanlar açısından da önemli bir unsur olduğunu gösterirken, Türk toplumunda müziğin ne kadar işlevsel olduğunu da ortaya koymaktadır (Colombe, 2012: 11). Mevcut literatür ve deneylere dayalı bilgi birikimi, müziğin, insanlardan karasal canlılara, karasaldan ise sualtındaki hayvanlara kadar uzanan çok geniş bir yelpazede etkilerinin derlenip, tartışıldığı bu çalışmayı doğurmuştur.

Müzik bir sanat olmasının yanı sıra, terapi ve tedavi alanında da ciddi bir biçimde kullanılmıştır. Müziğin etkilerinden faydalanan Çin, Hindistan, Yunanistan, İbrani ve eski Türk toplumlarının yanı sıra bugün tüm dünya ülkelerinde müziğin önemi ve gücü fark edilmiştir. Genellikle, sadece insanlarla ilgili olduğu düşünülen müziğin, aslında tüm canlılar üzerindeki etkileri göz ardı edilmektedir. Günümüzde her konuda olduğu gibi, ilgili bilimsel kurum ve kuruluşlar tarafından hayvanlarla ilgili olarak yapılan bazı önemli çalışmalar söz konusudur. Türkiye folklorunda ve Orta-Asya Türk kültüründe “Müzik-Hayvan” ilişkisini konu alan birçok rivayet, efsane ve hikâyeler özellikle müziğin hayvanlar açısından da önemli bir tedavi unsuru olduğunu gösterirken, Türk toplumunda müziğin ne kadar işlevsel olduğunu da ortaya koymaktadır (Colombe, 2012: 11). Müziğin insanlar üzerinde psikolojik bir etkisinin olduğu sürekli olarak vurgulanmakta, hatta bu etkinin sadece insanlar üzerinde olmadığı diğer canlı türleri üzerinde de stresi azaltıcı bir etkisinin olduğu birçok bilimsel çalışmada anlatılmaktadır. Müziğin bu etkileri, onun bazen bilim adamları tarafından insanlardaki psikolojik bir hastalığın tedavisinde kullanılmasına, bazen de diğer canlılardan (özellikle hayvanlardan) daha iyi verim almak amacıyla kullanılmasına yol açmıştır (Sezer, 2011: 1474). Müziğin insanlar üzerinde bilinen etkilerinin yanı sıra, daha az bilinen hayvanlar üzerindeki etkilerinin de tartışıldığı bu çalışma, müziğin evrensel boyutunun sadece insanlar arasında sınırlı kalmadığını, bazı canlıların da bu manada değerlendirmeye alınması gerektiğini göstermektedir.

Müziğin Öğrenme Üzerindeki Etkileri

Müzik, halk arasındaki anlayışa göre genellikle bir eğlence aracı olarak algılanmaktadır. Fakat müzik, duygu ve düşünceleri seslerle anlatan ya da sesleri düzen ve estetik anlayış içerisinde ifade eden bir sanattır. Müziğin bu özelliği ile sadece bir eğlence aracı olmadığı, insanın ruh, duygu ve düşünce dünyasını da yansıtan bir kavram olduğunun anlaşılması, müziğin insanlar üzerindeki etkileri konusunda birçok bilimsel araştırmaya olanak sağlamıştır (Gençel, 2006: 701). Müziğin öğrenme ve ifade yeteneği üzerine etkisi olduğu da yapılan araştırmalar sonucunda ortaya konulmuştur. Müziğin, öğrencilerin ifade yeteneğini geliştirdiği, estetik ve yapıcı düşünme kapasitesini ve akademik performansı arttırdığı, çocuklara daha hızlı okuma-yazma yeteneği kazandırdığı ve öğrenme güçlüğü çeken çocukların eğitimlerini kolaylaştırdığı ortaya çıkmaktadır (Can, 2000). Fakat bu çalışmalar canlılardaki kişilik veya kalıtsal olgulara göre değişkenlik göstermektedir. Bu bulgular ise müziğin canlılar üzerindeki etkisinde belirleyici bir unsur olarak belirmiştir.

Müziğin Tedavi Amacıyla Kullanımı

20. yüzyıla gelindiğinde II. Dünya Savaşı sırasında yaralı askerlerin kaldığı hastahanelerde müzik kullanımı başlamıştır. Bu durumun askerlerin iyileşme sürecindeki etkisi fark edilince, müzik ile tedavi uzmanlarının arttırılmasına ve kapsayıcı bir eğitim almalarına yönelik çalışmalar başlatılmıştır. Müzik terapi de böylelikle sistematik olarak uygulanan bir disiplin haline gelmiştir (Çoban, 2005: 39-40). Dünya Müzik Terapisi Federasyonu (WFMT) müzik terapiyi şu şekilde tanımlamaktadır: Müzik terapisi, bir müzik terapistinin bir danışan veya grupla, onların fiziksel, duygusal, zihinsel, sosyal ve kognitif ihtiyaçlarına karşılık verebilmek adına iletişim, diyalog, öğrenim, mobilizasyon, ifade, organizasyon ve bunlarla ilişkili diğer terapötik amaçları gerçekleştirebilmek ve kolaylaştırmak amacıyla planlı bir süreçte müzik ve/veya müzikal unsurları (ses, ritim, melodi ve armoni) kullanmasıdır.

Müzik terapi yaklaşık 4.000 yıldan beri çeşitli kültürlerde hastaları tedavi etmek amacıyla kullanılan en eski tedavi yöntemlerinden biridir. Eski Yunanlılar, müziği her türlü erdemin kökeni sayarken, Eski Roma’da müziğin ruhu yatıştırdığı ve ruh hastalıklarını iyi yönde etkilediği tezini savunmuşlarıdır. Büyük Çin filozofu Konfiçyus müzik terapi için “müzik yapıldığı zaman kişilerarası ilişkiler düzelir, gözler parlar, kulaklar keskin olur, kanın hareketi ve dolanımı sakinleşir” söylemiş ve müziğin insanlar üzerindeki etkilerine dikkat çekmeyi başarmıştır (Uyar ve Korhan, 2011: 142). Müzik, yaşamın her anında kalıplara dayalı bir tedavi yönteminden çok, kişiye, ortama, duruma göre çeşitlilik göstererek etkin olmuştur. Müzikle tedavi, klinik pratikte iyileşmeyi ve konforu sağlayan amaçla; hastanelerde; yoğun bakımda, cerrahi operasyonlarda ve psikiyatriden kemoterapi tedavisine kadar her alanda yaşam kalite standartlarını yükseltmek ve iyileştirmek için kullanılmaktadır (Uyar ve Korhan, 2011: 141-142).

Müzik sadece insana özgü değildir. Yeryüzündeki her varlık, müziğin bütününü oluşturmaktadır. Doğadaki kuş, suyun ve rüzgârın sesi, insan beynini doğrudan etkilemektedir. Duyguları yöneten müzik türleridir. Yüzyıllardır kullanılan bu sesler tedavide de kullanılmaktadır. Araştırmacılar, beden ve zihin hastalıklarının tedavisinde müziğin kullanılmasının kaçınılmaz bir parçası olduğunu düşünmektedirler. Bu konuda yapılan birçok araştırma, doktor ve müzisyenlerin; depresyondan kansere, yüksek tansiyondan kronik ağrılara, akıl hastalıklarına, madde bağımlılığına kadar geniş bir alanda tedavi amaçlı müziği kullandıklarını göstermektedir. Bur duruma en güzel örnek, dünyanın en ünlü bateristlerinden İskoçyalı Evelyn Glennie’nin işitme engelli olmasına karşın, yere çıplak basan ayakları ile hissettiği titreşimlerden müziği algılıyor olması veya yaşamının son yıllarında sağır olan ünlü besteci Beethoven’un da, dişlerinin arasına sıkıştırdığı bir tahtayı piyanonun rezonans kutusunun üstüne koyup, eşsiz bestelerini yapması gösterilebilir. Tarihte müzik hem Tanrı’nın bir armağanı olarak kabul edilmiş hem de müzik yapan insanları engizisyon mahkemelerinde yargılayan bir unsur olarak da atfedilmiştir. Zamanla müzik, kendini bir tedavi unsuru olarak kabul ettirip, tamamen kabullenir hale gelmiştir (Birkan, 2014: 38). Müzikle tedavide sesin etkin olması kadar kullanılan veya çalınan enstrümanlarında tedavide büyük etkisi olmuştur ve bunlardan bazıları kesin sonuçlar doğurup sinir sistemimizi doğrudan etkilemiştir. Dr. Dogiel’in uygulamalarından çıkan sonuçlar müziğin insanlar ve hayvanlar üzerindeki ortak etkileşimi açıklamıştır. Bu sonuçlara göre müziğin, insanda ve hayvanda kan dolaşımı üzerindeki etkileri, kan basıncının azalıp artması, müzikte ıslık sesinin insanlar ve hayvanlardaki kalp kasılmalarının iyileşmesi, dolaşımın değişikliği, sesin yüksekliği ve şiddetine bağlı kılınmıştır (Gençel, 2006: 702-703).

Müziğin Çeşitli Canlılar Üzerindeki Etkileri

Stres yalnızca insanları değil, diğer canlıları da etkilemektedir. Canlılarda ortaya çıkabilecek herhangi bir olumsuzluk da doğrudan canlının gelişimini sekteye uğratacaktır. Balcıoğlu ve Savrun (2001: 44), akut stresin, merkezi sinir sistemi üzerinden etki ederek organizmada hormonal regülasyonda değişikliklere neden olduğunu belirtilmiştir. Ayrıca eğer kişi adaptasyon mekanizmalarını kullanarak, strese uyum sağlar veya ondan kaçınmanın yollarını bulabilirse, hormonal dengenin tekrar normale döndüğünü; ancak kronik bir hal alır ve adaptasyon mekanizmaları kurulamazsa, endokrin sistemin kronik strese bağlı olarak birçok psikiyatrik ve fiziksel hastalığın alt yapısını hazırlandığını da eklemişlerdir. Müziğin, çeşitli araştırmalarda stresi azalttığı ve olumlu etkiler yarattığı bildirilmiştir. Bu çalışmalar şu grupları kapsamaktadır: insanlar (Fukui ve Toyoshima, 2008: 765-766; İşkey, 2008: 1-3), inekler (Uetake et al., 1996: 175), domuzlar (Jonge et al., 2008: 138), fareler (Angelucci, 2007: 152) ve balıklar (Vasantha et al., 2003: 25-26; Papoutsoglou et al., 2007: 61).

Uetake et al. (1996: 175), ineklerin otomatik sağım sistemine gönüllü yaklaşımlarını incelemişler, ortamda müzik olan günlere kıyasla ortamda müzik olmayan günlerde sağım sistemine yaklaşan inek sayısının daha az olduğunu, ayrıca müziksiz günlerde ineklerin boş alanlara uzandığı veya yem yalaklarına yöneldiklerini gözlemlemişlerdir. Domuzlar üzerine yapılmış olan bir çalışma sonucunda ise, sütten kesme sonrası müzik dinletilen domuz yavrularında yaralanmaların azaldığı ve çiftlik sistemlerinde müziğin bir huzur aracı olarak kullanılabileceği bildirilmiştir (Jonge et al., 2008: 138).

Angelucci et al., (2007: 152) farklı müzik maruziyetleri altında fare hipotalamusunda beyin türevli nörotrofik faktör (BDNF) ve sinir büyüme faktörü (NGF) değişim seviyeleri üzerine yapmış oldukları çalışmada, ağır ritimli müziğin genç fare hipotalamuslarında BDNF seviyelerini iyileştirdiklerini ayrıca hipotalamik NGF seviyelerinde azalma olduğunu bildirmişlerdir.

Canlılar arası iletişimin temeli olan vokal iletişim, omurgalılar ve kuşlarda olduğu gibi balıklar ve bir çok sucul canlı için de geçerlidir (Demir ve Sağlamtimur, 2013: 49). Yaklaşık 25.000’in üzerinde türe sahip olan kemikli balıkların büyük bir çoğunluğu işitebilmekte ve bunların belirli bir kısmı ise ses de üretebilmektedir (Popper ve Coombs, 1980: 429-432). Karasal omurgalılar gibi orta veya dış kulağa sahip olmayan balıklar, beyin boşluğu boyunca düz şekilde uzanan iki iç kulağa sahiptirler. Fakat, balıkların iç kulak yapısının diğer omurgalılarınkine benzer olduğu bildirilmiştir (Ladich ve Popper, 2004: 95-98).

Düşük şiddette müzik yayınının kalkan balığının büyüme performansına olumlu etki ettiğini saptanmıştır (Çatlı, 2010: 83). Papoutsoglou et al. (2007: 61), sazanların farklı ışık koşulları ve müzik gibi uyaranların etkisi altındaki fizyolojisini incelemişlerdir. Müziğin; aydınlık ortamda stresi azaltıcı, büyüme ve üretimi teşvik edici etkisi olduğunu, bu nedenle yoğun balık yetiştiricilik sistemlerinde balıkların müzikle daha sağlıklı gelişim sağlayabileceklerini belirtmişlerdir. Imanpoor et al., (2011: 641) müzik ve ışığın Japon balığının büyüme performansı ve hayatta kalma oranı üzerine yapmış oldukları çalışmada kullandıkları “Mon amour of Claude mishel” adlı parçanın balıkların büyüme parametreleri üzerinde istatistiksel açıdan bir farklılık oluşturmadığını bildirmişlerdir. Deneme gruplarından biri müziksiz, diğer iki grup ise 30 ve 60 dakikalık müzik yayını yapılan gruplar şeklinde oluşturulmuştur. Müzikle alakalı oluşturulan grupların hiç birinde ağırlık artışı (WG), spesifik büyüme oranı (SGR) ve yem çevirim oranı (FCR) değerleri istatistiksel açıdan anlamlı bulunmamıştır. Demir ve Sağlamtimur (2013: 49), yaptıkları çalışmada farklı müzik türlerinin Sarı prenses (Labidochromis caeruleus)’in gelişimi üzerine etkisini incelemiştir. Sufi müzik dinletilen grubun % 35, Mozart dinletilen grubun % 29, Metallica dinletilen grubun % 19 ve kontrol grubunun % 17 canlı ağırlık artışı gösterdiklerini saptamıştır. Bunun yanında Mozart ve Sufi müzik dinletilen gruplarda kontrol ve Metallica dinletilen gruplara göre istatistiksel açıdan ağırlık artışının olduğunu ancak Sufi müzik dinletilen grubun en iyi ağırlık artışına sahip olduğunu gözlemlemişlerdir. Ayrıca çalışmada, spesifik büyüme oranları, Sufi müzik dinletilen grupta 2.34, Mozart dinletilen grupta 2.04, Metallica dinletilen grupta 1.55 ve kontrol grubunda 1.39 olarak hesaplamıştır.

Sonuç:

Müziğin insanlar üzerindeki etkileri bilinen ve halen araştırılmaya devam edilen bir konudur. Ancak, müziğin diğer canlı türleri üzerinde de olumlu etkilerinin bilimsel olarak ortaya çıkartılması özellikle son yıllarda çoğalan araştırmalarla ortaya konulmaya başlanmıştır. Bu çalışmaların, karasal omurgalılardan sucul omurgalılara varıncaya kadar birbirinden farklı canlı gruplarındaki etkileri, müziğin sadece insanlardakine benzer değil diğer canlılardaki etkilerine de işaret etmektedir. Stres insanlarda ve hayvanlarda psikolojik ve/veya fizyolojik problemlere neden olabilmekte, gelişim hızını olumsuz etkileyebilmekte; insanda öğrenme bozukluklarına neden olabilmekte, canlılarda ise verime sekte vurabilmektedir. Müziğin, farklı hayvan türlerinde stresi azalttığı ve olumlu etkiler yarattığı daha önce yapılan çalışmalarda bildirilmiştir (Uetake et al., 1996: 175; Jonge et al., 2008: 138). Müziğin gelişim hızı üzerine herhangi bir etkisinin bulunmadığı bazı araştırmalarda ortaya konulmuş olsa da (Imanpoor et al., 2011: 641) bir çok araştırma bunun aksini işaret etmektedir (Ekachat ve Vajrabukka, 1994: 640; Uetake et al., 1996: 175; Vasantha et al., 2003: 25-26; Papoutsoglou et al., 2007: 61; Jonge et al., 2008: 138; Demir ve Sağlamtimur, 2013: 49). Bilimsel araştırmaların ışığında müziğin etkilerinin artık yalnızca insanlarla sınırlı kalmadığını -şaşırtıcı bir biçimde- diğer canlı türlerini de kapsadığını bilmekteyiz. Bu durum, müziğin -geniş bir canlı grubu için- taşıdığı evrensel boyuta işaret etmektedir. İleride daha farklı canlı gruplarıyla ve farklı müzik türlerinin etkileriyle ilgili yapılacak çalışmaların çoğalması ile, müziğin psikolojik ve fizyolojik etkilerinin daha ayrıntılı ele alınması mümkün olabilecektir.

Müzik düşüncelerimizi ve duygularımızı açığa çıkararak, kendiliğin farkına varılması ve ifadenin zenginleşmesi için eşsiz bir olanak sunabilir. Tarih boyunca müzik, insanlar için sanatsal bir ilham kaynağı olmasının yanında, toplumsal bilinci ifade etmede de rol oynamıştır. Hayatın her alanında, doğumdan ölüme kadar müziksiz bir sürece maruz kalınmadığını bilmekteyiz. Her yaştan ve kültürden insanların, etrafını çevreleyen, kulaklarını dolduran tınıların varlığı, müziği tedavide halen etkin ölçülerde kullanmadığımız gerçeğini de açık etmektedir. Müzik terapisi çok eski tarihlere dayanan, aslen denenmiş, ama bir yandan da henüz potansiyeli yeterince kavranmayan ve günlük pratiğe yansıtılmayan bir tedavi modelidir.

Müziğin kuramsal olarak iletişimdeki rolü insanlık tarihiyle başlar. Müzik, tarih boyunca kişiler ve toplumlar arasında duygu ve düşüncelerin anlatımında ve iletişiminde kullanılmış en etkili yöntemdir. Dünya kurulduğundan beri toplumların dini, askeri ve manevi güçlerinin geliştirilmesinde en büyük rolü oynamıştır. İletişimde müzik, konuşmadan çok daha önce başlamıştır. Müzik, kişilerin zihinsel, bedensel ve ruhsal davranışlarını etkileyen, iletişim ihtiyaçlarını karşılayan ve toplumsal ilişkileri dengeleyen çok güçlü bir temel olgudur. Müzik terapi metodu olarak kullanıldığında, kişiler hangi yaşta olurlarsa olsunlar, onların ruh ve beden sağlığını korur ve geliştirir.

Müzik, kişileri sadece ruhsal olarak güçlü kılmaz, aynı zamanda akıl ve vücut sağlığının tedavisinde kullanılan en etkili terapi metodlarından biridir

Tarihçe

Müzik, aslı Yunanca olan bir kelimedir ve dünyanın her yerinde aynı anlamı taşımaktadır. Türkçede musiki kelimesi de kullanılmaktadır. Mitolojiye göre Zeus’un kızları sayılan dokuz peri kızına ‘Mousa’ (Müz) adı verilirmiş. Eski yunanlılar bu peri kızlarının tüm dünya güzelliklerini ve ahengini düzenlemekle görevli olduklarına inanırlarmış. O yüzden bugün hemen hemen her dilde kullanılagelmiş olan ‘müzik’ veya ‘musiki’ kelimesinin bu ‘müz’ kökünden geldiği kabul edilmektedir.

18. ve 19. yüzyılda Avrupa’da, müziğin tedavide kullanılmasına ilişkin fikirler ortaya konmaya başlamış, 20. yüzyılda bu tedavi yönteminin hak ettiği yere ulaşması için gereken temeller atılmıştır. Müzikle birlikte kontrolsüz kasların harekete geçtiğinden, müzikal etkinliklerin bireysel olarak ve grup halinde uygulanabileceğinden söz edilmiştir. Bu dönemde, okullarda ve hastanelerde hem çocuklar hem de erişkinler için müzikle tedavi seansları düzenlenmeye başlamıştır. Özellikle çocuk hastalarda oldukça başarılı sonuçlar alınmıştır. Ayrıca, ameliyat edilen hastaların yanına her gün şarkı söylenip çalgı çalacak hastabakıcılardan oluşan bir ekip verilmiştir.

Türk İslam tarihinin büyük isimlerinden biri olan İbni Sina da, müziğin insan bedenine etkisini incelemiştir. Tedavinin etkili olması, hastanın akli ve ruhi dengesini artırmak için çevresinin sevimli hale getirilmesi gerektiğini keşfetmiş, bunun için de müzik dinletmenin en etkili yollardan biri biri olacağını savunmuştur.

Araştırmalarda sık sık kaynak olarak Farabi’ye başvuran İbni Sina, müzik notalarının insan ruh hallerindeki iniş çıkışları temsil ettiğini tespit etmiştir. Ona göre müziği bize hoş gösteren, işitme gücümüz değil; o besteden çeşitli telkinler çıkaran idrak yeteneğimizdir. Yani müziğin bize uyandırdığı duygularımızdır. Tıbbın babası sayılan Hipokrat, bazı hastaları tedavileri için ilahilerle tapınağa götürmüştür. Hipokrat’a göre tıbbın diğer vasıtalarının faydasız kaldığı hastalıklarda müziğin denenmesi önemlidir. Sokrat’ın öğrencisi Platon (Eflatun) M.Ö. 400 yıllarında müziğin ahenk ve ritmle ruhun derinliklerine etki ederek kişiye bir hoşgörü ve rahatlık verdiğini belirtmiştir. Antik Yunan’da müziğin epilepsi, depresyon, sıla hastalığı (melankoli), mani, cinnet, somnambulizm, letarji, katatoni, histeri, felç, afazi, tarantiz- ma, korea, gut, ateşli hastalıklar, romatizma, çeşitli ağrılar, veba, kızamık ve kuduz gibi hastalıkların tedavilerinde kullanıldığına dair veriler vardır. M.Ö. 9. yüzyılda yaşamış olan Homeros’un yazdığı Odysseia’da müziğin kanamaya iyi geldiği iddia edilir. Anatomi ve fizik bilgini Gallen, müziğin akrep ve böcek sokmalarına karşı bir panzehir olduğunu söyler. Athennoaops, hasta bölgenin üzerinde çalgı çalarak ağrı tedavi etmiştir. Aristidis, Teofrastos, Platon, Asclepiades, Xnocrates, Cicero ve Celsus musiki ile akıl hastalıklarını tedavi etmişlerdir.

Aurelianus, kronik hastalıkların tedavisinde Frigya usulü obua çalmayı önermiştir. Aynı zamanda Frigya usulü müzik, Pisagor’a göre, cinsel sorunların te- davisinde de faydalıdır. Çeşitli kaynaklara göre, Batı Anadolu’da yüksek bir medeniyet kuran Frigyalılar, müzikle tedavinin başlangıcında önemli bir mihenk taşını oluşturmaktadır.

Homere, ameliyatlarda müzik kullanmış ve başarılı olmuştur. Platon sağırlığın tedavisinde trampet kullanmakla ünlüdür. Eski bir Yunan atasözü, ‘İnsan ıstırabını dindirmek bir şarkıyı kullanabilme olanağı ile bağlantılıdır’ der. Heroes Asklepios, hekimlik tanrılığına yükselince M.Ö. 4. yüzyılda Yunanistan’da bulunan Epidauros’taki Asklepionun bir benzerini Bergama’ya da kurdurmuştur. Bunlar, dünyanın bilinen ilk hastaneleridir. Kapılarında ‘Buraya ölüm giremez’ yazar. Yazıtlardan öğrendiğimize göre, Asklepionlarda bugün de halen kullanılmakta olan, telkin, fizyoterapi ve müzik terapi yöntemleri uygulanmıştır. Sami bir kavim olan İbraniler’in, bazı kaynaklara göre, Sümer ve Hitit müziklerinden yararlandıkları bilinmektedir. İskenderiye’li bir tarihçi olan Kleman, Hz. Musa’nın tababetle musikiyi Mısırlılar’dan öğrendiğini yazmaktadır. Hz. Davud (M.Ö. 1055-974), Kral Saul’ün cinnetini çeng (bir arp çe- şidi) çalarak iyileştirmiştir. Eski Mısır’a göre müzik, sanatların en gizlisidir. Müzik, insanların sezgilerinin uyanmasına yardımcı olduğundan her asırda mistik törenlerde kullanmıştır. Kahire’nin büyük hastanelerinde, hastalara güç kazandırdığına inanıldığı için, operasyonlardan önce müzik dinletilmiştir. Eski Çin’de gür ses veren “lo” isimli bir gongun kötü ruhları ve cinleri hastanın yanından kaçırdığına inanılmıştır.

Antik devirlerde Mısır, Anadolu, Yunanistan ve Roma’daki felsefe ve bilim alanındaki gelişmeler, Ortaçağ Avrupası’nda Hıristiyanlık dininin etkisi ile yerini skolastik düşünceye bırakmış ve Avrupa için karanlık bir dönem başlamıştır. Bu dönemde Avrupa, ancak Türk-İslam bilim adamlarının etkisiyle antik dönem bilgi birikimine ulaşabilmiştir. Müzik terapiye ilişkin önemli örnekler sınırlıdır. Serras’nın 1742’de yayınladığı bir kitapta, 15. yüzyılda tarantula cinsi örümceğin ısırmasına bağlı gelişen tarantizm İtalya’da müzikle tedavi edilmiştir. Yazılı kaynaklara göre bu hastalar, müzik yardımlarına yetişmezse, ölünceye kadar büyük bir korku ve dehşet içinde bulunmaktaydılar. Müzik duyduklarında ise bitkin düşünceye kadar dans edip terleyerek derin bir uykuya dalar ve iyileşirlerdi. Bu amaçla iyileştirici özel besteler de yapılmıştır. Bu besteler, diğer böcek zehirlenme- lerinde de kullanılmıştır. Bu tip tedavi seansları, 2-3 gün gece gündüz süren, bitkinlik hali ile sona eren bir ‘katharsis’, yani temizlenme olarak kabul edil- miştir. Tarihte müziği Tanrı’nın bir armağanı olarak kabul eden din adamları olduğu gibi, şeytani kabul edip insanları engizisyon mahkemelerinde yakan din adamları da olmuştur. Zamanla müzik, ruhi bir tedavi aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Nitekim Protestanlığın kurucusu Luther, iyi bir müzisyendir ve müziği Tanrı’nın bir hediyesi olarak kabul etmiştir.

Türklerde en az 6000 yıldan beri süregelen bir müzik tarihinden bahsedilmektedir. Davul, Türklerde en yaygın olan müzik, ilan ve işaret aletidir. Ayrıca çeşitli üflemeli, vurmalı ve yaylı çalgılar tarih boyunca var olmuştur. M.Ö. 3000-2000 yılları arasında Anadolu’ya yerleşen Oğuzlar’ın müziği, Şaman müziğine kaynak gösterilmektedir.

Şamanların, davulu ve Kırgız Türkleri’nde baksı denen kopuzcuların, kopuzu sihir ve tedavide kullandıkları ve bu kişilerin de kutsal sayıldıkları, halk içinde insan ruhunun uzmanı olarak maneviyatlarına eşlik ettikleri bilinmektedir. Kırgız Türklerinde baksı, bir nevi şamandır ve müzik, şiir ve dansla hastasını iyileştirmeye çalışır. Günümüzde halen baksılar ve şamanlar, Orta Asya steplerinde mevcuttur. Halen Asya Türk illerinde kullanılan koray, sıbızgı adlı üflemeli aletler, dombra, dutar gibi telli aletler ve uskurık, tastavık gibi topraktan yapılmış üflemeli aletler pentatonik (beşli) özellik taşımaktadır. Pentatonik melodiler, halen Londra Kraliyet Müzik Terapi Okulu’nda otistik çocukların adaptasyonunda kullanılmaktadır. Tedavi merkezlerinde uygulanacak müziğin gerilimden uzak olması istendiğinde beş ses sistemine başvurulmaktadır. Ayrıca Selçuklu, Memlüklü ve Osmanlı Türkleri’nin Şam, Kahire ve Bursa’daki hastanelerinde akıl hastalarını, ilaçla, uğraşıyla ve müzikle tedavi ettikleri bilinmektedir.

Günümüzde Müzik Terapisi

Artan sayıda birey zihinsel sorunlar yaşamaktadır. Sosyal hayat karmaşıklaştıkça, zihinsel sorunlar da farklılaşmaktadır. Tedavi protokolleri de bu çer- çevede yeni boyutlar kazanmaktadır. Müzik terapisi, günümüzde birçok hastalığın tedavi sürecinde hastaların psikolojik durumlarının iyileştirilmesinde kullanılmaktadır. Ucuz ve yan etkisi olmayan bir yöntem olmakla birlikte, hastaların fiziksel, psikolojik, sosyal, duygusal ve manevi olarak iyileşmesinde olumlu etkisi vardır. Müzik, dinleyen bireyde hem fizyolojik hem de psikolojik cevaplara neden olduğu için eşsiz bir uyarandır.

Ortodoks tıbbının gelişimi ile unutulan ve binlerce yıldır kullanılmış olan müzikle tedavi, Batı tıbbı tarafından yeniden fark edilmeye başlanmıştır. Artık, müzik ve müziko terapinin nörobilimi çalışılmaktadır. Müzik terapisi; müziği ve onun fiziksel, duygusal, mental, sosyal, estetik ve spiritüel olmak üzere tüm yüzlerini, kişinin sağlığını düzeltmek veya geliştirmek için kullanan, eğitimli bir müzik terapisti ile hasta ilişkisine dayanan, yardımcı bir sağlık uzmanlığıdır.

Müzik terapisti, temelde hastanın sağlığının düzelmesine kognitif fonksiyonlar, motor beceriler, duygusal ve affektif gelişim, davranış ve sosyal yetenekler ve yaşam kalitesi gibi çeşitli alanlarda müzik deneyimlerini (doğaçlama, şarkı söyleme, şarkı yazma, müziği dinleme ve tartışma, müzikle hareket etme) kullanarak tedavi yöntem ve hedeflerine ulaşarak yardımcı olur.

Müzik terapi, fizyolojik fonksiyonlara daha holistik yaklaşır. Yani, ritm, melodi, tını, dinamikler, harmoni ve formdan oluşan altı unsurla, sistemi düzenlemek, daha doğru bilgiyi alıp işlemesini sağlamak için beden ve ruha yönelir. Literatürdeki pek çok nitelik ve niceliksel araştırmalarla hem bir sanat, hem de bir bilim olarak kabul edilmektedir. Uygulama, birebir kişiyle veya grup ile birlikte, aktif katılımcı veya pasif dinleyici şeklinde, doğaçlama veya belli bir müzik üzerinden yapılabilir.

Müziğin, gelecekte, tedavide hak etiği ölçüde daha yaygın kullanılması dileğiyle.

Doç. Dr. Oğuzhan ZAHMACIOĞLU

  1. Arlı, , (2015) “Stres ve Anksiyete İçin Alternatif ve Tamamlayıcı Bir Model Olarak Müzik Terapi”, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Çoban, AD.,(2005) “Müzikterapi”, Timaş Yayınları,İstanbul.
  2. Grebene, (1978). “Müzikle Tedavi” , Güven Kitapevi Yayınları, Ankara.
  3. Uyar M, Akin (2011) “The effect of music therapy on pain andanxiety in intensive care patients”. Ağrı ;23(4):139-46.
  4. Ulusal, , (2015) “Acil Seervise Başvuran Hastalarda Triajda Müzik Yayınının Ağrı ve Anksiyeteye Olan Etkisinin Araştırılması”, Uzmanlık Tezi, Ankara Yiğitbaş, SM. (1972). “Musuki ile Tedavi” Yelken Matbaası.

Bir müzik parçası dinlerken bir ürperti yaşadınız mı?

Daha önce hiç, özellikle dokunaklı bir müzik parçası dinlerken bir ürperti yaşadınız mı? Bu duygusal deneyim için, beynin dikkat çekerlik şebekesine (salience network) teşekkür edebilirsiniz. Şaşırtıcı bir şekilde, bu bölge aynı zamanda Alzheimer hastalığının yıkıcı etkilerinden kurtulmuş bir “hatıra adası” olarak beynin bir bölgesinde bulunuyor. Utah Sağlık Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, demans (herhangi bir beyin hastalığı ya da hasarı sonucu oluşan, hafıza problemleri, karakter bozuklukları ve muhakeme yeteneğinin bozulmasıyla ilintili olan mental rahatsızlık) hastalarındaki anksiyeteyi hafifletmeye yardımcı olmak için müzik tabanlı tedaviler üretmek amacıyla bu bölge üzerinde araştırma yürüttü. Konu üzerine yapmış oldukları bu araştırma, Nisan ayında The Journal of Prevention of Alzheimer’s Disease adlı derginin internet sayısında yayınlandı.

Utah Sağlık Üniversitesi Radyoloji’de tıp doktoru ve biliminsanı olarak çalışan ve çalışmaya katkıda bulunan Jeff Anderson, “Demansı olan insanlar, kendilerine tanıdık olmayan bir dünya ile karşı karşıya kalıyorlar. Bu da çevrelerini tanımamalarına ve anksiyeteye sebep oluyor” diyor ve “Müziğin, beynin nispeten çalışır olan dikkat çekerlik şebekesiyle bir bağlantı kuracağına inanıyoruz” diye ekliyor.

Bir önceki çalışma, kişiselleştirilmiş müzik programının demans hastalarının duygu durumları üzerindeki etkisini göstermişti. Bu çalışma, beynin dikkat çekerlik bölgesindeki dikkatle ilgili ağı harekete geçiren mekanizmayı incelemeyi amaçlamıştı. Sonuçlar, demans hastalarının mustarip olduğu anksiyete, depresyon ve huzursuzluk gibi problemlere nasıl yaklaşım gösterileceği üzerine yeni bir yol sunmaktadır. Ayrıca, beynin komşu bölgelerinin etkinleşmesi, hastalığın neden olduğu sürekli devam eden düşüşü engellemek için fırsatlar sunabilir.

Üç hafta boyunca, araştırmacılar, katılımcıların anlamlı şarkılar seçmeleri konusunda yardımcı oldular. Hasta ve hasta bakıcıyı, hastanın seçtiği müzik koleksiyonunun yüklü olduğu taşınabilir medya oynatıcısının nasıl kullanılacağı konusunda eğittiler.
Beyin Ağı Laboratuvarı’nda (the Brain Network Lab), yüksek lisans öğrencisi ve makalenin birinci yazarı olan Jace King, “Demans hastalarına kulaklık takıp tanıdık bir müzik çaldığınızda, hastalar sanki hayata yeniden döndüler. Müzik, hastayı yeniden gerçek dünyaya sabitleyen bir çapa gibi” dedi.

Araştırmacılar, sessiz bir ortamda 20 saniye müzik dinlediklerinde beynin hangi bölgelerinin aydınlandığını görüntülemek için hastalar üzerinde fonksiyonel MRI kullanarak tarama yaptılar. Hastanın müzik koleksiyonundan sekiz kesit çaldılar, aynı müziğin sekiz kesitini tersten çaldılar ve sekiz adet sessiz aralara maruz bıraktılar. Araştırmacılar deneyin sonrasında ise, her bir taramadan elde edilen görüntüleri birbirleriyle karşılaştırdılar.

Araştırmacılar, müziğin beyni harekete geçirdiğini ve beyinde bulunan tüm bölgelerin birbirleriyle iletişim kurmasını sağladığını buldular. Kişisel müzik listesi dinlendiğinde, görsel ağ, dikkat çekerlik ağı, yönetsel ağ, serebellar ve kortikoserebellar ağ çiftlerinin hepsinin daha yüksek fonksiyonel bağlantı kurduğunu gösterdiler.

Utah Sağlık Üniversitesi’nin (the University of Utah Health) yöneticisi ve makalenin kıdemli yazarı olan Norman Foster, “Beyin görüntülemesinden elde ettiğimiz bu objektif kanıt, kişisel olarak anlamı olan müziğin Alzheimer hastalarıyla iletişim kurmak için alternatif bir yol olduğunu gösteren bir kanıt olabilir. Hastalığın ilerleyişinde, genellikle dil ve görsel bellek yolları erken dönemde zarar görüyor, ancak özellikle çevreleriyle iletişimi kaybetmiş hastalarda kişiselleştirilmiş müzik programları beyni tekrar harekete geçirebilme potansiyeline sahip” diyor.

Ancak, sonuçlar tam olarak ikna edici değil. Araştırmacılar bu çalışma için denek sayısının azlığına (17 katılımcı) dikkat çekmektedir. Buna ek olarak, çalışma her hasta için sadece tek bir görüntüleme seansı içermekteydi. Bu çalışmada saptanan etkilerin, kısa bir uyarılma periyodunun ötesinde olup olmadığı veya hafıza ve ruh halinin nöral etkinlikteki değişim ve uzun dönemdeki bağlantılar tarafından güçlenip güçlenmediği belirsizliğini koruyor.

Anderson, “Toplumumuzda demans tanısı çığ gibi büyüyor ve kaynakları en azami şekilde zorluyor. Kimse müzik çalmanın Alzheimer hastalığının tedavisi olduğunu söylemiyor. Ancak müzik, semptomları daha baş edilebilir hale getirebilir, bakım maliyetini azaltabilir ve hastanın yaşam kalitesini arttırabilir” diye belirtiyor.

Müzik, beynin Alzheimer hastalığından korunmuş bölgelerini harekete geçiriyor!

DİLARA GÜNDOĞDU

İnme Tedavisinde Ritim ve Müzik

İİnme geçirmiş bireyin tekrar eski becerilerine kavuşabilmesi beynin plastisite özelliği sayesinde mümkün olur. Beyindeki sinir hücreleri bol tekrar ve konsantrasyon içeren öğrenme süreci ile yeni bağlantılar kurabilir. Egzersizler sırasında ritim ve müzikten yararlanmak hem motivasyonu arttırır hem de çoğu doğal hareket ritmik olduğundan iyileşmeyi uyarabilir.

Ritim Nedir?

Ritim hareket veya seslerde birbiriyle kontrast gösteren öğelerin düzenli bir zamanda tekrarlamasıdır. Örneğin müzikte sesler ve durakların düzenli paterni ritmi oluşturur. Kalp atışı, nefes alıp verme, yürüme ritme sahip doğal hareketlerden bazılarıdır.

Müzik beyin hasarı sonrası konuşamayan afazili hastalarda konuşma terapisinin parçası olarak da sıklıkla kullanılır. Tedavi amaçlı şarkı söyleme ve melodik tonlama terapisi başarılı sonuçlar vermektedir.

İnme rehabilitasyonunda kol ve bacak hareketlerini geri kazanmaya yönelik egzersizler sırasında sabit ritme sahip bir müzik veya metronom kullanılabilir. Müzik düşünceleri yorgunluktan uzaklaştırır. Bu nedenle pek çok egzersiz aktivitesinde müzikten yararlanılır.

Uyarı

Müzik ve ritimle egzersiz yapmak kan basıncında ve nabızda artışa neden olabilir. Bu egzersizlerin kendiniz için güvenli olup olmadığını doktorunuza danışmalısınız. Kol ve el için müzikle egzersiz oldukça güvenlidir. Fakat bacak ve ayağa yönelik egzersizlerde denge faktörü önem kazanır, düşme riski olabilir. Düşme riskiniz doktorunuz veya fizyoterapistiniz tarafından değerlendirilebilir.

El ve Kol için Ritim Eşliğinde Egzersiz

Felçten sonra el hareketlerini iyileştirmek için ritmin nasıl kullanılabileceğine dair bir örnek paylaşalım:

  • Masa üstüne katlanmış bir havlu koyun. Felçli elinizle havluyu masa boyunca ne kadar kaydırabildiğinizi ölçün. Bu sırada sırtınızın sandalyeye dayalı olduğundan emin olun. Dirseğinizi yapabildiğiniz kadar açıp uzatın. Elinizin ulaşabildiği en uzak noktaya ufak bir bant yapıştırıp işaretleyin. Aynı işlemi sağlam eliniz için de yapın.
  • Sırtınızı sandalyeye yaslayarak masaya oturun. Her iki elinizin altında birer havluyu katlayıp koyun. Metronom veya sabit tempolu müzik eşliğinde her iki ellerinizle işaretlediğiniz yere kadar havluyu itip geri çekin. Sağlam ve zayıf taraf hareketleri aynı anda aynı ya da zıt yöne olabilir. Örneğin bir elinizi öne uzatırken diğerini geri çekebilirsiniz. Aynı anda aynı yöne hareketi de deneyebilirsiniz. Zorluğu arttırmak için itme mesafesini veya tempoyu arttırabilirsiniz.
  • Ritim egzersizlerinde sağlam ve zayıf taraflar için hedefler farklı olabilir. Örneğin sağlam elinizi 30 cm ilerletebiliyorken zayıf elinizi sadece 10 cm ilerletebilmek sorun değildir. Zayıf taraf için iyileşme sürecinde ulaştığı noktaya göre performans belirlenir.
  • Yavaş ve kolay bir ritimle başlayın. Önemli olan çok hızlı yapmak değil, hareketi ritimle uyumlu yapmaktır. Egzersiz süresini kronometre veya şarkı süresine göre ayarlayabilirsiniz.

Yürüme Egzersizlerinde Ritim

İnme ve travmatik beyin hasarı sonrası kişide yürüme mekaniği kadar ritmi de bozulabilir. Ritmik işitsel ipucu denilen yöntemle her iki kol ve bacağın birbiriyle uyumlu hareket ettiği ritmik yürüme geri kazandırılabilir. Bu amaçla yürüme hareketleri ile uyumlu bir ritim dinleyerek egzersiz yapılır. Akıllı telefonlarda çeşitli metronom uygulamaları vardır. Böylece kişiye uygun vuruş hızı ayarlanabilir. Yürüme egzersizi güvenli olması açısından elle sağlam bir destek yüzeyine tutunarak sabit yerde adım atma şeklinde başlanabilir. Daha sonra yürüme bandı ve düz zeminde adım atmaya geçilebilir.

Ritme uygun hızda yürüme sağlıklı kişiler için bile zor olabilir. Bu nedenle egzersizin güvenlik açısından fizyoterapist eşliğinde yapılması önerilir.

Yüksek Teknolojiden Yararlanmak

Görüldüğü gibi beyin felci sonrası iyileşme sürecine müzik ve ritmi katmak çok kolaydır. Hayal gücü ile egzersizler çeşitlendirilebilir. Ancak yüksek teknolojiden yararlanmak da mümkündür. Örneğin ayakkabıya ve giysilere yerleştirilen sensörler ile ayağın basma anı, ellerin sallanma derecesi ölçülüp ritme ne derece uyulduğu ve uygun ritim düzeyi program tarafından belirlenebilir, kişiye anında geri bildirim verilebilir. Konsol oyunları ya da sanal gerçeklik içeren terapilere ritim entegre edilebilir.

Uzman Doktor Deniz Doğan

“Tanrı bize müziği bahşetmiştir; onun aracılığıyla her şeyin üzerine, yukarı doğru yol alabiliriz. Müzik bütün nitelikleri bir araya getirebilir: Bizi heyecanlandırabilir, avutabilir, neşelendirebilir ya da melankolik tınılarının en nazik olanıyla kalbimizin sertliğini yumuşatabilir. Ancak onun başlıca görevi düşüncelerimizi daha öteye taşımak, onları yüceltmek hatta bizi ürpertmektir. Müzikal sanat, şiirin kelimelerinden daha fazla içe işleyen sesler aracılığıyla bizimle konuşur ve kalbin en gizli oyuklarının içine yerleşir. Şarkıları varlığımızı yüceltir ve bizi iyi ve doğru olana yönlendirir.”demişti Nietzsche. Müziksiz hayatın hata olduğunu vurgularken sadece ruhumuzun değil aynı zamanda bedenimize de iyi gelen müziğin gücünden bahsediyordu ünlü filozof.

“Müzik, ruhun gıdası” diye söylemişti Sokrates. Müziğin ruhun gıdası olduğu kadar bedenin de gıdası olduğunu ise tarihteki birkaç örneğe bakarak dahi anlamak mümkün. Tarihte pek çok hastalığın müzik yoluyla tedavi edilmesine, müziğin tıpta destekleyici olarak kullanılmasına yönelik birçok örnek sıralanabilir. Peygamber Davut’un müzik çalarak hastaları iyileştirdiği, tıbbın babası sayılan Hipokrates’in, bazı hastaları ilahi dinlemeleri için tapınaklara götürdüğü söyleniyor. ll.Sultan Bayezid’in Edirne’de yaptırdığı darüşşifada, hastaların müzikle tedavi edilmelerini sağladığı da günümüze ulaşan bilgiler arasında.

Platon ise “Devlet” adlı eserinde gençlerin çok iyi müzik eğitimi almaları üzerinde durmakta, ancak böyle bireğitimden geçmiş gençlerin bilge olabilecekleri düşünmektedir. Ünlü Türk bilgini Mevlana “Müziksiz hayat hiçe benzer, müzik kalbin ve ruhun gıdasıdır, o gıdadan kimse mahrum kalmasın”demiştir. Mevlana’nın sözlerine kulak vermek, müziğin hayatımızdaki yeri ve önemini hiç de küçümsememek gerekir. Müziğin ezgileriyle farklılaşan hava; bedeni, aklı, davranışları, tüm ruhu etkiler. Müzik hayata bakış açımızı değiştirir, bizlere kabiliyet verir. Müzik ruhumuzdaki huzursuzlukları yok eder, ruhu sakinliğe, dinginliğe ulaştırır. Kalbe iyi geldiği, sebebi bilinmeyen ağrıları giderdiği (özellikle Mozart ve Bach), obezitenin önlenmesine yardımcı olduğu, bağışıklık sistemini güçlendirdiği, erken doğan bebeklerin ya da yaşlıların hayata tutunmasına destek olduğu, hafıza ve öğrenmeye katkısı olduğu yönünde birçok araştırmanın sonuçlarına ulaşmak mümkün.

Toplumdan etkilenen ama dönüp toplumu etkileyen, onunla bütünleşen sanatların en başında yer alır müzikBir toplumun gelişmişlik düzeyini ölçmede yararlanılır müzikten. Müziğin, insandan insana, toplumdan topluma geçen evrensel bir dil olması; dünyanın dört bir yanında dili, dini, ırkı, mezhebi ve hatta beğenileri ayrı insanları aynı ezgide, aynı ritimde birleştirecek güce sahip olması, ona diğer sanat dalları arasında farklı bir yer kazandırmıştır. Birbirinden farklı birçok çeşidi ve akımı vardır müziğin: Rock, pop, caz, metal, rap, klasik müzik… Saksafon, trombon, klarnet, gitar, flüt sesi, assolistlerin arkasında, kısa taksimler yapan kanunî ve daha onlarcası… Her biri ayrı bir döneme damgasını vurmuş nicesi…

Bazen neşelenmek, eğlenmek bazen hüzünlendiğimizde yatışmak bazen de dinlenmek için dinleriz müziği. Ancak yaşamımızın her alanında vardır ezgiler.Sabah ve akşam saatleri trafikte, uzun yolculuklarda, tatilde, doğum günlerinde ve kimi zaman da törenlerde… Müziksiz, ezgilerin ve bununla beraber dansın olmadığı bir zamanı düşünebiliyor musunuz? Ne kadar sıradan ne kadar renksiz olurdu?

Kısacası, her zaman, yaşamımızın her alanında müziğin anlamı çok büyük. Bu nedenle hayatımızı böylesine renklendiren böylesine katlanılır kılan tem ezgilere kulak verin. Atamızın söylediği gibi “Musiki hayatın neşesi, ruhu, sevinci ve her şeyidir. “ ya da Nietzsche’nin de dediği gibi “Mutlu olmak için küçük bir şey bile yeterlidir. Örneğin bir gayda sesi!”

DENİZ KOCAGÜL

Müzik akıl, vücut ve ruh arasında bir denge oluşturmaktadır. Yapılan bir çok çalışmada, ses ve müziğin ağrı duygusu ve anksiyete hali üzerinde olumlu değişikliklere yol açtığını göstermiştir. Yapılan araştırmalar müzik terapinin yoğun bakım hastaların ağrı şiddetinin ve anksiyete düzeyinin azalmasında etkili bir yöntem olduğunu ortaya koymaktadır. Müziğin hem beynimizi hem de diğer organlarımızı etkilediği kabul edilmektedir. Tıpkı beyin gibi insanın kalbi de ses ve müziğe son derece duyarlıdır. Ses ve müzikle tedavi günümüzde modern tıbbın başvurduğu tedavi yöntemleri arasına girmiştir. Yapılan araştırmalar ses ve müzik terapinin sağlığın her alanında kullanılabilen, ağrısız, güvenli, yan etkisi olmayan bir tedavi yöntemi olduğunu ortaya koymuştur.

Müzik terapi, bireylerin fiziksel, psikolojik, sosyal ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılamada müziği ve müzik aktivitelerini kullanan uzmanlık dalıdır. Müziğin kendine özgü dili, yapısı ve anlatım öğeleriyle insanın duygu ve düşüncelerine seslendiği söylenebilir. En eski tedavi yöntemlerinden biri olup, çeşitli kültürlerde hastaları tedavi etmek amacıyla kullanıldığı bilinmektedir. Müzik terapide ritm, melodi ve armoni gibi müzik unsurları tedavi amaçlı kullanılır. Müzik, hastanın sinir ve endokrin sistemi üzerinde olumlu etkiler oluşturarak, duygu ve düşüncelerde anlamlı tepkilerin ortaya çıkmasını sağlar. Yapılan araştırmalarda, müziğin ruhsal hastalıkların oluşumunda etkisi olan ve insanın duygusal durumunu düzenleyen serotonin, dopamin, adrenalin, testosteron gibi hormonları olumlu etkilediği; kan basıncı, solunum ritmi gibi fizyolojik işlevleri düzenlediği ve beyindeki oksijen ve kanlanmanın dengesini sağladığı gözlenmiştir. Bu çalışmamda müzik terapi kısa tarihçesi, hastane ortamında kullanımı, ses şifasının temeli, sesin rutin biçimde tıbbın değişik alanlarında kullanılması, koroner yoğun bakım hastalarında müzik terapinin ağrı ve anksiyeteyi azaltmak için kullanımı, ameliyathanede kullanım ve iyileşme öyküleri yer almaktadır.

MÜZİKLE TERAPİNİN KISA TARİHÇESİ ve HASTANE ORTAMINDA KULLANIMI: Müzikle tedavi tıp tarihi kadar eskiye dayanır. Çünkü insanlar tedavi araçlarını çoğu kez birlikte kullanmışlardır. Homera, ameliyatlarda müziği kullanmış ve teskin edici etkisini göstermiştir. Aesculape ise, sağırlığı tedavi ederken trampet kullanmıştır. M.Ö. 400 yıllarında Platon da müziğin ahenk ve ritmiyle insan ruhunun derinliklerine nüfuz ederek ona hoşgörü kazandırdığı ve rahatlık verdiğini belirtmiştir. Eski Roma’da ise Celsus ve Areteu’a göre müzik ruhu teskin eder ve ruh hastalıklarına iyi gelir. Mısırlılar da doğum sırasında müziği kullanmışlardır. Büyük Çin filozofu Konfüçyus; müzik yapıldığı zaman kişilerarası ilişkiler düzelir, gözler parlar, kulaklar keskin olur. Kanın hareketi ve dolanımı sakinleşir diyerek müziğin insanlar üzerindeki etkilerini tarif etmiştir(1,2). Türklerde, Anadolu öncesi dönemde Orta Asya’da Baksı adı verilen şaman müzisyenler çeşitli hastalıkların tedavisinde müziği kullanmışlardır. Zekeriya er-Razi (854-932), Farabi (870-970), İbn-i Sina (980-1037) gibi İslam filozoflarının da hem hekim hem de müzikolog oldukları görülmektedir. Osmanlı döneminde 15. yüzyılda Edirne’de kurulan Sultan Beyazıt Darüşşifası her psikolojik rahatsızlığa belli bir makamın reçete edildiği çağını aşan bir ruh hastalıkları hastanesiydi. Müzik, Batı dünyasında ancak 20. yüzyılın ilk yarısında hastane ortamında kullanılmaya başlanmıştır. Thomas Edison’un 1877’de fonografi buluşu ve 1886’da disk kayıt cihazını geliştirmesi ile hastalar üzerinde müziğin etkisinin incelenmesini mümkün kılmıştır. Hastanelerdeki ilk uygulamalarda müzik anestezi ve analjeziye yardımcı olarak kullanılmıştır. 20. yüzyılın ortalarında, araştırmacılar müziğin etkilerinin nörolojik temelleri hakkında teoriler geliştirmeye başlamışlar ve müziğin fizyolojik parametreler üzerine etkilerini deneysel olarak araştırmışlardır. Müzik, geçmişten günümüze kadar çeşitli nedenlerden dolayı sağlık bakım ortamlarında kullanılmıştır.

Müzik, değişik psikiyatrik bozukluğu olan hastalarda (zeka geriliği olan çocuklarda, otistik çocuklarda, nevrotik hastalarda, madde kullanım bozukluğu olan hastalarda), onkoloji hastalarında, terminal dönem hastalarında, kaygıya neden olabilecek herhangi bir tıbbi ve cerrahi prosedürden önce, süresince ve sonrasında, doğumhanelerde, yoğun bakım ünitelerinde (kardiyak bakım, yeni doğan bakım üniteleri gibi), ana çocuk sağlığı alanlarında (pediyatri, doğumhane, kadın hastalıkları, kreş gibi) ve ameliyathanelerde kullanılmıştır(4-6). Müzik tedavisinin fizyolojik etkileri; psikofizyolojik stres, ağrı, kaygı ve izolasyonun azaltılmasıyla bir davranış değişikliği yaratma ve duygu durumunu değiştirme arasında değişir. Yapılan pek çok çalışma, müziğin ağrı ve anksiyete üzerinde olumlu etkiler yarattığı, hasta ve sağlıklı bireylerin yaşam kalitesini yükselttiği bilinmektedir. Müzik kalp hızını, kan basıncını, vücut ısısını ve solunum hızını düşüren, gevşemeyi sağlayan, hastanın ağrı algısını değiştiren, dikkatini başka yöne çeken, kemoterapiye bağlı bulantıyı azaltan, özellikle terminal dönemdeki hastaların yaşam kalitesini yükselten önemli bir araçtır. Müzik, derin düzeyde relaksasyon oluşturma yeteneğine sahiptir. Uykusuzluğu hafifletici etkileri olduğu bilinmektedir(5,7,8).

SES ŞİFASININ TEMELİ ve TIBBIN DEĞİŞİK ALANLARINDA KULLANIMI: Bütün evren bir titreşim halindedir ve her varlık kendi eşsiz frekansını oluşturur. Her şeyin titreşim halinde olması, aynı zamanda her şeyin bir ses oluşturduğu anlamına da gelir. Bu elbette bizim bütün sesleri duyabileceğimiz anlamına gelmez. İki şey aynı frekanstaysa, birbiriyle rezonans (tınlama) yapar. Her maddenin kendine özgü titreşimi vardır. Zihnimiz ve bedenimiz hangi özgün titreşimle rezonans yaptığımıza bağlı olarak bundan etkilenir. Vücudumuzun değişik kısımlarının (organlar-kemikler dokular ve farklı vücut sistemlerimiz) hepsinin kendine özgü belli yankı yapan frekansları vardır. Bunlar, birlikte bir armonik bileşim oluşturur: Bu, bizim kendi kişisel rezonansımız veya titreşim seviyemizdir. Vücudun belli bir kısmı rahatsız ve uyumsuz titreşim gösterdiğinde, bedenin çeşitli bölümlerindeki hücresel titreşimler değişik nedenler yüzünden bozulduğunda bedenimiz bir rahatsızlık yaşayabilir, buna “hastalık” diyoruz. Böyle bir durum meydana geldiğinde, rezonans yapması için bozulmuş hücreye yeni bir dışsal titreşim verilebilir, böylece hücrenin kendine özgü titreşimi yeniden sağlanır. Ses rutin bir biçimde tıbbın değişik alanlarında ve bütünsel şifacılıkta kullanılmaktadır. Genetik kodu inceleyen bilim insanları bu kodun müzik ile benzerlik gösterdiğini buldular ve çalışmalarını sesin DNA yoluyla bir iyileştirme etkisi üzerine yoğunlaştırdılar. Ses şu anda daha sık olarak ağrıların dindirilmesi ve stresin giderilmesi için geleneksel tedavi usulü olarak kullanılmaktadır. “Ses ve Müzikle Kendi Kendine Şifacılık” konusunu da kapsayan kitapları olan Dr. Andrew Weil, ses terapisinin şaşırtıcı bir biçimde kalp hastalıkları, kireçlenme, stres, anfizem ve daha birçok hastalık üzerinde etkili olduğunu açıklamıştır. Ana ses şifacılığı usullerine değinirsek: Mantra SöylemeTonlama-Yankılanan Frekans Tedavisi-Sonik Bindirme Teknolojisi-İşitsel Zenginleştirme Teknolojisi-Ses Analizi Terapisi-Vibroakustik Terapi-Diyapazon Terapisi-Sonopunktur Doğal Akustik Enstrümanlar-Kompakt Diskler (CD)-Müzik Terapi. Ses şifacılığıyla bağlantılı birçok yöntemin arasında müzik terapi geleneksel tıp tarafından en fazla kabul görendir. Şu ana kadar ses ve müzik terapinin etkili olduğu hastalıklara bakarsak: Ağrılar, aids, alerjiler, alzheimer, artrit, baş ağrısı, beyin felci, cinsel taciz, depresyon, dikkat yetersizliği, dişle ilgili sorunlar, down sendromu, epilepsi, erken doğum, felç, hamilelik ve doğum, kalp hastalığı, kanser, kronik bitkinlik sendromu, tinnitus, madde bağımlılığı, menopoz, kaygı, keder, kilo, öğrenme yetersizliği, sırt ağrısı, nörokasla ve iskelet sistemi ile ilgili sorunlar, otizm, parkinson, astım, psiko sosyal gelişim, rehabilitasyon, şeker hastalığı, şizofroni, travma, uykusuzluk, yanıklar, yaralanmalar, yüksek tansiyon, geç gelişim, ön yargı, paranoya, rahim muayenesi, saldırgan davranış.

STRESİN ve DUYGULARIN KALBE ETKİSİ: Son on yılda stres ve depresyonun kalp hastaları üzerinde etkili olduğu açıklık kazanmıştır. Özellikle kronik stres iki değişik açıdan kalp hastalarını etkiler. Birincisi, stresin vücut üzerindeki doğrudan etkileridir. Kişi stresliyken, vücut değişik kimyasal maddeler salgılar ve bu maddeler fiziksel değişikliklere yol açar. İkincisi stresle ilgili davranışlardır. Özellikle de, stres düzeyinin yüksek olmasıyla, kalp hastalığının ilerlemesine yol açacak davranışlar arasında çok yakın bir ilişki vardır. Stresin, öfkenin ve depresyonun kalp hastalığının ilerlemesine etkisi olduğu kesindir. Bu ilişki, en çok, genellikle öfkeli ya da kaygılı koroner hastalarında daha açıklıkla görülebilmektedir(13). Tıp alanında, giderek daha çok sayıda hekim, uygulamalarına “müzik terapisi” katıyor. Hastalarına müzik dinletmenin iyileşme sürecini hızlandırdığını söylüyorlar. Bilimsel araştırmalar ruh halimizin ya da zihinsel durumumuzun bedenimizi doğrudan etkilediğini uzun zaman önce ortaya koydu. Olumlu düşüncenin gücü azımsanacak bir şey değildir, bağışıklık sistemimizi güçlendirir. İnsanlara yaşamak için bir sebep verdiğinizde hem ruhlarının hem de bağışıklık sistemlerinin güçlendiği çok açıktır.

AMELİYATHANEDE MÜZİK: New York Katonah’tan bir sosyal hizmet görevlisi ve klasik müzik eğitimi almış bir müzisyen olan Linda Rodgers meslek hayatını hastaların ameliyata karşı verdikleri tepkileri kontrol etmek için yollar bulmaya adamıştır. Ve sonuçta hastaların bilinçsiz oldukları zamanlarda bile duymaya devam ettiklerini gösteren pek çok araştırmayı ortaya çıkarmıştır.” Bütün diğer duyu sistemlerinden farklı olarak kulak yolunun fazladan bir aktarıcısı daha var” diye açıklıyor Rodgers bu durumu. “İşitme anesteziden etkilenmiyor, bu nedenle sesleri iletmeye devam ediyor”. Kısacası; kulağımızın duymadığı bir zaman yok! Müzik duygusal bir deneyimdir ve etkileri de kişiye bağlıdır. Ameliyathane için en uygun müzik kaygıyı azaltmak için tasarlanmış olan anksiyolitik müziktir. Bu müzikte sözler, solist ve nahoş hatıraları ve çağrışımları tetikleyecek hiçbir şey yoktur. Asıl amaç dinleyenleri rahatlatacak ve müziğin onları sarmalamasına izin verecek bir serbest ses akışı sağlamaktır. Müzik terapistle beraber her hastaya seçilen müziklerin ameliyat öncesi, ameliyat sırasında ve ameliyattan sonra hastaya kulaklıkla dinletilmesi önerilmektedir.

MÜZİK TERAPİNİN KORONER YOĞUN BAKIM HASTALARINDA AĞRI ve ANKSİYETEYİ AZALTMAK İÇİN KULLANIMI: Çeşitli klinik araştırma sonuçları, müzik terapinin yoğun bakım hastaları için etkili bir girişim olduğunu belirtmektedir. Bonry tarafından müzik terapi ilk defa koroner yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan hastaların deneyimlediği ağrı ve anksiyeteyi azaltmak, hastaların konforunu arttırmak amacıyla kullanılmıştır. Bolwerk (1990) tarafından Miyokard İnfarktüsü geçirmiş yoğun bakım hastalarında yapılan çalışmada; müziğin hastaların ağrı ve anksiyetesini azaltmada etkili olduğu bulunmuştur. Sullivan (1991) tarafından koroner ve cerrahi yoğun bakım ünitelerinde yatmakta olan hastalar üzerinde yapılan çalışmada; hastalara klasik müzik dinlettirilmiş ve hastaların ağrı ve anksiyetesinin müzik terapiden sonra azaldığı belirlenmiştir. Elliot (1994) tarafından yapılan çalışmada;müzik terapinin iskemik kalp hastalığı tanısı ile bir koroner yoğun bakımda yatmakta olan hastaların anksiyetesine, ağrısına ve kas gevşemelerine olan etkisi değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda müziğin bu hastalara olumlu etkisi olduğu, hastaların konforunu arttırdığı saptanmıştır. Twiss ve arkadaşları (2006) tarafından yapılan çalışmada; kardiyovasküler cerrahi geçirmiş yoğun bakım hastalarında müzik terapinin hastaların anksiyetesine, deneyimlediği ağrı şiddetine ve entübasyona bağlı kalma süresine etkisini değerlendirmek için hastalara kendi seçtikleri müzik dinlettirilmiştir. Araştırmanın sonuçları, operasyon sırasında ve sonrasında olmak üzere ortalama değerler alınarak değerlendirilmiş ve müzik terapi uygulanan hastaların ağrı şiddetinin azaldığı, anksiyete puanlarının uygulanmayan hastalardan daha düşük olduğu, müzik terapi uygulanmayan grubun entübasyona bağlı kalma süresinin ortalama olarak daha uzun olduğunu göstermektedir.

MÜZİK TEDAVİ ve İYİLEŞTİRME ÖYKÜLERİ: Kalp Hastalığı Modern toplumun başlıca ölüm nedeni olan kalp hastalığı kendisini birçok müzik tedavisi çalışmasının ellerine bırakmıştır. 1976’da altı yataklı yoğun bakım ünitesine bir müzik sistemi yerleştirdikten sonra New York’taki Saint Joseph Hastanesi kalp krizlerinde bir düşüş olduğunu ve ölüm oranının ulusal ortalamanın yüzde 8 ile 12’si kadar altına indiğini bildirdi. 1987’de iki araştırmacı ileri düzeyde koroner kalp hastalığı olan hastaların kalp ritimlerinin kasetten dinletilen klasik müziğe verdiği tepkiler üzerinde çalıştı. Heart Lung (Kalp Akciğer) dergisinde hiçbir ritim bozukluğu olmadan hastaların kalp atışlarının büyük ölçüde azaldığını ve daha mutlu bir ruh hali içine girdiklerini bildirdiler. Dallas’taki Bütünsel Bakım Danışmanları’nın yöneticisi, Parkland Memorial Hastanesi’nin danışmanı ve on üç kitabın yazarı olan yoğun bakım hemşiresi Cathie E. Guzzetta yirmi beş yıl boyunca kalp hastalarıyla çalıştı. Hastaların kalp ritimleri çoğunlukla düzensizdir. Kimi zaman neredeyse ölmekten korkan hastaların nefes alış verişleri yüzeyselleşiyor, çeneleri ve yumrukları sımsıkı kenetleniyor ve hislerini kontrol altında tutamıyorlardı, bu da bazen şiddetli psikolojik durumlar ortaya çıkarıyordu. Guzetta “bütünleyici” bir yaklaşımı denemeye karar verdi ve böylece hastalarıyla gevşeme ve müzik terapi seanslarına yapıldı. Toplamda bu araştırmaya seksen kalp hastası katıldı. Gevşeme ve müzik terapisi kalp atış sayısını indirmekte etkili oldu, ayrıca kaygıyı da azalttı, bu da hastaların daha gevşemiş olduğunun bir göstergesiydi. Yüksek Tansiyon South Caroline Üniversitesi’ne bağlı olan bir hastanede yirmi kalp hastasıyla yapılan bir çalışmada, bir araştırmacı 1990 yılında kasete kaydedilmiş belli müzikleri dinlemenin kan basıncını düşürdüğünü bildirdi. Bu kasetlerde Bach, Vivaldi, Bizet, Debussy, Cat Stevens, Nat King Cole, John Denver, Chet Atkins, Willie Nelson ve Judy Collind gibi besteci ve sanatçıların besteleri yer alıyordu. Bütün besteler korkutucu ya da rahatsız edici imgeler oluşturmamak için özenle seçilmişti. Colorado Üniversitesi profesörlerinden Phyllis Updike yayınladığı bir çalışmada yatıştırıcı müziğin kan basıncını düşürdüğü ve kalple ilgili diğer ölçümleri de düzelttiğini bildirdi. Hastaların kaygısı azaldı, ağrıları yok oldu ve fiziksel ve duygusal tepkilerindeki olumlu değişim terapiden sonra da uzun süre devam etti. Pek çok hasta terapiden sonra “Bu otuz dakika günlerden beridir yaşadığım ilk huzurlu dakikalardı” dedi(12). Sonuç Ruh halimize uygun bir müzik dinlediğimizde ses ortamına fark etmeden ayak uydururuz. Böylesi bir müzik, özellikle ağrı çeken insanlar için, sessizlikten daha iyidir, çünkü sessizlik rahatsızlığın daha çok bilincinde olmaya neden olur. Ayak uydurma, dinlediğimiz müziğe göre beyin dalgalarının, kalp ritminin, nefes alıp vermenin, duygusal gücün, zamanlamanın, hızın ve diğer organik ritimlerin nasıl değiştiğini açıklar. Müzik terapistinin uyguladığı ilkelerden biri de dikkati ağrıdan ya da rahatsızlıktan başka bir yöne çekmek olan “dikkat dağıtmak” tır. Müziğin en bariz iyileştirici kullanımı stresi azaltmaya ve gevşemeye yöneliktir. Müzik iyileşme sürecinde güçlü bir hızlandırıcı görevi görebilir. Bedeni, her birinin benzersiz sanatsal yeteneği ve akort edilme şekli olan çok hassas bir enstrümanlar topluluğuna benzetmek yerinde olur(12). ÇIKAR ÇATIŞMASI Yazar bu makale ile ilgili olarak herhangi bir çıkar çatışması bildirmemiştir.

Neslihan Karamızrak / İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı, Piyano Ana Sanat Dalı, İstanbul, Türkiye

KAYNAKLAR

  1. Ak AŞ. Avrupa ve Türk İslam Medeniyetinde Müzikle Tedavi, Tarihi,
    Gelişimi ve Uygulamaları. Konya: Öz Eğitim Basım Yayım Dağıtım Ltd.
    Şti, 1997.p.24,30-3-4,128,140.
  2. Kömürcü, N. Travayda Dinletilen Tedavi Müziğinin Gebenin Anksiyetesine
    Etkisi. Hemşirelik Forumu 1999;2:89-96.
  3. Pratt RR. Art, dance, and music therapy. Phys Med Rehabil Clin N Am
    2004;15:827-41.
  4. Ruud E. Music and Quality of Life. Nordic Journal of Music Therapy
    1997;6:86-97.
  5. Covington H, Crosby C. Music Therapy as a Nursing Intervention. J
    Psychosoc Nurs Ment Health Serv 1997;35:34-7.
  6. Evans D. The effectiveness of music as an intervention for hospital patients:
    a systematic review. J Adv Nurs 2002;37:8-18.
  7. Covington H. Therapeutic music for patients with psychiatric disorders.
    Holist Nurs Pract 2001;15:59-69.
  8. White JM. State of the science of music interventions. Critical care and
    perioperative practice. Crit Care Nurs Clin North Am 2000;12:219-25.
  9. Emoto M. Suyun Gizli Mesajı, Kozmik Kitaplar, İstanbul; 2006. p.11,57-9,83.
  10. Emoto M. Suyun Bilinmeyen Gücü, Kuraldışı Yayıncılık, İstanbul; 2005,2.
    Basım. p.30-2,41,103-4.
  11. Goldman J. Seslerin Gizli Gücü, Sınır Ötesi Yayınları, İstanbul; 2010.
    p.18,20,36-9,161-180.
  12. Campell, D., Mozart Etkisi, Kuraldışı Yayıncılık, İstanbul; 2002. p.156-
    7,160-2, 272-343.
  13. Cicala, Dr. R., Kalp Hastalıkları Kaynak Kitap, HYB Yayıncılık, Ankara;
  14. p. 209-11-14.
  15. Chlan L. A Single session of music therapy decreased anxiety and improved
    relaxation in adults who required mechanical ventilation. Evidence-Based
    Nursing 1999;2:49.
  16. Chlan L. Integrating non pharmacological,adjunctive interventions into
    critical care practice:a means to humanize care? Am J Crit Care 2002;11:14-6.
  17. Bolwerk CA. Effects of relaxing music on state anxiety in myocardial
    infarction patients. Crit Care Nurs Q 1990;13:63-72.
  18. O’Sullivan RJ. A musical road to recovery:music in intensive care. Intensive
    Care Nurs 1991;7:160-3.
  19. Elliott D. The effects of music and muscle relaxation on patient anxiety in a
    coronary care unit. Heart Lung 1994;23:27-35.
  20. Twiss E, Seaver J, McCaffrey R. The effect of music listening on older adults
    undergoing cardiovascular surgery. Nurs Crit Care 2006;11:224-31.

Genç veya yaşlı olun, müzik zevkiniz genellikle hep aynı kalır. Tabii ki, hepimizin müzikte kendi zevkleri var, ancak ‘favori’ müzik türlerimizin tadını çıkarmamızın nedenleri temelde aynı. 

İster stresli olun, ister zihninizi bir şeylerden çıkarmaya çalışın, ya da sadece kötü bir ruh halindesiniz ve biraz moda ihtiyacınız varsa, müzik sizin için çok şey yapabilir. En sevdiğiniz şarkıları dinlemek, kısa bir süreliğine bile olsa her şeyi daha iyi hale getirebilir. Müzik sadece beynimizin sağlığını iyileştirmekle kalmaz, aynı zamanda genel olarak daha üretken olmamıza da yardımcı olur. 

1-Motive edicidir

Yataktan kalkmak istemiyormuş gibi hissediyorsanız, en sevdiğiniz iyimser şarkılardan birini dinlemek sizi sabahları harekete geçirmek için yeterli olabilir. Örneğin, birçok kişi işe giderken tempolu şarkılar dinliyor. Aynı kavram temelde her şey için geçerlidir, motivasyona ihtiyacınız varsa müzik bunu sağlayabilir.

2- Ne dinlediğinize bağlı olarak stresiniz azalabilir

Gerçekten sevdiğiniz müzikleri dinlemek, kendinizi biraz daha sakin ve rahat hissetmenize yardımcı olabilir. Bunun nedeni, bu süre zarfında beyninizde meydana gelen değişimin sizi kendi kafanızda daha olumlu bir yere götürmesidir. Bunun tam tersi de, kötü bir gün geçirmeniz ve nefret ettiğiniz müzikleri dinlemek zorunda kalmanızdır.

3-Bizi bir araya getirir

Müzik aracılığıyla gerçekten birbirimizle bağlantı kurabiliriz. Örneğin, biriyle ortak bir şey bulamayabilirsiniz, ancak yine de en sevdiğiniz şarkıları paylaşabilirsiniz veya aynı türler sizi yakınlaştırabilir. Bu, birbirinizle paylaşabileceğiniz bir şey ve aradaki buzları kırmak için bir araçtır.

4-Daha net düşünmenizi sağlar

Bazı şeyleri dinlediğimizde daha iyi konsantre olabiliyoruz. Kulağınızda iyi müzikler varken işinizi daha kolay yaptığınızı hiç fark ettiniz mi? Sıkılmış olmanızı önlemeye yardımcı olur ve tekrarlayan eylemlerinizde artık kendinizi kaybetmezsiniz.

5-Ağrıları azaltmaya yardımcı olur

Müzik, bazı seviyelerdeki ağrıları azaltmaya yardımcı olabilir. Kırık bir bacağın tamamen normal hissetmesini sağlamayacak veya sizi tamamen ağrısız gibi hissetmenize neden olmayacak, ancak zihninizi dağıtmaya yardımcı olacak ve böylece ağrıyı azaltacaktır. Zihinlerimiz oldukça akıllara durgunluk veren şeyler yapabilir ve bu da onlardan biri.

6-Müzik, duygularınızı düzgün bir şekilde ortaya çıkarmanıza yardımcı olabilir

Negatif enerjinizi dışarı atmak istediğinizde müzik size yardımcı olabilir. Örneğin, ağlamaya ihtiyacınız varsa, üzücü bir şarkı bulun ve gözyaşlarının uçmasına izin verin. Her şey söyledikten ve yapıldıktan sonra, duygularınızı serbest bırakmanıza izin verdiğiniz için çok daha iyi hissedeceksiniz.

7-Doğru şarkı sizi moda sokabilir

Moraliniz bozuksa, düzeltmek için doğru şarkıyı seçmeniz gerekir. Örneğin, birileri sizden faydalanmış gibi hissediyor ve bu yüzden yolunuza devam etmekle ilgili bir şarkı çalıyorsanız, ihtiyacınız olan her şey bu olabilir. Kendinizi sonrasında tuhaf hissetmeye devam edebilirsiniz, ancak bu durum sizi olduğunuzdan daha güçlü hale getirecektir.

Beynimizin Müzik Fizyolojisi

Müzik, insanoğlu var olduğundan bu yana kitle iletişimi için görsel ve işitsel bir medya görevi görmüştür. Özellikle müzikle tedavinin binlerce yıllık bir geçmişi vardır ve günümüzde dünyaca kabul görmüş ayrı bir uzmanlık alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Son 20-25 yılda müziğin; nörotransmitterler, hormonlar, sitokinler, lenfositler, vital bulgular ve immünoglobülinler üzerindeki etkileri hakkında pek çok çalışma yapılmıştır ve özellikle son on yıl içinde de hastalarda müziğin psikolojik ve nörolojik etkilerini inceleyen ve müziğin sağlığa olan faydalarıyla ilgili artan bir çalışma vardır. Şimdiye kadar yapılan araştırmalar, bağışıklık cevabı ile psikolojik ve nörolojik hastalıklardaki müziğin etkisinin özellikle stres yolları üzerindeki önemli etkisinden kaynaklandığını işaret etmektedir. Bununla birlikte, bu araştırmaların karşılaştığı çeşitli zorlukları vardır: a) Müziğin nörolojik ve immünolojik etkisinin tam olarak sağlanması için muhtemel mekanizmalar hakkında çok az bilgi vardır; b) Çalışmalar, söz konusu biyolojik belirteçlerin vücudun diğer fizyolojik veya metabolik aktiviteleri ile olan etkileşimini göz önüne almaksızın, biyolojik belirteçleri izole etmeye ve bu da müziğin etkisinin belirsiz bir şekilde anlaşılmasına yol açmaktadır; c) Müzikal geçişlerin hangi yönlerinin biyolojik belirteçlerdeki değişikliklerden sorumlu olduğu belirlenmeksizin geniş bir faaliyet yelpazesini kapsayan farklı stres türleri ve müzik arasında yapılan ayrımlar açık bir şekilde yeterince tanımlanmamaktadır. Bu çerçevede, araştırmalarda müzikal ve stresle ilgili değişkenlerin düzenli bir taksonomisinin geliştirilmesi ve vücut üzerindeki etkisine karışan geniş yolların izlenmesine yönelik bir çerçeve sağlayan, yeni bir modellemenin oluşturulması kaçınılmazdır. Mevcut çalışmada son yıllarda bu konuda yapılmış olan ve müziğin tedavi edici etkisi ile bazı hastalıkları tetikleyici rolü ve bunların muhtemel mekanizmaları üzerinde durulmuştur.

Sanat ve müzik, binlerce yıldır sembolik kitle iletişimi için görsel ve işitsel bir medya görevi görmüştür. Sanat ve kültür çevresi ile müzik ve insan beyninin etkileşiminin ürünleri nörobiyoloji ve nörofizyoloji ile kültürün kesiştiği noktaya oturtulmuş durumdadır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, müziğin sinir sistemini anatomik seviyede ölçülebilir bir şekilde etkilediğini ve her bir sanatçının müzik üretmesinin, insan toplumundaki geçmişten günümüze kadar gelen kültürü ve sanatı zenginleştirdiğini ve değiştirdiğini göstermektedir.

İnsanoğlu, algılayabildiği sınırlı frekanslardaki (20Hz-20kHz) sesleri kullanarak önce konuşmuş ve bu olağanüstü iletişimin bir sonucu olarak da sesi sanat haline getirip müzik olgusunu ortaya koymuştur. Tarih boyunca müzisyen, düşünür, psikolog ve psikiyatristler insan sesleri, tabiat sesleri ve müziğin etkileri üzerinde durmuşlar; hasta kişilerin seslerinde onların psikolojik bozukluklarını gösteren bazı değişimler olduğunu ileri sürmüşlerdir. İnsan sesi, ister konuşma şeklinde isterse müzikal bir ifade aldığı şarkı şeklinde olsun.

Gerek konuşmada gerekse şarkı söylemede bu fiziki ve fizyolojik çalışma biçimi aynıdır. Bilim adamları, bedenin müziğe verdiği fiziksel cevapları incelemiş ve müziğin her şart ve ortamda bazı mekanizmaları harekete geçirdiğini tespit etmişler, farklı müzik türlerine farklı cevapların oluşabileceğini de keşfetmişlerdir. Müziğin oluşturduğu fiziksel tepki, çevresel faktörler, kişinin duygu durumu, zaman, mekân gibi kavramlardan etkilenebilir ve buna bağlı olarak değişiklikler gösterebilir. İyileştirici vokal sesler ve müzikte uzmanlaşmış eğitmenler tarafından öğrenilip, doğru şekilde uygulandığında olumlu sonuçlar elde edilebilir. Müziğin ses olarak insanlar üzerindeki fizyolojik etkisinden olumlu bir şekilde faydalanabilmek için, ihtiyaç duyulan alanlarda yeterli çalışmaların yapılmasıyla, klasik kitaplardaki diğer tıbbi yöntemleri destekleyici alternatif bir tedavi metodu olarak kullanılabilmesi sağlanacaktır. Hatta sadece birtakım hastalarda iyileştirme (terapi) aracı olarak kullanılmakla kalmayıp, koruyucu olarak da insanlara birtakım faydalar sağlayabilecek, özellikle büyük kent hayatındaki stresli insanlar için seçilecek uygun ses, ritim, müzik türleri, meydana gelmesi muhtemel olan bir takım psikiyatrik rahatsızlıkları da önleyebileceği ifade edilmektedir.

BULGULAR: Müziğin bu olumlu etkisi, insanoğlu tarafından antik dönemden başlayarak tarih boyunca günümüze kadar sürekli merak konusu olmuş ve çoğu zaman tedavi amaçlı kullanılmıştır. İslam Medeniyeti tarihinde özelikle tasavvuf ekolü mensupları (sufiler) müzikle uğraşmış, müziği kullanmış ve müziğin psikolojik etkisinin olduğunu savunmuşlardır. Sufiler, akli ve asabi hastalıkların müzik ile tedavi edildiğinden bahsetmişlerdir. Bu dönemde yaşamış büyük Türk-İslam âlimleri ve hekimleri Zekeriya Er-Razi (854–932), Fârâbi (870–950) ve İbni Sina (980–1037) müzikle tedavinin bilhassa müziğin psişik hastalıkların tedavisinde nasıl kullanılacağına ilişkin ilmî esaslarını kurmuşlardır.

Yapılan bir araştırmada, müziğin ruhsal hastalıkların oluşumunda etkisi olan ve insanın duygusal durumunu düzenleyen serotonin, dopamin, adrenalin, testosteron gibi hormonları olumlu etkilediği; kan basıncı, solunum ritmi gibi fizyolojik işlevleri düzenlediği ve beyindeki oksijen ve kanlanmanın dengesini sağladığı ifade edilmektedir. Müzik tedavisinin fizyolojik etkileri; psikofizyolojik stres, ağrı, kaygı ve izolasyonun azaltılmasıyla bir davranış değişikliği meydana getirme ve duygu durumunu değiştirme arasında değişir. Yapılan pek çok çalışma, müziğin ağrı ve anksiyete üzerinde olumlu etkiler meydana getirdiği, hasta ve sağlıklı bireylerin hayat kalitesini yükselttiğini göstermektedir. Müzik; kalp hızını, kan basıncını, vücut ısısını ve solunum hızını düşüren, gevşemeyi sağlayan, hastanın ağrı algısını değiştiren, dikkatini başka yöne çeken, kemoterapiye bağlı bulantıyı azaltan, özellikle terminal dönemdeki hastaların hayat kalitesini yükselten önemli bir araçtır. Müzik, derin düzeyde gevşeme oluşturma yeteneğine sahiptir. Uykusuzluğu hafifletici etkileri olduğu bilinmektedir.

EKG sinyallerinin analizi birçok kardiyak hastalığın teşhisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Müziğin, kalp elektriksel aktivitesi üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. 1918 yılından bu yana, müziğin kalp hızı ve kardiyovasküler sistem üzerindeki etkilerini araştırmak için bazı çalışmalar yapılmıştır. Gevşetici müzik dinlenmesinin; kalp atım hızı, sistolik kan basıncı ve diyastolik kan basıncını azalttığı Ko ve Lin tarafından rapor edilmiştir. Ayrıca; stres, kaygı, ağrı, depresif sendromlar ve uykusuzluk üzerine olan etkileri de araştırılmıştır ve bu hastalıkların otonom sinir sistemi (OSS) üzerinden kardiyak fonksiyonun düzenlenmesi ile ilişkili olduğu ve bunun da sempatik ve parasempatik sistemler arasındaki dengeyi değerlendirmemizi sağladığı bildirilmektedir. Bunun yanısıra müzikal işitsel uyarının, endodontik tedavi sırasında kalp hızı otonom düzenlenmesini hızla geliştirdiği ve kardiyovasküler cevapları azaltmak için endodontik tedavi sırasında gevşetici müzik kullanılmasının yardımcı olabileceği ifade edilmektedir.

“Müzik”; duygu, düşünce ve imgeleri, tek ya da çok sesli olarak türlü biçimlerde anlatma sanatı veya bu biçimde düzenlenmiş eserlerin söylenmesi ya da çalınması olarak ifade edilmektedir. Peki “Müzik algısının beyindeki lokalizasyonu neresidir?” Bu soruya cevap verebilmek için müzikle ilgili bazı terimlerin öncelikli olarak bilinmesi gerekir. Bunlardan birincisi “tını”, ikincisi ise “ritim” dir. Tını; bir cismin titreşiminden çıkan sesi, başka nitelikteki bir cismin aynı yükseklikte çıkan sesinden ayırt ettiren özellik; ritim ise bir dizede, bir notada vurgu, uzunluk veya ses özelliklerinin, durakların düzenli bir biçimde tekrarlanmasından doğan ses uyumu olarak tanımlanmaktadır. Müzikle ilgili bilinmesi gereken bir diğer terim de “melodi” dir. Melodi; belli bir kurala göre meydana getirilen, kulağa hoş gelen ses dizisi olarak ifade edilmektedir. Bu terimlerin beyindeki oluşum yerlerinin karşılığı olan anatomik alanların beyindeki lokalizasyonları birbirinden farklı, ancak birbirine yakın alanlardır. Tını algısının oluştuğu bölgenin; sağ anterolateral Heschl girusu; melodi sınırlarının ayrımının yapıldığı bölgenin, sağ süperiyor temporal girus olduğu yapılan araştırmalarda tespit edilmiştir.

Bazı insanların kulağına müzik olarak gelen birtakım sesler, diğer insanlar için rahatsız edici olabilir ve gürültü olarak algılanır. Rahatsızlık duyma sınırı da insandan insana farklılık gösterebilir. Genel olarak insanlarda gürültü şeklinde hissedilen ses düzeyi sınırlarını çizecek olursak şu şekilde bir tabloyla karşılaşırız: *Demirkale ve Aşcıgil Gürültünün oluşturduğu fizyolojik etkiler kısa ve uzun süreli etkiler olarak iki şekilde sınıflandırılmıştır. Kısa süreli etkiler, gürültü kesildikten hemen sonra ortadan kalkarken, uzun süreli etkiler ise saatler, günler hatta daha uzun süre devam edebilir. Gürültünün belli başlı bilinen fizyolojik rahatsızlıkları; stres, kalp atışlarının ve kan dolaşımının değişmesi, kas gerilmeleri, solunumda hızlanma, uykusuzluktur. Bunların dışında mide rahatsızlıklarından ülser ve gastrit ile migren gibi hastalıkların ortaya çıkmasında gürültünün etkisi olabileceği ileri sürülmektedir. İnsan vücudu, ani ve yüksek seslere karşı otomatik ve bilinçsiz olarak tepki göstermektedir. Sürekli fizyolojik parametreleri (frekans, kardiyak parametreler vb.) ve elektroansefalogramları kaydedilen kişilerde yapılan bilimsel değerlendirmeler, gürültü kaynaklı fizyolojik etkilenmeleri açıkça göstermiştir.

Gürültü ile kardiyovasküler hastalıklar arasında ilişkiler konusunda sürdürülen çalışmalar ve deneyler, gürültünün; • Yüksek kan basıncına (hipertansiyon), • Hızlı kalp atışına, • Kolesterol artışına, • Adrenalin yükselmesine, • Solunumun hızlanmasına, • Kas gerilmesine, • İrkilmelere neden olabildiğini kanıtlamıştır. Bu etkiler uyku sırasında daha belirgindir.

Hamilelikte gürültünün etkileri konusunda Japonya’da yapılan çalışmalarda düşük ağırlıklı bebek doğumları ile gürültü ilişkisi bulunmuştur. Hamile anneler gürültüye maruz bırakıldıklarında, annenin tepkisinin bebeklere geçtiği tespit edilmiştir. İnsanların gürültüye alışabildikleri düşüncesi, aslında doğru değildir. Alışıldığı düşünülse bile biyolojik değişiklikler önlenememektedir. Yeni doğanlar ve özellikle prematüre bebekler; analjezi, stres azaltma ve işitsel gelişim için müzik içeren standart protokollerin uygulanmasından fayda sağlayabilecek bir popülasyonu oluştururlar. İnsan kokleasının gebeliğin 24. haftasına kadar anatomik olarak geliştiği ve prematüre bebeklerde işitsel uyarılmış cevapların gebeliğin 26. haftasında kaydedildiği ifade edilmektedir. Fetüs ve bebekle ilgili birçok yeni araştırmanın sonuçları, algı yetkinliğinin prenatal olarak geliştiği fikrindedir. Pre-eklampsili gebelere müzik terapisi uygulanarak elde edilen bulgularda müzik terapisinin; kan basıncını düşürdüğü, fetüsün hareket sayılarına pozitif etkisi olduğu ve fetüste kalp atım hızını minimalize ettiği tespit edilmiştir. Kısaca, müzik terapisinin olumlu etkileri olduğu ve destekleyici ve insancıl bir çevre sağlanmasına yardımcı olduğu gibi hamile kadınların deneyim ve ortamını iyileştirmesine yardımcı olduğu bulundu ve bakım ve takipte hemşire ve ebelerin müzik terapisini kullanabileceği önerilebilir.

Günümüz teknolojisindeki ilerlemeler, her türlü müziğe erişimimizi geliştirmiştir. Birçok kişi şimdi dijital hale getirilmiş müzik dosyalarını indirip paylaşmakta ve büyük müzik koleksiyonlarını dinlemek ve depolamak için taşınabilir aygıtlar kullanmaktadır. Bütün bu aygıtların yaygınlaşması dinlenilen müziğin cinsine ve ses düzeyine göre kısaca ifade edildiği gibi, pek çok rahatsızlığı da beraberinde getirmektedir. Bu rahatsızlıklardan araştırmacıların en çok dikkatini çekenlerden birisi de epilepsi hastalığıdır. Kişilerin gün ışığına veya 16-25 Hz aralığında yanıp sönen ya da titreşen ışıklara maruz kalmasıyla tetiklendiği aşırı duyarlılık (fotosensitivite) ile epilepsi arasındaki çevresel ilişki iyi bilinmesine rağmen, müzikle epilepsi arasındaki etkileşim daha az algılanmış ya da anlaşılmıştır. Nöbet geçiren ve müziğe maruz bırakılan bazı hastaların bundan fayda sağladığı, aksine diğer bazı hastaların nöbetlerinde şiddetlenme görüldüğü ifade edilmektedir. Müziğin epilepsi üzerindeki ikili etkisi ilginç fakat henüz tam olarak anlaşılamayan bir olgu olup, devam eden bir araştırma ve tartışmanın konusudur. Bu etkinin patofizyolojisi tam olarak anlaşıldığında, müzikten terapi olarak yararlanma potansiyelinin sınırlandırabileceği ifade edilmektedir. 

Müzik ve sessizlik

İnsanların hangi fırtınalardan geçtiğini bilmeden yargılama

Comments are closed.