logo

Sağlık

İyi bir sağlık varlıklı olmaktan değerlidir.

Stres bizi sadece duygusal olarak etkilemez. Aklınıza gelebilecek her türlü sağlık sorununun sebebi olabilir. Araştırmalar stresin obezite, kalp hastalığı, Alzheimer hastalığı, diyabet, depresyon, sindirim sistemi hastalıkları, astım ve daha birçok durum için riski artırdığını gösteriyor. COVID-19 ile değişen rutinler, hastalık korkusu, işsizlik, finansal güvensizlik, izolasyon, ölen yakınlara duyulan üzüntü, geleceğe ilişkin belirsizlik ve umutsuzluk duyguları, bazı insanlarda kalıcı strese ve hastalıklara yol açabilir. Peki stres, bizi nasıl hasta eder?

Vücudu Ele Geçiren Stres Hormonları

Stresli zamanlarınızda, böbreklerin hemen üzerindeki böbrek üstü bezi, stres hormonu kortizol üretir. Beyninizin hafıza merkezi hipokampüs, kortizol salınmasını yönetir. Aslında kortizol, sağlıklı seviyelerde ve doğru zamanlarda salındığında, sizin enerji kaynağınızdır. Beyniniz, sabaha karşı kortizol salımını arttırır, böylece enerjik bir şekilde güne hazır uyanırsınız. Ancak kortizol seviyeniz gün boyunca çok fazlaysa, özellikle de akşam geç saatlerde yüksek seviyelerdeyse, gece uykuya dalmakta, sabah da erken kalkmakta zorlanırsınız. Bu zamanla, sirkadiyen ritmin bozulmasına ve buna bağlı hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olur. Sirkadiyen saatin bozulmasının uyku apnesi, kalp ve damar hastalığı, diyabet, obezite ve yaşam süresini kısaltan bir dizi hastalık ile ilişkili olduğu gösterildi.

Ayrıca kronik stresin bağışıklık üzerindeki etkileri, hastalıkların ortaya çıkmasının önemli bir yoldur. Kronik stres, vücuda sitokin dediğimiz bağışıklık askerlerini harekete geçirmek için kanda dolaşan habercilerin yayılmasına neden olur. Bu iltihaplanma sürecini başlatır ve bağışıklık sistemi normal denetim ve operasyonlarını gerçekleştiremez, yani savunmasız kalırız. Kronik stres enfeksiyonlara ve kansere karşı korumanın azalmasına neden olur. Kronik stresli insanlar, daha çok grip ve soğuk algınlığına yakalanır. Bir çalışmada, daha yüksek kortizol üretimi olan kişilerde sadece soğuk algınlığı riski artmakla kalmadı, aynı zamanda iyileşme süreleri de uzadı. Araştırmacılar, kronik stresin “sitokin fırtınası”na neden olarak bağışıklığı zayıflatabileceğini ve COVID-19’a karşı insanları daha fazla riske sokabileceğini söylüyor.

Stresin Neden Olabileceği En Yaygın Hastalıklar

Zayıflayan bağışıklık sistemi

Stres uzun vadede kortizol stres hormonu nedeniyle bağışıklık sistemini olumsuz etkiliyor. Öncelikle stres uyku düzeninizi bozarak kaliteli uykuyu engeller. Kalitesiz bir uykuda vücudun bağışıklık sistemi ve mikroplara karşı savaşan en önemli askerleri olan T hücreleri ve sitokinlerin gücünü azaltır ve bağışıklık sistemi zayıf düşer. Kronik stres sempatik sinir sistemini uyardığı için vücudun daha çok heyecanlı olmasına ve daha çok iltihap hücresi üretmesine ve bağışıklık sisteminin baskılanmasına neden olur.

Kalp-damar hastalığı

Kronik stresin en yaygın sağlık etkilerinden biri kalp ve damar hastalıklarıdır. Kortizol ve diğer stres hormonları, uyku bozukluğu nedeniyle sirkadiyen ritmi bozar; bu da kalp ve sinir sistemi işlevlerini kötü etkileyerek damar sertliğine neden olabilir. Ayrıca, stresin sempatik sinir sistemini aktive etmesiyle, yağ metabolizması bozulur; vücuda zararlı kolesterole artar. Uzun süreli stres, sayısız çalışmada koroner arter hastalığı, kalp krizi ve felç dahil olmak üzere birçok olayla ilişkili bulundu.

Psikiyatrik ve Nörolojik Hastalıklar

Kronik stres, depresyon, anksiyete, demans ve Alzheimer hastalığı gibi çeşitli bozukluklarla yakından ilişkilidir. Strese bağlı sinyalleşme ile tetiklenen beyindeki iltihaplanma, nörolojik ve psikiyatrik bozuklukların önemli bir kaynağıdır. Ek olarak, kronik stresin bir göstergesi olan sürekli yüksek kortizol seviyeleri, sinir yapıda değişiklikler yapar ve yeni sinir bağlantıları kurma yeteneğini zayıflatır. Stres bağışıklığı zayıflatır, dolaylı olarak beynin Alzheimer hastalığı gelişiminde yer alan bir protein olan amiloid-beta’yı temizleme yeteneğini bozar. Çalışmalar stresli kişilerin, birkaç yıl içinde  depresyon gelişme riski %80 daha yüksek olduğunu gösteriyor.

Kanser

Giderek artan kanıtlar, stres cevabının nörohormonları etkileyerek kanserin başlamasını ve ilerlemesini destekleyebileceğini gösteriyor. Ayrıca kronik stres, sigara içme, madde kötüye kullanımı, aşırı yeme ve fiziksel aktivite azalması gibi davranışlarla ilişkili olarak kanser riskini arttırıyor. Stresin kanseri etkilediği mekanizmalar çok yönlü; azalmış bağışıklık yanıtı ve sistemik iltihaplanma en büyük faktörlerdir. Stres, kansere karşı bağışıklık savunmasını bastırır ve kronik sistemik iltihaplanma, kanser başlangıcını ve ilerlemesini destekleyen koşullar yaratır.

Metabolik Hastalıklar

Kronik stres, beyinde alarma neden olduğu için (aynı, kıtlık veya ölüm tehlikesi varmış gibi) beyne her zamankinden daha fazla besin sağlamak amacıyla yüksek şekerli, yağlı ve kalorili gıdalara olan isteği arttırır. Ayrıca, vücut alarm durumunda olduğu için yağ yakmak yerine depolamayı tercih eder. Bu yüzden çok stresli insanlar, daha fazla obezite ve Tip-2 diyabet hastalığı riski altındadır.

Sindirim Sistemi Hastalıkları

Kronik stres, vücudunuzda birçok önemli görevi olan bağırsak mikrobiyotanızı bozar ve mide ekşimesi, ülser, huzursuz bağırsak sendromu veya kabızlık gibi birçok sindirim sistemi rahatsızlığına neden olur. Sindirim sistemi üst bölümünde şişkinlik, ekşime, yanma, bulantı, geğirme hissi görülür. Bağırsak kaslarında düzensiz kasılmalar, karında şişkinlik, kramp tarzında karın ağrıları, ishal ve kabızlık görülebilir.

Kronik Yorgunluk Sendromu

Kronik yorgunluğun, enerji düşüklüğünün, halsizliğin ve sürekli uyku halinin altta yatan çok önemli bir sebebi, enerji üretiminde görev alan mitokondriyal işlev bozukluğudur. İnsan çalışmaları, mitokondriyal işlev bozukluğuyla stresin oldukça ilişkili olduğunu gösteriyor. Mitokondriyal hastalıklar sıklıkla, enerjiye en fazla ihtiyaç duyan beyni etkiler. Kronik stres, hücrelerin mitokondrilerine zarar veren oksidatif stresin ve iltihaplanmanın kaynağıdır. Uzun vadede ise kronik yorgunluk sendromuna yol açar. Kişilerde aşırı yorgunluk, konsantrasyonda azalma ve unutkanlık,  eklem ve kas ağrıları, huzursuzluk depresif ruh hali görülür.

Fibromiyalji

Fibromiyalji, vücut genelinde ve en çok da kaslarda yaşanan kronik ağrıdır. Fibromiyalji hastaları, ataklarının en çok fiziksel veya duygusal stres dönemlerinde alevlendiğini söyler. Araştırmalar, kronik stresin ağrı duyarlılığına neden olabilecek bazı hormonsal değişikliklere yol açabildiğini gösteriyor. Ayrıca, kronik stresin neden olduğu sistemik iltihaplanmanın hassas kişilerde sürekli ağrı sinyaline neden olabileceği biliniyor. Genel kabul, ağrıya duyarlılığın genetik kalıtımda yer aldığı ancak stres ve diğer çevresel faktörlerle ortaya çıktığıdır.

Diğer Stresle İlişkili Hastalıklar: Atopik dermatit, otoimmün hastalıklar, kısırlık, migren, cinsel işlev bozukluğu…

Genetik mi, Strese mi Bağlı?

Kronik strese yanıt, kişilik özellikleri, cinsiyet, yaş, yaşam deneyimleri, genetik ve epigenetik faktörler gibi bireysel özelliklere bağlıdır. Genetiğimizde yer alan hastalıklar, belirli çevresel koşullar oluşmuşsa, stres fitili ile güçlü bir şekilde ateşlenir. Yani stres, bir insanda tolere edilebilirken, diğerinde genetiğinde varsa kalp krizi kadar ölümcül bir sonuca neden olabilir. Örneğin, bir araştırmada, hem depresyon, hem de anksiyetede rol oynayan önemli iki gen bulundu: GABRA6 ve CNR1. Bu genler sessiz dururken, kronik stres varlığında depresyon ve anksiyete düğmelerini harekete geçiriyorlar. Hatta, bu iki genin farklı stres türlerine nasıl tepki verdiğini araştıran bilim insanları, parasal stresle birlikte CNR1 geninin anksiyeteyi tetiklediğini; sosyal ilişkilerle ilgili stresle birlikte ise GABRA6 geninin depresyonu tetiklediğini buldu. Dolayısıyla kronik stresin, DNA’da yer alan pek çok hastalık genini aktifleştirmesi mümkün.

ProfDrDerya Uludüz 

Hastalık hissedilir de sağlık hissedilmez.

Seyahat etmek insanı zenginleştiren ve ufkunu geliştiren bir deneyimdir. Monoton bir hayat zamanla ruhsal rahatsızlıklara bile yol açabilir, seyahat ise insan ruhunu her daim taze tutan bir faaliyettir. Öte yandan, seyahatle birlikte değişen çevreniz ruhunuza iyi gelse de, sizi birtakım fiziksel sağlık problemlerine açık hale getirebilir. Giderek küreselleşen ve ekonomisi gelişen dünyada seyahat sıklığı da buna paralel olarak artmış durumda. Bu da hastalıkların yayılması açısından riski artırıyor.

Bu yazıda “Sık seyahat edenleri bekleyen hastalıklar neler?” sorusuna yanıt bulabilir ve kendinizi korumak için neler yapabileceğinizi gözden geçirebilirsiniz.

Spor Yaralanmaları

Seyahat hastalıkları denince akla ilk olarak mikrobik hastalıklar geliyor ancak seyahatlerde en sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında spor yaralanmaları öne çıkıyor. Tatillerde çeşitli spor ve outdoor aktiviteleri yapmak günümüzde çok popüler fakat yelken, paraşüt, trekking, zipline, kaya tırmanışı, rafting ya da sörf gibi aktivitelerde kazalarla sıkça karşılaşılabiliyor. Kemik kırıkları ve başka yaralanmalar bu kazalarda meydana gelebiliyor, hatta daha ciddi sıkıntılar da görülebiliyor. Bundan kaçınmak için aktiviteyi düzenleyen kurumun yetkinliğini iyi araştırmak, yapılan aktiviteyle ilgili gerekli güvenlik önlemlerini almak ve seyahat sağlık sigortası yaptırmak tatilinizin tadının kaçmasını önleyebilir.

Bölgesel Hastalıklar ve Salgınlar

Ebola virüsü, sıtma, Dang humması, kolera, tüberküloz, MERS, Zika virüsü, Chikungunya virüsü ve sarı humma günümüzde özellikle tropikal bölgeler başta olmak üzere belirli bölgelerde görülen hastalıklar arasındadır. Bunlardan bazıları daha önce salgın halindeyken, yapılan çalışmalar sonucunda kısıtlı bölgelerde görülen hastalıklara dönüşmüştür. Bu tip hastalıklardan kaçınmak için seyahatinizden önce gideceğiniz ülkedeki sağlık sorunlarını araştırabilir ve söz konusu ülkeye gitmeden önce bu hastalıklara karşı herhangi bir aşı olmanız gerekip gerekmediğine bakabilirsiniz. Bazı ülkeler zaten gerekli aşıları olmadığınız sürece size topraklarınıza giriş izni vermeyecektir. Aşı dışında ülkede almanız gereken başka sağlık önlemleri varsa bunları da yetkililerden öğrenebilirsiniz. Bunlar koruyucu maske takmak, bazı bölgelerden uzak durmak, sıtma ya da başka hastalıklar yayan haşerelerden korunmak, hayvanlar ya da başka bazı canlılarla temas etmemek, bazı yiyecekleri yemekten kaçınmak gibi önlemler olabilir.

Bölgesel hastalıklar binlerce kişinin ölümüne yol açan, ölümcül hastalıklar olabilir ve ciddiye alınması gerekir. Eğer gideceğiniz ülkede ciddi boyutta bir salgın varsa seyahat etmekten kaçınmayı düşünebilirsiniz. Gittiğiniz ülkede yetkililerin dediklerini iyi anlamak ve harfiyen uygulamak da hayatınız açısından önem taşır.

İshal

En yaygın seyahat hastalıklarından birisi ishal ya da tıptaki adıyla “diare”dir. Gidilen yerde iklimin ve beslenme alışkanlıklarının değişmesi ishalin başlıca sebeplerindendir. Hastalıktan kaçınmak için başta sokak yemekleri olmak üzere hijyeninden emin olmadığınız yiyecek ve içeceklerden uzak durabilirsiniz. Ayrıca seyahat boyunca yemeği fazla kaçırmamak ve hafif şeyler yemek de iyi bir önlem olabilir.

Grip

Çevremiz değiştiğinde bağışıklık sistemimiz buna uyum sağlayamayabilir. Bu da bizi en yaygın karşılaşılan hastalıklardan birisi olan gribe karşı daha dirençsiz kılar. Seyahat esnasında ya da seyahat dönüşünde gribe yakalanmak çok sık görülen bir durumdur. Bundan kaçınmak için bağışıklık sisteminizi sağlıklı beslenme, spor, düzenli doktor kontrolleri gibi önlemlerle güçlendirmek, seyahatte beslenmeye, giysilere ve temizliğe özen göstermeye çalışmak faydalı olabilir. Grip bağışıklık sistemi zayıf kişilerde ölüme bile yol açabilecek, yaygın ancak hafife alınmaması gereken bir hastalıktır. Gribe yakalandıysanız seyahate ara verip bulunduğunuz yerde dinlenmeyi düşünmelisiniz. Eğer semptomlar kendi kendinize atlatamayacağınız kadar şiddetliyse mutlaka sağlık kuruluşlarına başvurmalısınız.

Sağlık Sigortası Seyahatte Oldukça Önemli

Çevrenizin değişmesi ve konfor alanınızdan çıkmanız sizi sağlık sorunlarına daha açık hale getiren hassas bir durumdur. Seyahat sırasındaki basit bir tedbirsizlik bile önemli sorunlara yol açabilir, sizi zenginleştirmesi ve keyif vermesi gereken bir deneyimi kabusa dönüştürebilir. Bundan kaçınmak için seyahat sağlık sigortası yaptırarak seyahatinizi içiniz rahat bir şekilde sürdürebilirsiniz. Böylece tatilinizde herhangi bir sağlık sorunuyla karşılaştığınızda sağlık masrafları, gittiğiniz ülkenin sağlık sistemi ya da yapılacak işlemlerin detaylarıyla ilgili kaygılanmanıza gerek kalmaz. Sigortanız masrafları karşılayacağı gibi size danışmanlık da edecektir. Çoğu zaman, sigortanın kapsamını ihtiyaçlarınıza göre siz belirleyebilirsiniz.  

HIS GLOBAL

Mikroorganizmaların vücuda girmesiyle oluşan hastalıklara bulaşıcı hastalık denmektedir.

Bu hastalıklar insandan insana, hayvandan insana ve topraktan insana bulaşma ile geçebilmektedir.

•             Patojenite dediğimiz hastalık yapma özelliği olan mikroorganizmalar hastalık yaparlar.

Hastalık Oluşmasını Etkileyen Faktörler Nelerdir?

•             Mikroorganizmanın hastalık yapma özelliği (hastalık yapma özelliğini kaybetmiş olabilir).

•             Bireyin bağışıklık durumu.

•             Mevcut hastalıkları veya almakta olduğu bağışıklık sistemini bastıran tedaviler.

Bulaşma şekillerinden bazıları şunlardır;

Aksırma, hapşırma, öksürme ile ağızdan çıkan damlacıkların başkası tarafından teneffüs edilmesi, hastaya ait eşyaların kullanılması, hastalık taşıyan hayvanlar ile temas edilmesi, şüpheli cinsel temas, mikroorganizma taşıyan yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi ve hasta bir annenin hamilelik sırasında çocuğuna bulaştırması yoluyla hastalık insanlara tesir edebilmektedir.

Belirtileri;

  • Ateş
  • İshal
  • Öksürme
  • Kas ağrıları
  • Yorgunluk

Hastalığa daha sık ve kolay yakalananlar;

  • Bulaşıcı hastalık bulunan yere gidenler,
  • Bebekler,
  • Yakın çevresinde bulaşıcı hastalık olanlar,
  • Yaşlılar,
  • Kanser ve bağışıklığı düşürecek bir hastalığı olanlar,
  • Bağışıklığın etkisini düşüren bir ilaç kullananlar.

Korunma Yolları

Ellerimiz bulaşıcı hastalıkların vücuda girmesinin en yaygın yollarından biridir. Bu nedenle elleri bol su ve sabun ile sık sık yıkamamız gerekmektedir. Kişisel temizlik hastalıkların yayılmasını engellemek adına son derece önemlidir. Hastalık belirtisi gösteren kişilerin, hastalığın yayılmasını engellemek için işe okula gitmemesi ve mümkün olduğunca kalabalık ortamlara girmemesi gerekmektedir.

Diş fırçası, tarak, bardak, havlu gibi eşyalar kişisel eşyalardır ve bu eşyaların başka bir insanla paylaşılması bulaşıcı hastalıkların taşınmasına sebep olabilir, bu nedenle kişisel eşyalar bir başkasıyla paylaşılmamalıdır.

Öksürük ve hapşırma ile vücutta bulunan mikroorganizmalar dışarı çıkmaktadır. Bulaşıcı hastalıkların yayılmasını engellemek için öksürürken ve hapşırırken ağız kapatılmalıdır.

Gıdalar olabildiğince taze tüketilmeli, meyve ve sebzeler tüketilmeden önce bol su ile yıkanmalıdır.

Şüpheli cinsel temastan uzak durulmalı ve korunma yöntemleri kullanılmalıdır.

Aşı bazı bulaşıcı hastalıklara karşı koruyucu etki göstermektedir. Çocukların ve yetişkinlerin aşılarını takip etmesi ve gerekli zamanlarda yenilemesi gerekmektedir.

HUMANİS / Bulaşıcı Hastalıklardan Korunma Yolları

Sağlığın başlangıcı hastalığı tanımaktır. 

Doktorunuzun şöyle bir bakarak yorumlayabildiği kan testi sonuçları, içerdiği kısaltmalar, semboller ve rakamlar size hiçbir şey ifade etmiyorsa iç hastalıkları uzmanımızın hazırladığı rehbere bir göz atın. Peki, kan testindeki ifadeler ne anlama geliyor?

KAN TESTLERİNDEKİ İFADELER NE ANLAMA GELİYOR?

Doktorumuz bizden tam kapsamlı kan tahlili istediği zaman sonuçları alıp mutlaka bir göz atarız. Kısaltmalar ve rakamlardan oluşan bu listeyi sanki gözümüz bir yerden ısıracakmış gibi uzun uzun inceleriz ama çoğunlukla bir şey anlamayız.

Glukoz, bedenimizdeki tüm organların, hücrelerin yaşamak için kullandığı besin kaynağı… Açlık ve tokluk hallerinde glikozun belli seviyelerde olması sağlıklı bir durum oluşturuyor. Bu test, kan şekerinin sağlıklı değer aralığı içinde olup olmadığını belirlemek, yüksek kan şekeri düzeyi (hiperglisemi), düşük kan şekeri düzeyi (hipoglisemi), şeker hastalığı (diyabet), şeker hastalığı öncesi dönem (pre-diyabet) ve gebeliğe bağlı şeker hastalığı araştırması yapmak, tanılarını koymak ve takipleri için isteniyor.

Akromegali, akut stres (örneğin travma, kalp krizi ve inmeye yanıt olarak), kronik böbrek yetmezliği, cushing sendromu, kortizonlu ilaçlar, depresyon ilaçları, idrar söktürücüler, adrenalin, östrojenler (doğum kontrol hapları ve hormon yedekleme tedavisi), lityum, kan sulandırıcı ilaçlar, aşırı miktarda besin alımı, hipertiroidizm, pankreas kanseri, pankreatit hastalıkları kan şekeri düzeylerinde yükselmeye yol açabiliyor. Böbrek üstü bezi yetersizliği, alkol kullanımı, asetaminofen ve anabolik steroitler gibi ilaçlar, yaygın karaciğer hastalığı, hipopitüitarizm, hipotiroidizm, aşırı dozda insülin, insülinomalar ve açlık hali de kan şekeri düzeylerinde düşmeye neden olabiliyor.

Böbrek fonksiyonlarına dair bilgi veriyor. Kreatinin yüksekliği böbrek hastalıklarını düşündürüyor. Doktorunuz böbrek bozukluğundan kuşkulanıyorsa, böbrek bozukluğuyla kötüleşen akut veya kronik rahatsızlığınız varsa, belli ilaçlar alıyorsanız, böbrek hastalığı veya fonksiyon bozukluğu açısından verilen tedaviyi takip için bu testi isteyebilir.

Yorgunluk, konsantrasyon kaybı, iştahsızlık veya uyku sorunları, özellikle gözler, el bilekleri, karın, uyluklar veya ayak bilekleri çevresinde şişlik ve kabarıklık, köpüklü, kanlı veya kahverengi idrar, idrar miktarında azalma, böbreklerin bulunduğu bölgenin yakınında sırt ortasında, yanlarda, kaburgaların altında ağrı, yüksek kan basıncı, idrar yapma sorunları veya özellikle geceleyin idrar sıklığında değişiklik şikayetlerinde bu test istenebiliyor.

ALKALEN FOSFATAZ (ALP)

Bedende birçok dokuda bulunuyor. Erişkinlerde bulunan Alkalen Fosfataz’ın yarısı karaciğer yarısı kemikten kaynaklanıyor. Karaciğer veya kemik bozukluğunun, hastalıklarının taranması veya izlenmesi için kullanılıyor. Safra salgısı bozukluklarında, safra yolları tıkanıklıklarında, karaciğer ile kemik hastalıklarında tanı amaçlı kullanılan bir araç…

Bu test, kalp hastalığı gelişme riskini araştırmak için yapılıyor. Total Kolesterol ile LDL-kolesterolün (damarı bozan kolesterol) yüksekliği ve HDL-kolesterolün (damarı koruyan kolesterol) düşüklüğü kalp hastalığı riskini gösteriyor. Kolesterol; beyin, sinirler, kalp, bağırsaklar, kaslar ve karaciğer başta olmak üzere tüm vücutta bulunan bir madde… Vücut, kolesterolü kullanarak hormon, D vitamini ve yağları sindiren safra asitleri üretiyor. Kanda fazla miktarda kolesterol varsa bu kan damarlarında birikiyor ve kan damarlarının sertleşmesine, daralmasına yol açıyor. Test için 9-12 saat açlık gerekiyor. Total kolesterolün 240 mg/dl’nin üstü, LDL-kolesterolün 130 mg/dl üstü, HDL-kolesterolün 35 mg/dl’nin altı çıkması da kalp hastalığı riskini gösteriyor.

Vücudunuzun o anki demir depolarını değerlendirmek için bakılan bir test… Doğru bir sonuç elde etmek için 12 saat aç kalmanız istenebiliyor. Temel bir besleyici madde olan demire normal kırmızı kan hücrelerinin oluşmasına yardımcı olması için küçük miktarlarda ihtiyaç duyuluyor. Gebe veya emziren kadınlar ve hızlı büyüme çağındaki çocuklarda demir eksikliği gelişebildiğinden fazladan demire ihtiyaç oluyor.

Bu test, tiroid hastalıklarının taranması, tanının konulması ve hipotiroidizm ile hipertiroidizm tedavisinin izlenmesi için kullanılıyor. TSH, hipofiz bezi tarafından üretiliyor. TSH, T3 ve T4 tiroid hormonlarının kandaki düzeyini ayarlıyor. Tiroid hormonları ise vücuttaki enerji kullanım hızını belirleyen faktörler arasında yer alıyor. Hipofiz bezinin fonksiyonunun araştırılmasında, yenidoğanlarda konjenital hipotiroidi taraması yapmak için, tiroid hastalığı tanısı koymak için, hipotiroidisi olan ve tedavi alan hastalarda tedaviyi izlemek amacıyla, kadınlarda kısırlık problemlerinin araştırılmasında ve yetişkinlerin sağlık taramalarında kullanılıyor.

Bu test mikroplu veya mikropsuz iltihabın varlığını saptamak ve tedaviye yanıtı izlemek için kullanılıyor. Kalp hastalığı riskini belirlemek için de daha hassas olan hs-CRP testi tercih ediliyor. CRP, karaciğerde üretilen, enfeksiyon veya inflamasyonun ortaya çıkışından sonraki birkaç saat içinde kan dolaşımına salgılanan bir ani–acil durum maddesi… Kalp krizinden sonra, kana mikrop karışması durumunda ve cerrahi bir uygulamadan sonra yükselebiliyor. İltihaplı bağırsak hastalığı, bazı artrit formları, otoimmün hastalıklar, pelvisin iltihaplı hastalığı (PID) ve görünürde sağlıklı kişilerde tarama testi olarak kullanılıyor. Koroner arter hastalığı (KAH), kalp-damar hastalığı için daha duyarlı olan hs-CRP testi isteniyor.

Bu test D vitamini eksikliğinizi belirlemek, tedavi alıyorsanız D vitamini takviye düzeylerinin uygunluğunu izlemek için yapılıyor. Kalsiyum, fosfor ve/veya paratiroid hormon düzeyi yüksekliğinde, kemik hastalığına ait bulgularınız var ise, kemik erimesi tedavisine başlanacak ya da D vitamini eksikliği tedavisi izlenecek ise bu test isteniyor.

Tam kan sayımı anemi (kansızlık), enfeksiyon ve birçok başka hastalığın varlığını araştırmak için yaygın bir tarama testi olarak kullanılıyor. Genel sağlık taramasında mutlaka yapılması gerekiyor.

● RBC(Red Blood Cells): Kırmızı kan hücreleri (alyuvarlar), oksijen taşıyan hücrelerin miktarını belirtiyor.

 MCV (Mean Corpuscular Volume): Oksijen taşıyan hücrelerin ortalama büyüklüğünü gösteriyor.

 Hgb (Hemoglobin): Kandaki toplam hemoglobin molekülünün miktarını gösteriyor. Kanın oksijen taşıma fonksiyonunu ifade ediyor.

 MCH: Eritrositlerdeki hemoglobin miktarını gösteriyor.

 MCHC (Mean Corpuscular Hemoglobin Concentration): Eritrosit-hemoglobin yoğunluğunu gösteriyor.

 HCT (Hematokrit): Kandaki hemoglobin ve eritrosit miktarının bir ölçüsü…

 PLT (Platelets): Kanın pıhtılaşma hücreleri olan trombositleri gösteriyor.

 WBC (White Blood Cells-Leukocytes): Beyaz kan hücreleri (akyuvarlar) vücudun savunma ve bağışıklık hücrelerinin yani lökositlerin toplamını gösteriyor.

 PNL (Nötrofiller): Bakteriyel enfeksiyonlarda artıyor.

 Lymphocytes (Lenfositler): Viral enfeksiyonlarda ve bazı kronik hastalıklarda artarken HIV enfeksiyonu yani AIDS’te düşüyor.

 Eosinophils (Eozinofiller): Alerjide ve paraziter hastalıklarda yükseliyor.

Kan şekeri düzeyinin anlamları:

Normal açlık kan şekeri 70-99 mg/dL

Anormal açlık kan şekeri 100-125 mg/dL (pre-diyabet)

Diyabet ≥ 126 mg/dL (birden fazla ölçümde)

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Nafiz Karagözoğlu

Formsanté 

Kan Testleri Türleri ve 8 Soruda Kan Testleri

Kan testleri, kişilerin genel sağlık durumunu veya ileride karşılaşması muhtemel sağlık sorunlarını değerlendirmek için tarama amaçlı yapılan testlerdir. Sağlık hizmetlerinde yaşanan gelişmelerle birlikte günümüzde kişilerin sağlık kuruluşlarına gitmeden evde kan testi vermeleri de mümkündür.

Kan Testleri Ne Gösterebilir?

Kan testleri genel sağlık durumunuz veya olası riskler ile ilgili uzmanlara önemli veriler sağlar. Kan testleri ile aşağıdaki sağlık sorunlarının değerlendirmesi yapılabilir:

Karaciğer fonksiyonları,
Böbrek ve böbrek üstü bezi fonksiyonları,
Kalp, damar hastalıkları,
Vitamin ve mineral eksiklikleri,
Kan şekeri düzeyi,
Gebelik,
Kandaki yağ oranı ve kolesterol miktarı,
Vücuttaki enfeksiyonlar,
Talasemi, Behçet hastalığı gibi genetik kan hastalıkları,
Anemi,
Hormonal bozukluklar

Kan Testi Nasıl Yapılır?

Kan testi sırasında ilk aşama, hastanın hazırlanmasıdır. Hasta hazırlandıktan sonra alanında uzman kişiler kan alımı aşamasına geçer. Bu aşamada genellikle kolun iç tarafındaki toplardamardan enjektör yardımıyla kan alınır. Ancak bazı durumlarda kişinin damarları çok ince olabilir ve kolaylıkla bulunamayabilir. Bu nedenle bazı kişilerde kan alma işlemi sırasında el üzerindeki damarlar tercih edilir. Kan alma işlemi sırasında alınan kan, test çeşidine göre farklı renklerdeki tüplere konulur ve laboratuvar ortamında incelenir.

Evde Kan Testi Nasıl Yapılır?

Herhangi bir sebeple sağlık kuruluşlarına veya laboratuvarlara gidemeyen insanlar için günümüzde kan testi yaptırmak oldukça kolaydır. Evde kan testi hizmeti sayesinde kişiler ev ortamında kolaylıkla kan verebilirler. Evde kan alma hizmeti ile ev ortamında alınan kan, test çeşitlerine göre ayrılan steril tüplere konulur ve sağlık çalışanları tarafından en kısa sürede laboratuvara ulaştırılır. Acıbadem Mobil olarak sizlere evinizde veya bulunduğunuz yerde kan testi hizmetini ulaştırmaktayız. Alınan kan örnekleri kendi laboratuvarlarımızda hızla değerlendirilerek mümkün olan en kısa sürede sizlere bilgi vermekteyiz.

Kan Testleri Can Yakar mı?

Alanında uzman kişiler tarafından yapılan kan testleri can yakmaz. Kan testi sırasında kullanılan iğne oldukça ince ve küçüktür. Damarın içine girilmesi sırasında ufak bir yanma hissi duyabilirsiniz. Kan alım işlemi sırasında kişinin kendini sıkmaması, olası acı hissinin daha az hissedilmesine yardımcıdır.

 

Kan Testi Yaptırmadan Önce Hazırlanın!

Kan testi pek çok sağlık sorununun tanısında önemli rol oynar. Ancak kan testi yaptırmadan önce yapılan bazı hatalar test sonucunun hatalı çıkmasına sebep olabilir. Bu nedenle kan testi vermeden önce bazı hazırlıklar yapmanız önemlidir. Öncelikle kan testi sırasında tok olmanız bazı değerleri etkileyebilir. Bu nedenle aç olmaya özen göstermeniz önerilir. Bunun yanında kan vermeden önce 15-20 dakika dinlenmek de test sonuçları açısından önemlidir. Aşırı stresli olmanız da kandaki bazı değerleri olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle kan testi yaptırmadan önce rahat ve stressiz olmaya özen göstermeniz önerilir.

Kan Testleri Öncesi Dikkat Etmeniz Gereken Besinler

Kan Testi Sonuçlarını Almak Ne Kadar Sürer?

Kan testi sonuçları en geç 48 saat içinde size e-mail veya telefon yoluyla bildirilir.

Kan Testi Sonuçlarından Ne Beklenebilir?

Kan testi sonuçları genel sağlık durumunuzla ilgili bilgiler verir. Kan testleri, anemi, kan hastalıkları, vitamin ve mineral eksiklikleri, böbrek hastalıkları veya vücuttaki enfeksiyon hastalıklarının tanısında yaygın olarak kullanılsa da bazı hastalıkların kesin tanısı için ileri incelemeler gerekebilir.

*Blog yazıları ve içerikleri sadece bilgilendirme amaçlıdır. Blog yazılarında tedavi yerine geçen sağlık hizmetlerine yönelik bilgilere yer verilmemiştir. Teşhis ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışınız.

ACIBADEM MOBİL

Sağlıklı olmak, hayat kavgasında başarının birinci şartıdır.

Sağlıklı olmak, insan mutluluğunun öncelik taşıyan bir öğesidir. Sağlık genelliklekendiliğinden var olan bir durum olarak algılanır. Oysa sağlıklı olma uğrunda çaba gösterilmesi gerekir. Hatta bugünkü bilgilerimiz bize bu uğraşın daha doğum öncesi dönemde başlaması gerektiğini göstermektedir. Doğal olarak bu aşamada yapılması gerekenler, anne ve babalara düşmektedir. Olaya nesillerin sağlığı olarak bakıldığında, sağlığın ve sağlıksızlığın nesiller boyunca aktarılabileceği görülür. Anne ve babalar genetik özelliklerinin yanı sıra kendi sağlıklarına gösterdikleri özenle bebeklerine sağlık aktarabileceklerini bilmelidirler.  

Sağlıklı bir yaşam için alınması gereken önlemlerin pek çoğu günlük yaşamımızda  uygulamamız gereken küçük ve kolay çabalardan oluşur. Nerede olursa olsun günlük yaşamı düzenleyen bazı temel kuralların bilinerek uygulanması, sağlığın korunmasını ve diğer bireylerle paylaştığımız yaşamı kolaylaştırır. Bu kurallardan en önemli bazıları temizlik, sağlıklı beslenme, bedensel ve zihinsel çalışma, düzenli yaşam, sigara, alkol, uyarıcı ve uyuşturucu maddelerden uzak durma, kazalardan korunma, sorunlarla başa çıkmada doğru ve uygun yöntemler kullanmadır. 

Çoğunlukla günlük çabalarda hedefin mutluluk olduğu varsayılır. Oysa altta yatan asıl neden güvenlik duygusudur.  Çünkü hayatta kalmayı sağlayan en ilkel dürtü korkudur ve güvenlik duygusu korkunun yatıştırılmasıyla ortaya çıkar. Kendimizi güvende hissedebilmemizin ilk koşulu ise bilmektir. Ancak bildiğimiz şeyi, bildiğimiz kadarı ile kontrol edebiliriz. İkinci basamaksa bilginin eyleme dökülmesidir. Bilgimizi davranışımıza yansıtamıyorsak bu bilgi bizim için huzursuzluk kaynağı olmaktan öteye geçemez. Bir sonraki aşama ise paylaşarak çoğaltma, yandaş oluşturmadır. Bunun için bilgimize dayanan doğru bulduğumuz davranışı kurallaştırmaya çalışırız. Toplum içindeki pek çok kural bu yolla oluşmuştur. Zaman içinde altta yatan bilgi evrimleştikçe kurallar da değişecektir.

ÖZEL YAŞAM TIP MERKEZİ

  • Sağlıklı bir beslenme şekli
  • Düzenli egzersiz
  • Sağlıklı bir kilo ölçüsünü korumak
  • Fazla alkol tüketiminden kaçınmak 
  • Sigara içmemek

Bu yaşam alışkanlıklarına sahip insanların tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve kanser gibi kronik hastalıklardan uzun yıllar uzak kaldığı saptanmıştır. Genellikle söylemek yapmaktan çok daha kolay da olsa size ipucu vermek amacıyla oldukça önemli stratejiler içeren bu rehberi hazırladık. İçinden geçtiğimiz bu zor zamanlarda sizi sağlıklı bir yaşam döngüsünü sürdürmeye ve eğleneceğiniz şeyler (bir hobi edinmek gibi) keşfetmeye davet ediyoruz.

BESLENME VE BAĞIŞIKLIK

İnsanlar, grip mevsiminde ya da hastalıkların arttığı zamanlarda bağışıklık sistemini güçlendirecek bazı özel gıdalara ve vitaminlere gereksinim duyar. Bunun popüler örnekleri C vitamini kullanmak, turunçgiller tüketmek ve ballı ıhlamur içmektir. Bağışıklık sistemimiz son derece kompleks bir yapıdır ve sadece diyetten değil bir çok faktörden etkilenmektedir. Bağışıklığı sadece bir gıda ya da ürün tüketimine indirgemek mümkün değildir. Bununla birlikte, yeterli vitamin ve mineral içeren dengeli beslenme, yeterli uyku, egzersiz ve stres düzeyini azaltmak vücudun tüm hastalıklarla ve enfeksiyonlarla mücadelesini büyük oranda etkiler.

Günlük yaşamda her kategoriden birçok mikroba maruz kalırız. Bağışıklık sistemimiz, karmaşık ve dinamik bir yapı olarak bizi zararlı mikroplardan ve belirli hastalıklardan korumaktadır. Bakteri, virüs ve parazitler gibi yabancı organizmalar hemen tanınarak bunlara yönelik savunma başlamaktadır. İnsan vücudunda iki tip bağışıklık vardır; birisi doğal bağışıklık diğeri de sonradan kazanılmış bağışıklıktır. Doğal bağışıklık, vücuda girmeye çalışan patojenlere karşı ilk savunma hattını oluşturan koruyucu bariyerlerdir. Bunlar, birçok patojeni vücudumuzun dışında tutan cildimiz, savunma kalkanı oluşturan mukus tabakası, patojenleri öldüren mide asidi, ter ve göz yaşındaki antibakteriyel etki gösteren enzimler, vücuda giren tüm yabancı hücrelere saldıran bağışıklık sistemidir.

Sonradan kazanılmış bağışıklık ise, patojeni öğrenen ve onu tanıyan bir sistemi ifade eder. Bu sistem bazı özel hücreler, dalak, timus, kemik iliği ve lenf bezleri gibi organlardan oluşur. Vücuda yabancı bir madde girdiğinde, bu hücreler çoğalır  ve üretilen antikorlar aracılığı ile de zararlı maddeye yönelik yanıt oluşturularak zararlı etkenler tahrip edilir. Daha sonra bağışıklık sistemimiz bu yabancı maddeyi hatırlamaya adapte olur ve aynı etken vücuda yeniden girdiğinde çok daha güçlü ve hızlı bir yanıt oluşturur.

BAĞIŞIKLIK YANITI OLUŞTURAN DİĞER KOŞULLAR
Vücudun yabancı ve zararlı olarak tanımladığı maddeler (antijenler) bağışıklık sisteminin tetiğini çekmektedir. Alerjenler sadece bir antijen tipidir ve bunlar çim, toz, yiyecekler ya da hayvan tüyü gibi şeyler olabilir. İnsanların bu antijenlere yanıtı değişiklik göstermektedir. Örneğin küf alerjisi  bir kişide solunum sıkıntısı ve öksürüğe neden olurken başka bir kişide hiçbir bulguya neden olmayabilir.

İltihap da vücudun doğal bağışıklığı kapsamında önemli bir basamaktır. Enfeksiyon etkeni sağlıklı hücre ve dokulara saldırdığında mast hücreleri adı verilen bir hücre grubu da karşı saldırıya geçer ve histamin adı verilen bir madde salarlar, bu madde iltihaba neden olacaktır. İltihap; ağrı, şişlik ve enfeksiyon etkenlerini uzaklaştırmaya yönelik sıvı birikimine yol açar. Ayrıca burada bahsi geçen histamin, daha fazla akyuvar oluşumu için gerekli sinyalleri de vücuda göndermektedir. Uzayan iltihabi durumlar  doku hasarı ile sonuçlanabilir.

Lupus, romatoid artrit yada tip 1 diyabet gibi otoimmun hastalıklarda genetik yatkınlık önemli bir etkendir. Burada bağışıklık sistemi sağlıklı hücrelere saldırarak tahrip etmektedir.

Bağışıklık yetmezliği bozuklukları bağışıklık sistemini baskılamakta ya da tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bu hastalıklar da genetik ya da sonradan kazanılmış olabilir. 

Kazanılmış şekillere örnekler: AIDS ve lösemi, multipl myelom gibi kanserlerdir. Bu hastalıklarda bağışıklık sistemi çok zayıfladığı için vücuda giren mikropların enfeksiyon yaratma olasılığı artacaktır.

HANGİ FAKTÖRLER BAĞIŞIKLIK SİSTEMİMİZİ ZAYIFLATIR?

İleri Yaş: 
Yaş ilerledikçe bağışıklıkta etkin organların etki kapasitesi azalır. Ayrıca yaşla ilgili beslenme bozuklukları da bağışıklığı zayıflatır.

Çevresel toksinler:
Sigara dumanı, hava kirliliği, aşırı alkol tüketimi bunun örnekleridir. Bu etkenler de bağışıklık hücrelerinin normal aktivitesini azaltır.

Kilo artışı:
Obezitenin kendisi de zaten düşük dereceli bir iltihabi reaksiyonla ilişkilidir. Yağ dokusunda üretilen ve adipositokin denilen bazı maddeler iltihabi süreçleri etkilemektedir. Son çalışmalarda obezitenin, grip virüsunun yarattığı enfeksiyonlarda bağımsız bir risk faktörü olduğu tespit edilmiştir.

Yetersiz beslenme: 
Malnutrisyon ya da beslenmedeki eksiklikler bağışıklık sistemini ve bağışıklıkla ilgili hücre üretimini etkiler.

Kronik hastalıklar: 
Otoimmun hastalıklar ve bağışıklık yetmezliği bozuklukları mikroplara verilen yanıtı etkiler.

Stres:
Stresli bir yaşam, kortizol gibi bazı hormonların salınmasına neden olarak bağışıklığı baskılar.

Yetersiz uyku: 
Uyku, vücudunuzun kendini yenileme sürecidir. Ayrıca uyku sırasında enfeksiyonlarla mücadelede önemli maddeler de salınmaktadır.

BAĞIŞIKLIĞI ARTTIRAN BİR DİYET VAR MIDIR?

Diyet içerisinde her gün yeterli besin öğelerinin alınması bütün hücrelerin sağlığı ve fonksiyonu açısından gereklidir. Belli diyet çeşitleri vücudu mikropların saldırılarına hazırlamakta etkilidir fakat özellikle koruma sağlayan bir yiyecekten bahsetmek mümkün değildir. Vücutta bağışıklığın her aşaması  birçok maddenin varlığına bağlıdır. Bağışıklık sistemi için çok önemli olan faktörlere örnek olarak C vitamini, D vitamini, çinko, selenyum, demir, glutamin gibi aminoasitler sayılabilir. Bu bileşenler, birçok bitkisel ve hayvansal gıda içinde mevcuttur.

Özellikle; işlenmiş gıdalar bu bileşenlerden fakirdir ve bağışıklık sistemi bu durumdan negatif yönde etkilenecektir. İşlenmiş şeker, bol kırmızı et içeren sebze meyve içeriği düşük bir beslenme tarzı barsaklarda bulunan bakterileri kötü yönde etkileyerek kronik iltihabi reaksiyona ve bağışıklık sisteminde baskılanmaya yol açacaktır. Vücuttaki bakteriler koca bir metropolü dolduran insan nüfusu kadar kalabalıktır ve özellikle bağırsaklarda bulunurlar. Bu yapının bağışıklıktaki anahtar rolü halen araştırılmaktadır. Tükettiğimiz besinler basaklarımızda yaşayacak bakterileri belirleyen en önemli etkenlerdendir. Özellikle liften zengin, bol sebze meyve ve tahıl içeren bir beslenme stili yararlı mikropların devamlılığı için çok önemlidir. Bu lifli gıdalara, bakterileri besledikleri için prebiotik adı da verilmektedir. Bu yüzden hem prebiotik hem de probiotik içeriği olan bir beslenme alışkanlığına sahip olmak çok yararlıdır. Probiyotikler yararlı bakterileri içeren gıdalardır.

Probiyotik gıdalar: Kefir, yoğurt, turşu gibi gıdalardır.
Prebiyotik gıdalar: Sarımsak, soğan, pırasa, kuşkonmaz, muz gibi gıdalardır. Genel kural sebze, meyve ve tahıl içeriği dengeli bir prebiyotik kombinasyonudur.

VİTAMİNLER VE BİTKİSEL İLAÇLAR YARARLI MIDIR?
Belli beslenme öğelerinin eksikliği vücudun bağışıklık yanıtını bozacaktır. Çeşitli çalışmalarda çinko, selenyum, demir, bakır, folik asit ve vitamin A, B6, C, D ve E eksikliğinin bağışıklık sistemini zayıflattığı gösterilmiştir. Bu maddeler antioksidan etki ile, gelişmeyi uyararak ve savunma sistemini güçlendirerek bağışıklığı destekler. Dengeli ve sağlıklı beslenmeyen kişiler bakteriyel, viral ve tüm enfeksiyonlara yatkın durumdadır.

Sağlıklı bir beslenme stili ile bu maddelerin eksikliği önlenebilir. Bununla beraber, bu gıdaları tüketmeyen/tüketemeyen insanlar için destek ihtiyacı ortaya çıkar. Bu gibi durumlarda vitamin ve mineral desteklerinin kullanılması yararlı olacaktır. Örneğin, yaşlı ve geriatrik hastalığı olan kişiler, gebeliği devam eden kadınlar, emziren anneler, yenidoğan bu ihtiyacı fazla olan gruplardır.

Yaşlı kişiler önemli bir yüksek risk grubudur. Bağışıklık yanıtı yaşla birlikte azalır. Bu yüzden yaşlı kişilerde gelişen akut ve kronik hastalıklar daha ağır seyreder. Gelişmiş ülkelerdeki yaşlı nüfusun üçte birinde beslenme yetersizliği vardır. Bunun nedenleri düşük iştah, kronik hastalıklar, depresyon, yalnızlık gibi durumlardır. Bu hastalarda bir multivitamin /mineral desteği kullanılabilir. Çok yüksek doz destek kullanmak (doktorunuz önermediği sürece) doğru değildir ve bazen zararlı olabilir. Hatta bağışıklık sisteminizi baskılayabilir. Şunu unutmamak gerekir ki hiçbir vitamin desteği sağlıklı bir beslenme tarzının alternatifi değildir ve hiçbir destek sağlıklı yiyeceklerdeki yararlı bileşenlerin tamamını içermez.

BİTKİSEL DESTEKLER

Bazı bitkisel desteklerin bağışıklığı desteklediğine dair kanıtlar vardır.

Ekinezya: Hücresel çalışmalarda ekinezyanın grip virüsünü etkisiz hale getirdiği görülmüş olsa da insanda araştırmalar henüz sonuçlanmamıştır. Soğuk algınlığı sırasında ekinezya kullanmanın hastalık süresini kısalttığına dair bir kanıt yoktur. Sağlıklı dönemlerde kullanmak soğuk algınlığına yakalanma riskini azaltabilir.

Sarımsak: Sarımsağın içerdiği bazı maddelerin özellikle soğuk algınlığında antiviral ve antibakteriyel etkiler gösterdiği düşünülmektedir. Sarımsak tüketimi daha az hastalığa yakalanmayı sağlasa da, soğuk algınlığına yakalanıldığında hastalık süresini etkilememektedir. Bu konudaki çalışmalar sürmektedir.

SAĞLIKLI BİR BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNE SAHİP OLMADA 8 BASAMAK

1) Meyve, sebze, tahıl, protein ve bol sudan oluşan dengeli beslenme. Bunun en güzel örneği Akdeniz Diyetidir.
2) Eğer dengeli ve yeterli beslenilemiyorsa multivitamin/mineral destekleri almak.
3) Sigara içmemek (içiyorsanız bırakmak).
4) Alkol tüketimini sınırlamak.
5) Düzenli egzersiz yapmak.
6) Gecelik 7-9 saatlik ve kalitesi yüksek bir uyku düzeni. Her gün aynı saatte uyuyacak şekilde bir uyku düzeni oluşturulması çok önemlidir.
7) Stres yönetimini öğrenmek; düzenli egzersiz, meditasyon, bir hobi edinmek ve güvendiğiniz bir arkadaşınızla konuşmak oldukça başarılı alternatiflerdir. Bir başka alternatif de doğru nefes alma çalışmaları ve özellikle stresli olduğunuz zamanlarda bunu uygulamaktır.
8) El hijyenine özen göstermek

CAN HASTANESİ

Sağlıklı yaşam için nelere dikkat etmeliyiz? 17 altın öneri

  1. Bol yürüyüş yapın.
  2. Kahve yerine doğal bitki çayları tüketin.
  3. Sabah kahvaltılarını atlamayın.
  4. Zeytinyağı tüketin.
  5. Hayatınızdan kahkahayı eksik etmeyin.
  6. Yüksek tansiyon, kolesterol ve diyabet risklerine dikkat edin ve kontrollerinizi ihmal etmeyin.
  7. Yaz aylarında sağlıklı güneşlenme kurallarına uyarak güneşlenmeye dikkat edin.
  8. Sigara kullanmayın.
  9. Strese karşı “hayır” demeyi öğrenin.
  10. Bol bol su için.
  11. Geç saatlerde yemek yemeyin.
  12. Kaliteli bir beslenme için 3 ana – 3 ara öğün yapın.
  13. Düzenli egzersiz yapmaya özen gösterin.
  14. Hafif ve zinde kalmak için hafif beslenin.
  15. Çay ve kahveyi şekersiz için.
  16. Alkol tüketimini bırakın ya da sınırlandırın.
  17. Dengeli beslenme için besinlerin kalori, yağ ve tuz değerlerine dikkat edin.

Kalbinizi yazın sıcak ve nemden koruyun!

Sıcak ve nem yazın özellikle büyük şehirde yaşayan herkesi bezdirir. Ancak özellikle kalp hastaları için daha zorlayıcı ve tehlikeli olur. Kalbinizi yazın böyle korumalısınız.

Kalp krizi riski yazın neden artar?

Yaz mevsiminde sağlık sorunları daha çok görülür. Peki kalbiniz sıcak havaya hazır mı? Kavurucu sıcaklar sağlık sorunlarını daha fazla tetikler. Özellikle kalp sağlığında tehdit olan sıcak havalardan, böbrek yetmezliği, solunum sorunu, obezite gibi sağlık sorunlarına sahip kişilerin de korunması gerekir. Çünkü aşırı sıcaklar nemle birleştiğinde çok daha tehlikeli bir hal alır.

Sıcak havada damarlar genişler

Aşırı sıcak ve nemli havalar özellikle kalp damar, hipertansiyon ve kalp yetersizliği sorunu olan kişiler için risk taşır. Cildin kan dolaşımı vücut ısısını sabit tutan en önemli mekanizmalar arasında yer alır. Cildi besleyen damarlar soğukta büzüşürken, sıcakta genişleyerek vücuttaki ısı kaybını azaltmaya veya artırmaya çalışır. Bu da kalbin daha fazla çalışmasını gerektirir. Kalp yetmezliği bulunan kişilerde kan akımının ağırlıklı olarak cilde yönlenmesi, hayati organlara olan kan akımının azalmasına yol açabilir. Bunun yanı sıra kalp yetmezliği olan kişilerin çoğunluğu idrar söktürücü ilaçlar kullandığı için terleme yoluyla daha fazla sıvı kaybeder. Bu kişilerin tuz dengesinin bozulmasına karşı daha hassas olduğu için kontrollerini kesinlikle ihmal etmemesi ve kullanılan ilaçların yaz aylarında tüketim sıklığının tekrar düzenlenmesi gerekir.

Kalp krizini önlemek için bol su tüketilmeli

Yapısı gereği en küçük bir sıcaklık artışında kendini soğutmaya çalışan vücutta öncelikle terleme başlar ve kan damarları genişler. Terleme ile vücut sıvı kaybettiğinden dolayı özellikle sıcak havalarda yeterli miktarda sıvı tüketmek önem taşır. Nemli deriden su buharlaşırken cilt de soğumaya başlar. Böylelikle sıvı ve elektrolit denilen tuz ve mineraller kaybedilir. Damarlarda dolaşan sıvı hacminin azalması, kanın akışkanlığının ve böbreklerden geçen kan miktarının azalmasına neden olur. Bu durum, yeterli sıvı alınmadığı takdirde böbrek fonksiyonlarında bozulmaya yol açabilir. Bunu dengelemek üzere böbrek ve böbreküstü bezlerinden salgılanan maddeler damarların büzüşmesine ve ani tansiyon yükselmeleri ile kalp yetmezliği bulgularının artmasına neden olabilir. Kalp krizleri yaz mevsiminde daha da artar. Buna tuz ve elektrolit kaybı ile birlikte kanın pıhtılaşma oranında artış olması da yol açar. Bu nedenle, bypass ya da kalp kapak değişimi ameliyatı geçirmiş, kalp damarlarına stent takılmış veya bilinen bir kalp damar hastalığı olanlar yaz aylarında bol su tüketmeli.

İlaçlar sıcaklara göre düzenlenmeli

Hipertansiyonu bulunan ve idrar söktürücü ilaçlar kullanan kişilerin de özellikle sıcak havalarda yeterli miktarda sıvı almaları önem taşır. Aksi takdirde sıcakta ani tansiyon düşmeleri ve böbrek fonksiyonlarında bozulmalar görülebilir. Hipertansiyon sağlık sorunu çok belirgin belirtileri olmadığından kolay fark edilemeyebilir. Bu nedenle özellikle mevsim geçişlerinde kan basıncındaki değişikliklerin daha yakından izlenmesinde fayda görülür. Yüksek tansiyonu bulunan kişilerin ilaç kullanımlarının doktorları tarafından yaz dönemindeki sıcak havalara uygun şekilde yeniden düzenlenmesi önem taşır.

Prof. Dr. Mustafa Kemal Batur

Çocuk ve Sağlık

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Nedir?

Ana tıp dallarından biri olan olan çocuk sağlığı ve hastalıkları bölümü, genel olarak doğum döneminden 18 yaşına kadar olan süreçte, bebek, çocuk ve genç bireylerin sağlık hizmetlerini sağlar. Pediatri olarak tanımlanan bu bölüm adını antik Yunancada çocuk anlamına gelen “pais” ve iyileştirici anlamına gelen “iatros” kelimelerinden meydana gelir. 19. yüzyılın ortalarından itibaren başlayan ve günümüze kadar birçok alt uzmanlık dalına ayrılarak oldukça geniş bir tıp alanını kapsayan çocuk sağlığı ve hastalıkları bölümü, bebek, çocuk ve gençlerin fiziksel, mental ve duygusal olarak iyilik halinin korunması adına çalışmalarını sürdürür.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıklarında Tanı Yöntemleri ve Florence’ın Yaklaşımı

Çocuk sağlığı ve hastalıkları bölümünde yenidoğan döneminden erken erişkinlik dönemine kadar çeşitli rahatsızlıkların tanı ve tedavisi gerçekleştirilir. Dolayısıyla başvurulan tanı yöntemleri birçok biyokimyasal ve radyolojik tetkiki kapsayacak şekilde çeşitlidir. Florence Nightingale Hastanesi çocuk sağlığı ve hastalıkları bölümünü ilgilendiren hastalıkların tanısında, diğer tüm rahatsızlıklar için olduğu gibi bütüncül bir yaklaşımın izlenmesi gerektiği savunulur. Hastanın şikayetleri ve bulguları değerlendirilerek doğru tanıya giden en kısa yolda oldukça önem arz eden tetkik çeşitliliği açısından da en önemli sağlık kuruluşları arasında yer alır.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıklarında Tedavi Edilen Hastalıklar

Çocuk sağlığı ve hastalıkları bölümü birçok farklı rahatsızlığın tedavi edildiği bir bölümdür. Genel pediatri polikliniklerinde tedavisi gerçekleştirilen ve sık görülen rahatsızlıkların bir kısmı şu şekilde özetlenebilir:

Üst Solunum Yolu Enfeksiyonları
Grip ve nezle gibi üst solunum yolu enfeksiyonları çocukluk çağının en sık karşılaşılan rahatsızlıkları arasında yer alır. Soğuk algınlığı gibi durumlar genellikle virüslere bağlı meydana gelen hastalıklar arasında olup özellikle yakın temasla, kişiler arasında kolaylıkla yayılabileceği için bilinçli olunmalıdır.

Orta Kulak İltihabı (Otitis Media)
Çocukluk çağında sık görülen bir diğer rahatsızlık olan orta kulak iltihabı, çocukların bu duruma anatomik nedenlerle daha yatkın olmasından kaynaklanan bir enfeksiyon halidir. Kulakta meydana gelen enfeksiyonlar, bakteriyel ya da viral kaynaklı olabilir. Kulak ağrısı, ateş, huzursuzluk, uyku problemi ve kulakta dolgunluk hissi gibi şikayetlere neden olabilen orta kulak iltihabının erken tanı ve tedavisi, oluşabilecek komplikasyonları önlemek adına oldukça önemlidir.

Bronşiolit
Akciğerlerdeki hava yollarının, mukus gibi salgılar ile dolması ve ödemlenmesini ifade eden bronşiolt; öksürük, hırıltılı solunum göğüste dolgunluk hissi, halsizlik, vücut ağrısı ve boğaz ağrısı gibi birçok farklı belirti ile kendini gösterebilen acil tanısı ve tedavisi yapılması gereken bir klinik durumdur.

RSV Enfeksiyonu
RSV olarak kısaltılan respiratuar sinsityal virüs, çocukluk çağında solunum sistemini sık olarak etkileyen virüstür. Çocuklarda genellikle grip benzeri semptomlar ile seyreden bu rahatsızlık, daha küçük yaştaki bebeklerde tehlikeli bir seyir izleyebileceği için dikkatli olunmalıdır. Küçük bebeklerde RSV enfeksiyonu, hava yollarında iltihaplanmanın ardından pnömoni (zatürre) gelişimine karşı yatkınlığın artması ile sonuçlanabilen bir durumdur.

El, Ayak, Ağız Hastalığı
El, ayak, ağız hastalığı oldukça bulaşıcı bir viral enfeksiyondur klinik olarak hafif bir gribal enfeksiyon bulguları ile seyredebileceği gibi çoğunlukla ağızdaki yaralar nedeniyle beslenme zorluğuna bağlı hastanede yatarak tedavi edilmesi gereken bir klinik tabloda olabilir.En sık 5 yaşından küçük çocuklarda gözlenen el ayak ağız hastalığının daha büyük yaşlarda da ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır. Ciltte döküntü, ateş, ağız içerisinde yara ve grip benzeri şikayetler, bu rahatsızlığın gelişmesi ile birlikte oluşabilecek semptomlar arasında yer alır.

Konjonktivit
Konjonktivit olarak isimlendirilen göz iltihaplanması kızarıklık, gözde akıntı, kaşıntı ve tek taraflı veya her iki gözü de etkileyen ödem gibi birçok şikayetin oluşmasına neden olabilen bir rahatsızlıktır. Her ne kadar birçok farklı konjonktivit türü olsa da bulaşıcı konjonktivitlerin en sık nedeni bakteriyel veya viral enfeksiyonlardır.

Gastroenterit
Gastroenterit, oldukça bulaşıcı olan virüsler nedeniyle gelişen rahatsızlıktır. Bulantı, kusma ve ishal gibi şikayetlerin gelişebileceği gastroenterit rahatsızlığında genellikle ilk başta mevcut olan bulantı ve kusma semptomlarını takiben ishal gelişmesi şeklinde bir seyir izler. Gastroenterit gelişmesi halinde erken tanı ve tedavi kadar sıvı alımının da önemli olduğunun unutulmaması gerekir.

Sinüzit
Sinüsler, kafatası içerisinde yer alan hava boşluklarıdır. Bu yapılarda meydana gelen iltihaplanma, sinüzit olarak isimlendirilir. Sinüslerde sıvı birikimi, bu bölgede hastalık oluşturma potansiyeline sahip olan mikroorganizmaların çoğalmasını kolaylaştırıcı etki gösterir. Sinüzit gelişiminde en sık tespit edilen etken ise virüslerdir. Burun akıntısı, burun tıkanıklığı, baş ağrısı, yüzde basınç hissi, geniz akıntısı, boğaz ağrısı, öksürük ve ağız kokusu gibi belirtiler ile kendisini gösteren sinüzit için uygulanabilecek birçok farklı tedavi girişimi mevcuttur.

Bakteriyel Tonsillit
Bademcik olarak bilinen tonsillerin streptococcus türü bir bakteri tarafından enfekte olması halinde gelişen bakteriyel tonsillit, çocukluk çağında yüksek ateş olgularının en sık nedenleri arasında yer alır.

Bu sık görülen rahatsızlıklar dışında Florence Nightingale Hastaneleri bünyesinde çocuk sağlığı ve hastalıkları bölümü tarafından aşı takvimi takibi gibi yapılan pek çok işlem ve tedavisi gerçekleştirilen birçok farklı hastalık mevcuttur. Bunların bir kısmı şu şekilde listelenebilir:

• Addison hastalığı,

• Adet düzensizlikleri, kızlarda aşırı tüylenme,

• Altıncı hastalık,

• Ateşli hastalıklar,

• Besin alerjileri,

• Beşinci hastalık,

• Boğmaca,

• Bronşiolit,

• Cinsel gelişim bozuklukları (erken ergenlik, gecikmiş ergenlik),

• Cushing sendromu,

• Çocuk kalp hastalıkları,

• Çocuk romatoloji hastalıkları,

• Çocuklarda idrar yolları enfeksiyonu

• Çocuklarda gelişim basamaklarında duraklama durumları

• Çocuklarda atopik dermatit (alerjik egzama),

• Yenidoğan ilk muayene,

• Çocuklarda ishal, kusma,

• Çocuklarda saman nezlesi,

• Çocuklarda tiroit ve büyüme hormonu düzensizlikleri,

• Çocukta akut romatizmal ateş,

• Çocukta astım,

• Çocukta aşı takvimi,

• Çocukta böbrek üstü bezi hastalıkları,

• Çocukta demir eksikliği anemisi,

• Çocukta doğumsal kalp hastalıkları,

• Çocukta görülebilen edinsel kalp hastalıkları,

• Çocukta hipofiz bezi hastalıkları,

• Çocukta infeksiyöz miyokardit (miyokard kas tabakasının iltihabı),

• Çocukta kalp romatizması,

• Çocukta kasık fıtığı,

• Çocukta peteşi,

• Çocukta purpura ve ekimoz,

• Çocukta TTP (trombotik trombositopenik purpura),

• Çocukta turner sendromu ve diğer büyüme ile ilgili sendromlar,

• Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB),

• Ergenlikte anoreksiya ve bulimia,

• Erişkin yaşa gelmiş doğumsal kalp hastalıkları,

• Hipospadias (Peygamber sünneti),

• İnmemiş testis,

• Kawasaki sendromu,

• Kızamık, kızamıkçık, kızıl,

• Molluskum kontagiozum,

• Norovirüs enfeksiyonu,

• Otizm,

• Serebral palsi,

• Spina bifida,

• Spinal musküler atrofi (SMA),

• Su çiçeği,

• Sünnet,

• Yenidoğan sarılığı, solunum sıkıntısı,

• Bademcik, akut üst solunum yolu enfeksiyonu, otit, glomerülonefrit,

• Adelasan,

• Kansızlık,

• Ergenlikte beslenme bozuklukları.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıklarında Yapılan İşlemler ve Tetkikler Nelerdir?

Çocuk sağlığı ve hastalıkları bölümünde bebek ve çocukların genel iyilik halinin sürdürülmesi adına yapılan birçok işlem ve tetkik mevcuttur.

Pediatri doktorları tarafından bu kapsamda uygulanan işlemler genel olarak şu şekildedir:

• Fizik muayene

• Ulusal Aşı takviminin uygulanması

• Yaşına uygun özel aşıların yapılması

• Çocuğun fiziksel, duygusal, zihinsel ve sosyal gelişiminin takibi

• Gerekli durumlarda ilaç tedavisi uygulanması

• Genel iyilik halinin devamı için yaşam tarzına dair önerilerde bulunması

Çocuk sağlığı ve hastalıkları polikliniklerinde en sık başvurulan tetkikler ise şu şekildedir:

• Yenidoğan dönemi tarama testleri (Topuk Kanı)

• Yenidoğan dönemi işitme testi

• Kalça ultrasonu

• Kansızlık (anemi ) tetkikleri

• Ergenlik dönemi gereken hormon testleri

• Kemik yaşı belirlenmesi

• Sağlıklı bir erişkin dönemi için gereken büyüme testleri

• Alerji testleri

• Metabolik panel incelemeleri

• Pediatrik lipit profilinin değerlendirilmesi

• Kan sayımları

• Vitamin düzeylerinin incelenmesi

• Radyolojik görüntüleme tetkikleri

Çocuk Sağlığı ve Hastalıklarında Tedavi Yöntemleri ve Florence’ın Yaklaşımı Nedir?

Florence Nightingale Hastaneleri çocuk sağlığı ve hastalıkları bölümünde hastanın klinik durumuna en uygun son teknoloji tanısal yaklaşımlar ile sorunun kısa sürede tespit edilmesi ve uygun tedavinin erken dönemde başlanabilmesi amaçlanır. Tespit edilen hastalığın altında yatan nedene yönelik en uygun tedavi yaklaşımının uygulandığı çocuk sağlığı ve hastalıkları bölümünde ilaç ve destek tedavilerinin yanı sıra gerekli durumlarda en uygun pediatrik cerrahi müdahalenin gerçekleştirilmesi de sağlanmaktadır.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıklarında Kullanılan Sağlık Teknolojileri Nelerdir?

Florence Nightingale Hastaneleri çocuk sağlığı ve hastalıkları bölümü, geniş yan dal uzmanlıkları bünyesinde birçok farklı ileri teknoloji sağlık ekipmanın kullanımını gerçekleştirir.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları İçin Neden Florence’ı Tercih Etmeliyim?

Çocuk sağlığı ve hastalıkları bölümü, günümüzde çok sayıda farklı alt uzmanlık dallarına sahip olan geniş bir branş haline gelmiştir. Bebek ve çocukların genel iyilik halinin sürdürülmesi ve sağlığını olumsuz yönde etkileyen durumların kontrol altına alınması için Florence Nightingale Hastaneleri bünyesinde bulunan birçok farklı pediatrik dal uzman doktoru ile çalışılmaktadır.

Florence Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ekibi, Uzmanlıkları ve Özel İlgi Alanları Nelerdir?

Florence çocuk sağlığı ve hastalıkları ekibi, erken yaş gruplarında meydana gelen birçok rahatsızlığın tanı ve tedavisini gerçekleştirir. Her ne kadar büyüdüklerinde yetişkin bir birey olacaksalar da çocuklar tıbbi açıdan yetişkinlerin küçük bir anatomik modeli olarak kabul edilmemektedir. Dolayısıyla çocuk sağlığı ve hastalıkları merkezinde, çocuk hastaların sağlık durumunun teşhisi ve tedavisi için yetişkin branşlarda olduğu gibi çok farklı dahili ve cerrahi yan branşlar bulunur. Florence çocuk sağlığı ve hastalıkları merkezinde; pediatrik alerji, endokrinoloji, gastroenteroloji, genetik hastalıklar, göğüs hastalıkları, hematoloji, kardiyoloji, nefroloji, nöroloji, ortopedi, romatoloji, üroloji, pedagoji, yenidoğan uzman doktorları ve deneyimli sağlık personeli tarafından hasta odaklı bir sağlık hizmet verilmektedir.

Multidisipliner Bakış Açısıyla Diğer Birimler ile İlişkisi Nedir?

Çocukluk yaş grubunun fizyolojik özellikleri, yetişkinlerden oldukça farklıdır. Hatta bu özellikler çocukluk çağındaki hızlı gelişim dönemleri nedeniyle kendi içinde de birbirinden çeşitli yönlerde ayrılmaktadır. Florence Nightingale Hastaneleri çocuk sağlığı ve hastalıkları bölümü, küçük yaşlardaki bireylerin tüm sistemleri ile ayrı ayrı ilgilenen geniş bir yan dal uzman yelpazesine sahiptir. Çocukluk çağı kanserleri ile ilgilenen pediatrik onkoloji ve hematoloji; beyin ve sinir sisteminin diğer yapıları ile ilgili sorunları kontrol altına almayı amaçlayan pediatrik nöroloji, yenidoğan uzmanlığı, alerji ve immünoloji uzmanlığı ve pediatrik kardiyoloji gibi birçok farklı çocuk sağlığı ve hastalıkları yan dal birimi mevcuttur.

Çocuk sağlığı ve hastalıkları merkezi kapsamında hizmet veren bu polikliniklerde, farklı yakınmalarla başvuran çocukların tanı ve tedavisi için gerekli tüm sağlık hizmetleri sunulur. Tanının kesinleştirilmesi için koordineli olarak biyokimya, mikrobiyoloji ve radyoloji laboratuvarları ile birlikte multidisipliner bir anlayış içerisinde çalışılır.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

Çocuk sağlığı ve hastalıkları, çocukların sağlığını etkileyen konuları kapsayan bir alandır. Bu konuda birçok önemli konu bulunmaktadır ve çocukların sağlığını etkileyen faktörler de oldukça çeşitlidir.

Çocuk sağlığı, çocukların fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak iyi olmalarını sağlamayı hedefler. Sağlıklı bir çocuk, büyüme ve gelişme sürecinde önemli bir rol oynar ve gelecekteki sağlığını da etkiler. Çocuk sağlığını etkileyen faktörler arasında beslenme, egzersiz, uyku düzeni, hijyen, aşılar, genetik faktörler ve çevresel etkenler sayılabilir. Bu faktörlerin düzgün bir şekilde yönetilmesi, çocukların sağlıklı bir şekilde büyümesini ve gelişmesini sağlar. Ayrıca, çocukların sağlığını korumak için düzenli sağlık kontrolleri yapılması da önemlidir.

Özel Duygu Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Servisi yenidoğan bebekten başlayarak, 0-16 yaş aralığındaki çocuk ve gençlerin tetkik, tedavi ve koruyucu sağlık hizmetlerini vermek üzere organize olmuştur. Hastanemizin servislerinden biri olan Pediatri Polikliniği, Yenidoğan Yoğun Bakımı ve Bebek Odası alt birimlerinden oluşmaktadır.

Hasta muayenelerinde büyüme-gelişme değerlendirilmelerinin yanı sıra, aşıların uygulanması, alerjik deri testleri, işitme ve göz kontrolü gibi önemli kontroller de hastanenin diğer birimlerinin iş birliğiyle gerçekleşmektedir.

Hastanemiz düzenli doktor muayenelerinden, hastalıklarının teşhis ve tedavilerine ve gelişimleri esnasında ihtiyaç hissettiğiniz bilgilere kadar her konuda çocuklarınızın hizmetindedir.

Yatarak tedavi alması gereken hastalarımız için çocuk hemşirelerimizin ve sağlık personelimizin hizmet verdiği yataklı çocuk servisimiz bulunmaktadır.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları (Pediatri) Bölümü’nde verilen hizmetler:

  • Prematüre bebek sorunları
  • Yenidoğan hastalıkları (sarılık enfeksiyon vs.)
  • Çocuklarımızın doğumundan itibaren gerekli tüm takipleri ve gerektiği andan itibaren tedavileri
  • Çocukluk çağı kronik hastalıkları
  • Büyüme ve ergenlik sorunları (aşırı kusma, adet düzensizliği, vs.)
  • Metabolik kemik hastalıkları
  • Sindirim sistemi yakınmaları
  • Demir eksikliği ve B12 eksikliği anemisi
  • Çocukluk çağı idrar yolları hastalıkları
  • Bronşit
  • Pnömani
  • Tüberküloz

Çocuk Sağlığı

Çocuk sağlığı, her çocuğun büyümesi ve gelişmesi için hayati öneme sahip olan bir konudur. Sağlıklı bir çocuk, fiziksel, zihinsel ve duygusal açıdan iyi durumda olur ve potansiyelini tam olarak ortaya koyabilir. Çocuk sağlığı, çocuğun doğumundan itibaren başlar ve ergenlik dönemine kadar devam eder. Çocuk sağlığını etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. İyi beslenme, düzenli egzersiz, yeterli uyku, hijyenik yaşam koşulları ve aşılar gibi faktörler, çocuğun sağlığını olumlu yönde etkiler. Ayrıca, çocuğun genetik yapısı, çevresel faktörler, ebeveynlerin sağlık durumu ve yaşam tarzı da çocuk sağlığını etkileyen faktörler arasında yer alır.

Sağlıklı bir çocuğun büyüme ve gelişme süreci, birçok aşamadan geçer. Doğumdan itibaren çocuğun kilo ve boy ölçümleri düzenli olarak takip edilir. Ayrıca, çocuğun motor becerileri, dil ve iletişim becerileri, sosyal ve duygusal gelişimi gibi alanlarda da değerlendirmeler yapılır. Bu değerlendirmeler, çocuğun sağlıklı bir şekilde büyüdüğünü ve geliştiğini göstermektedir.

Mutluluğun Zihinsel ve Fiziksel Sağlığa Etkileri

Mutluluk, insan yaşamının en temel hedeflerinden biridir ve sadece pozitif bir duygu durumu değil, aynı zamanda zihinsel ve fiziksel sağlığımızı olumlu bir şekilde etkileyen bir faktördür. Araştırmalar, mutlu olmanın sağlık üzerindeki olumlu etkilerini göstermektedir. Mutlu olmanın; stres azaltma, duygusal dengeyi koruma, depresyon riskini azaltma, bağışıklık sistemini güçlendirme, ağrıyı hafifletme ve uyku kalitesini artırma gibi zihinsel ve fiziksel sağlık üzerinde sayısız olumlu etkisi vardır.

Günümüzün hızlı tempolu dünyasında, mutluluk sıklıkla ihmal edilen bir değer haline gelebilir. Ancak, mutluluğun sadece içsel bir duygu durumu olmadığını, aynı zamanda zihinsel ve fiziksel sağlığımızı derinden etkileyen güçlü bir faktör olduğunu göz ardı etmemeliyiz.

Mutluluğun Zihinsel Sağlığa Faydaları Nelerdir?

Mutlu olmanın zihinsel sağlığa bir dizi olumlu katkısı vardır. Mutlu olmak zihinsel sağlığımız üzerinde önemli etkilere sahiptir ve zihinsel sağlığa bir dizi olumlu katkısı vardır. Zihinsel sağlığa katkıları ise şu şekilde sıralanabilir:

Stres Azalması: Mutlu insanlar, stresle daha etkili bir şekilde başa çıkarlar. Pozitif bir zihinsel durum, stres hormonlarının azalmasına yardımcı olur ve stresin zihinsel sağlığa olan olumsuz etkilerini azaltabilir.

Duygusal Dengenin Korunması: Mutluluk, duygusal dengeyi sürdürmemize yardımcı olur. Olumlu bir zihinsel durum, duygusal zorlukları daha iyi yönetebilmemize ve negatif duygusal tepkileri azaltmamıza katkı sağlar.

Depresyon Riskini Azaltma: Yapılan araştırmalar, mutlu insanların depresyon riskinin daha düşük olduğunu göstermektedir. Pozitif düşünmek, depresyonun önlenmesine yardımcı olabilir.

Anksiyeteyi Azaltma: Mutlu insanlar, anksiyete ve kaygı düzeylerinin daha düşük olduğunu gösterirler. Pozitif düşünce, endişe ve kaygıyı hafifletmeye yardımcı olabilir.

Özsaygıyı Artırma: Mutluluk, daha yüksek bir özsaygı seviyesine yol açabilir. Kendine güven ve pozitif bir benlik algısı geliştirmeye yardımcı olabilir.

Sosyal İlişkilerin Güçlenmesi: Mutlu insanlar, daha sağlam sosyal ilişkilere sahiptirler. Sosyal destek, zihinsel sağlık için önemlidir ve mutluluk, daha sağlıklı ve tatmin edici ilişkiler kurmamıza yardımcı olabilir.

Daha İyi Karar Verme Yeteneği: Mutluluk, bilişsel işlevleri artırabilir. Olumlu bir ruh hali, daha iyi kararlar verme yeteneğine katkıda bulunabilir.

Daha İyi Uyku: Mutlu insanlar, daha iyi uyku alışkanlıklarına sahiptirler. Kaliteli uyku, zihinsel sağlığın önemli bir bileşenidir ve mutluluk, uyku kalitesini iyileştirebilir.

Mutluluğun Fiziksel Sağlığa Faydaları Nelerdir?

Mutluluk, sadece içsel bir duygu durumu değil, aynı zamanda fiziksel sağlığımız üzerinde de büyük bir etkiye sahiptir. Fiziksel sağlığa pek çok olumlu katkısı olan mutluluğun faydaları şu şekildedir:

Bağışıklık Sistemini Güçlendirme: Mutlu insanlar, bağışıklık sistemlerini güçlendirebilirler. Pozitif bir zihinsel durum, bağışıklık hücrelerinin daha etkili bir şekilde çalışmasına yardımcı olur ve vücudu enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı daha dirençli hale getirebilir.

Ağrıyı Azaltma: Mutlu olmak, ağrı hissini azaltabilir. Endorfin adı verilen doğal ağrı kesici maddelerin salınımını artırarak ağrının hafifletilmesine yardımcı olabilir.

Kardiyovasküler Sağlık İyileştirmesi: Mutlu insanlar, kalp-damar sağlıklarını iyileştirme eğilimindedirler. Stresin azalması, kan basıncının düşmesine yardımcı olabilir ve kalp hastalıkları riskini azaltabilir.

Uyku Kalitesini İyileştirme: Mutlu insanlar, daha iyi uyku alışkanlıklarına sahiptirler. İyi bir gece uykusu, fiziksel sağlığın önemli bir bileşenidir ve mutluluk, uyku kalitesini iyileştirebilir.

Hormonal Dengenin Desteklenmesi: Mutlu olmak, hormonların dengesini destekleyebilir. Pozitif düşünce, stres hormonlarının azalmasına ve hormon dengesinin korunmasına yardımcı olabilir.

Daha Sağlıklı Yaşam Tarzlarını Teşvik Etme: Mutlu insanlar, daha sağlıklı yaşam tarzlarını teşvik etme eğilimindedirler. Düzenli egzersiz yapma, sağlıklı beslenme ve kötü alışkanlıklardan kaçınma konusunda daha motive olabilirler.

Yaşam Süresini Uzatma: Araştırmalar, mutlu insanların daha uzun yaşama olasılığının daha yüksek olduğunu göstermektedir. Pozitif düşünmek, yaşam süresini uzatabilir.

Sayfa içeriğinde yer alan bilgiler yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. İlgili sayfada tedavi edici sağlık hizmetine yönelik bilgiler içeren öğeler yer almamaktadır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

NP İSTANBUL HASTANESİ

Sağlığımızı Korumak İçin Neler Yapmalıyız? Madde Madde

Sağlığımızı korumak için;

  • Düzenli beslenmeliyiz.
  • Düzenli uyumalıyız.
  • Sabah uyandıktan sonra en geç 1 saat içerisinde kahvaltı yapmalıyız.
  • Uyumadan hemen önce besin tüketmemeliyiz.
  • Lif oranı yüksek besinleri tercih etmeliyiz.
  • Yağ tüketiminde ölçülü olmalıyız.
  • Düzenli spor yapmalıyız.
  • Vücut temizliğimize özen göstermeliyiz.
  • Hijyen şartlarına uygun yaşamalıyız.

Sağlıklı bir hayat sürmek için bazı alışkanlıklara sahip olmak şarttır. Günümüz şartlarında sağlıksız besinler tüketmek, düzensiz uyumak, insan vücuduna zarar verecek alışkanlıklara sahip olmak sağlıksız bir yaşama neden olmaktadır. Sağlıklı bir hayat sürdürmek için;

1.Düzenli ve dengeli beslenmeliyiz.

Beslenme insan sağlığını korumak için dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan biridir. Düzenli beslenme öğünleri belirli ve doğru saatlerde tüketme ile mümkündür. Kahvaltıları uyandıktan sonra 1 saat içerisinde yapmak ve gece yatmadan önce kesinlikle besin tüketmemek gerekmektedir. Sağlıksız yiyeceklerden uzak durmalı, sağlıklı besinleri uygun saatlerde tüketmeliyiz.

2.Uyku düzenimize dikkat etmeliyiz.

Düzenli uyku günlük hayatın koşuşturmacası içerisinde sağlığımızı korumak için alışkanlık haline getirmemiz gereken bir davranıştır. Uzmanlara göre günlük 6 ile 8 arasında uyku uyumak vücut için oldukça faydalıdır. Uyku saatleri ve uyku sürelerine dikkat ederek düzenli bir şekilde uyumak daha uzun yaşamak için de önerilen bir uygulamadır.

3.Düzenli olarak spor yapmalıyız.

Spor insan yaşamını daha kaliteli hale getiren bir eylemdir. Düzenli spor yapmak hem vücut sağlığı hem de zihin sağlığı için tavsiye edilmektedir. Günlük hayatta belli başlı spor rutinleri edinerek düzenli bir şekilde spor yapabilirsiniz.

4.Hijyen şartlarına dikkat etmeliyiz.

Vücudumuzun ve yaşadığımız alanların hijyenik olması sağlıklı bir hayat sürmek için şarttır. Yaşadığımız alanları düzenli olarak temizleyerek ve vücut temizliğimize dikkat ederek daha sağlıklı bir hayat yaşayabiliriz.

5.Aşırı stresten uzak durmalıyız.

Stres az miktarda olduğunda insanlar için harekete geçirici bir güç olarak olumlu işlev görür. Ancak aşırı stres insanların beden ve zihin sağlığını olumsuz etkileyerek hayat standartlarını düşürebilmektedir. Aşırı stresten uzak durarak daha sağlıklı bir hayat yaşayabiliriz.

Okulda Sağlığımızı Korumak İçin Neler Yapmalıyız?

Okulda sağlığımızı korumak için;

  • Ellerimizi sık sık sabun ile yıkamalıyız.
  • Çöplerimizi çöp kutusuna atmalıyız.
  • Hastalandığımızda evde istirahat etmeliyiz.
  • Terlediğimizde su içmemeliyiz.
  • Tuvaletleri temiz kullanmalıyız.
  • Yemek yemeden önce ve sonra ellerimizi yıkamalıyız.
  • Tuvaletleri kullandıktan sonra ellerimizi sabun ile yıkamalıyız.
  • Abur cubur benzeri sağlıksız yiyeceklerden uzak durmalıyız.
  • Kendimize zarar verecek oyunları oynamamalıyız.
  • Sınıfımızı temiz tutmalıyız.
  • Yemek yerken yemeğimizi temiz olmayan yerlere koymamalıyız.
  • Hapşururken ağzımızı mendil ile, mendil yoksa kolumuzun iç kısmı ile kapatmalıyız.

Diş Sağlığımızı Korumak İçin Neler Yapmalıyız?

  • Günde iki kez (biri mutlaka uyamadan önce) dişlerimizi fırçalamalıyız.
  • 6 ayda bir diş doktorumuza kontrol amaçlı görünmeliyiz.
  • Doğru sertlikte diş fırçası tercih etmeliyiz.
  • Dişlerimizi en az 2 dakika en çok 3 dakika fırçalamalıyız.
  • Doktor kontrolü dışında diş beyazlatıcı benzeri ürünler kullanmamalıyız.
  • İçerisinde şeker barındıran sakız benzeri ürünleri mümkün olduğunda az tüketmeliyiz.
  • Daha iyi bir ağız temizliği için gargara kullanmalıyız.
  • Düzenli olarak diş ipi kullanmalıyız.
  • Yemek sonrasında ağızlarımızı çalkalamalıyız.
  • Sert yiyecekleri dişlerimiz ile kırmaktan kaçınmalıyız.
  • Dişlerimizi sıkmamalı, gıcırdatmaktan kaçınmalıyız.
  • Düzenli olarak diş taşı temizliği yaptırmalıyız.
  • Dil temizliğine özen göstermeliyiz.
  • Gazlı içecek tüketimini olabildiğince aza indirgemeliyiz.
  • Diş fırçamızı 3 ayda bir değiştirmeliyiz.
  • Sigara benzeri zararlı maddelerden uzak durmalıyız.
  • Diş ve diş etlerimiz için düzenli olarak günde bir bardak yeşil çay tüketmeliyiz.
  • Dişlerimizin çürümesini önlemek için süt ve süt ürünleri tüketmeye özen göstermeliyiz.

NETWORK OKULU

Comments are closed.